Tarık Ziya Ekinci’yi sadece yazdıklarıyla değil, bizzat sohbet ederek, yakından tanıma bahtiyarlığına erişmiş biri olarak bu satırları kaleme alıyorum. Onunla yaptığımız bir görüşmede, doğrudan kendisine sormuştum: “Sizin TİP milletvekili olarak hazırladığınız ve hâlâ tartışılan Kürt raporunun özünü nasıl tanımlarsınız?” Aldığım yanıt hem sade hem de derinlikliydi: “İnkârı değil, tanımayı önerdim.”
Tarık Ziya Ekinci, Türkiye İşçi Partisi’nin 1965’te parlamentoya giren ilk temsilcilerinden biri olarak, Kürt sorununun çözümünde cesaretle düşüncelerini dile getirmiş bir aydındır. Onun kaleme aldığı rapor, dönemi için çığır açıcı bir metindir. Bugünün ikliminde bile, eşit yurttaşlık, kimlik hakları ve demokratikleşme gibi konularda hâlâ ulaşamadığımız bir seviyeyi işaret eder.
Rapor, temel olarak şunu savunur: Türkiye’de Kürtlerin varlığı sosyolojik, tarihsel ve kültürel bir gerçektir. Bu gerçeği inkâr ederek değil, kabul ederek çözüm mümkündür. Raporda Kürt halkının maruz kaldığı ekonomik geri kalmışlık, kültürel baskılar ve siyasal dışlanmışlık detaylı biçimde analiz edilir. Ancak bu analiz, herhangi bir bölünme ya da ayrılıkçılık çağrısı değildir. Tam tersine, Türkiye’nin demokratikleşmesi ile Kürt sorununun birlikte çözülebileceğini savunan bütüncül bir yaklaşımdır.
Ekinci’nin duruşunda beni en çok etkileyen şey, meseleyi hamasetle değil, insaniyetle ele almasıdır. Raporda ne bir etnik üstünlük savı vardır, ne de bir bölgesel kopuş talebi. Bazılarının zannettiği gibi “özerklik” gibi doğrudan bir siyasal statü talep edilmez. Ancak yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, halkın kendi dilinde eğitim ve kültür faaliyetlerine erişimi, ekonomik kalkınma gibi başlıklarda ciddi öneriler yer alır. Yani aslında, bugünün yerel demokrasi anlayışına öncülük eden bir bakış açısıdır bu.
Tarık Ziya Ekinci’nin raporu, devleti ele geçirme değil, halkı kazanma niyetiyle yazılmıştır. O, inkârcı anlayışa karşı eşitliği, baskıya karşı özgürlüğü, dayatmaya karşı birlikte yaşamı savunmuştur. Ekinci’nin kişisel ahlakı da bu duruşla örtüşür. Ne kibirli bir akademisyendi, ne de kuru sloganlara sığınan bir siyasetçi. Gözlemlediğim kadarıyla, inandığı doğruları anlatmaktan çekinmeyen, vicdanı ve adaleti önceleyen bir insandı.
Bugün hâlâ Kürt meselesi çözümsüzlüğün kıskacında debelenirken, onun yıllar önce yazdığı satırların önemi daha da artıyor. Çünkü Ekinci’nin önerdiği şey ne silahlı mücadeleydi, ne de merkeziyetçiliği körükleyen baskıcı bir devlet. O, herkesin eşit yurttaş olduğu, kültürlerin baskılanmadığı, ekonomik ve sosyal adaletin sağlandığı bir Türkiye düşlüyordu.
Ben bu düşü hâlâ önemsiyor ve o günkü cesur duruşunu, bugünün genç kuşaklarına örnek göstermeyi bir borç biliyorum. Tarık Ziya Ekinci’yi yalnızca bir milletvekili olarak değil, bu ülkenin yaralı vicdanında onarıcı bir ses olarak anımsamak gerekir.
İsmail Erdal Mayıs 2025 Marmaris
Not: Tarık Ziya Ekinci’yi yakından tanıyan değerli yoldaşım İlhan Alkan’ın katkı ve destekleri için teşekkür ederim.






