SUYUN SESİNDE SAKLI HATIRALAR BÖLÜM: 5

ÇOCUKLUĞUMUN DEĞİRMENİ

Hatıralarımın En Güzel Köşesi

İnsan ömrü boyunca birçok yer görür, birçok insan tanır, sayısız hatıra biriktirir. Ama çocukluk yıllarında gönlüne dokunan bazı mekânlar vardır ki, aradan geçen onlarca yıla rağmen hafızasından hiç silinmez.

Benim için o yerlerden biri, dere kenarındaki su değirmeniydi.

Çocuk aklımla değirmene her gidişim, sanki yeni bir dünyaya açılan kapıdan içeri girmek gibiydi. Daha uzaktan derenin sesi duyulmaya başlar, ardından ahşap oluğun içinden hızla akan su görünürdü. Biraz daha yaklaştığımda ise ağır ağır dönen çark, taşların derinden gelen uğultusu ve un kokusuna karışan odun ateşinin dumanı beni karşılar, içimi tarif edemediğim bir sevinç kaplardı.

Sanki değirmenin de bir ruhu vardı.

Kapısından içeri giren herkesi sessizce selamlayan, suyun diliyle konuşan, taşların sesiyle hikâyeler anlatan canlı bir dünyaydı orası.

Ben çoğu zaman bir köşeye oturur, uzun uzun etrafı seyrederdim.

Değirmencinin hiçbir hareketini kaçırmak istemezdim.

Hazneye dökülen buğdayı…

Taşların arasından dökülen sıcacık unu…

Çarkın hiç yorulmadan dönüşünü…

Ve bütün bunları büyük bir sabırla yöneten değirmenciyi…

Bana göre değirmenci sıradan bir insan değildi.

Sanki akan suyla konuşuyor, taşlarla anlaşıyor, buğdayın dilinden anlıyordu.

Çocuk gözümle onu hayranlıkla izlerdim.

Bir taraftan suyu kontrol eder, bir taraftan taşların ayarını yapar, bir taraftan gelenlerle sohbet eder, bir taraftan da değirmene gelen herkese aynı güler yüzle davranırdı.

Hiç acele etmezdi.

Hiç telaşlanmazdı.

Ne kadar çok işi olursa olsun yüzündeki huzur hiç kaybolmazdı.

Belki de beni en çok etkileyen buydu.

Çünkü değirmenin içinde yalnızca taşlar değil, zaman da ağır ağır akardı.

Orada kimsenin bir yere yetişme telaşı yoktu.

Hayat, suyun akışına ayak uydurmuştu.

Ben bazen saatlerce konuşmadan oturur, sadece dinlerdim.

Suyun sesini…

Taşların uğultusunu…

Ahşap çarkın ritmini…

Unun tekneye dökülürken çıkardığı o ince sesi…

Bugün düşünüyorum da, çocukluğumun en güzel musikisi belki de buydu.

O sesler bana huzur verirdi.

İçimde tarif edemediğim bir güven duygusu oluştururdu.

Sanki değirmen döndükçe hayat da yolunda gidiyordu.

Yıllar sonra öğretmen olup Anadolu’nun farklı köylerinde görev yaptığımda, ne zaman bir su değirmeni olduğunu duysam yolumu mutlaka oraya çevirdim.

Köylüler bazen şaşırarak,

“Hocam, değirmende ne işiniz var?” diye sorarlardı.

Ben ise sadece gülümserdim.

Bunu onlara anlatmak kolay değildi.

Çünkü beni oraya götüren yalnızca bir değirmen değildi.

Çocukluğumdu…

Hatıralarımdı…

İçimde hiç eksilmeyen o derin özlemdi.

Her gidişimde kendimi yeniden küçük bir çocuk gibi hissederdim.

Bir köşeye oturur, değirmenciyi seyrederdim.

Sanki yıllar hiç geçmemiş gibi…

Sanki zaman durmuş gibi…

Sanki çocukluğum beni bekliyormuş gibi…

Bugün anlıyorum ki insanın çocukluğu, bazen bir evde, bazen bir sokakta, bazen de dere kenarında dönen eski bir su değirmeninde saklı kalıyor.

Ve yıllar sonra insan nereye giderse gitsin, o çocuk bir gün mutlaka yeniden elinden tutup aynı yere götürüyor.

Benim çocukluğumun yolu da hep aynı yere çıktı.

Dere kenarındaki o eski su değirmenine…

Çünkü orada yalnızca buğday öğütülmüyordu.

Orada çocukluğum büyüyor, hatıralarım birikiyor ve hayat bana sessizce insan olmayı öğretiyordu.

İsmail ERDAL

Emekli Eğitimci

GELECEK BÖLÜM:

BÖLÜM: 6. SUYUN SESİNDE SAKLI HATIRALAR;

DEĞİRMENCİNİN TUZSUZ ÇÖREĞİ

(Devam Edecek)