"NACI EREN: İnançtan Bilince, Meydandan Gönüllere Uzanan Bir Yolculuk"

Bugün size, hem dostum hem yol göstericim olmuş bir halk adamını anlatmak istiyorum: Naci Eren’i…

1967 yılıydı. Henüz genç bir öğretmen olarak Amasya’nın Taşova ilçesine bağlı, yolu bile olmayan uzak bir orman köyüne atanmıştım. Devletin adını pek anmadığı, hizmetin neredeyse uğramadığı bir köy… Ama içinde yüce gönüllü, çalışkan insanlar barındıran bir yurt parçasıydı orası. Günler birbirini kovalarken, bir gün köy meydanına doğru yaklaşan bir vilis cip dikkatimi çekti. Tozlu yolda ilerleyen bu araçtan üç kişi indi: biri hafızlığı ve halk sevgisiyle tanınan Naci Eren, biri Türkiye İşçi Partisi (TİP) Amasya İl Başkanı Şerafettin Atalay, üçüncüsünün adını bugün anımsayamıyorum.

Köyde kahvehane yoktu, ama halk duyunca toplandı. Kadınlar, yaşlılar, gençler… Herkes bu üç kişiyi dinlemek için meydana geldi. Merak da vardı, beklenti de. Ama en önemlisi, konuşacak birini ilk kez görmekten doğan umut vardı.

Naci Eren konuşmaya başladığında köy sustu. O öyle yüksekten konuşan, yukarıdan bakan biri değildi. Sözü halkın diliyle söylüyor, dertleri halkın yüreğinden okuyordu. Çünkü o da halkın içinden gelmişti. Yoksulluğu tanımış, tarlada çalışmış, camide vaaz vermiş, Kur’an bilen, hafızlık yapmış bir Anadolu çocuğuydu. Ama o gün orada yalnızca bir hafız değil; adalet ve eşitlik arayışını dillendiren, halkçılığı savunan, üretimden yana bir siyasal anlayışın temsilcisi olarak konuşuyordu.

O yıllarda dine mesafeli sanılan sosyalist düşüncenin, inançla barışık biçimde nasıl halkçı bir zeminde yer bulabileceğini onun sözlerinde gördüm. Radyo aracılığıyla yaptığı o meşhur konuşmasında dediği gibi:

“Ben bir imamım, halkın içinden geliyorum!”

İşte bu cümle, onun samimiyetini ve cesaretini özetliyordu. Bu yaklaşım, sadece Amasya ve çevresinde değil, Türkiye genelinde de yankı buldu.

Anlattıkları beni o kadar etkiledi ki, “Bu düşünceleri daha derin anlamak istiyorum,” dedim. Naci Bey hemen not aldı. Kısa süre sonra bana beş kitap gönderdi: Sosyalizmin Alfabesi, Darwin’in evrim teorisini anlatan bir derleme, Karl Marks’tan bölümler… O kitapları okudum, sindirdim, defterlerce not aldım. O kitaplarla birlikte, Naci Eren’le başlayan dostluğum, fikirsel bir yolculuğun da başlangıcı oldu.

Naci Eren, 1968 yılında TİP’ten Amasya milletvekili adayı oldu. Seçimi sadece 49 oyla kaybetti. Bu sonuç, onun halkla ne kadar güçlü bir bağ kurduğunun göstergesiydi. O dönemin baskılı ortamında bu kadar oy almak bile büyük başarıydı. Ama yılmadı.

Daha sonra Taşova Şoförler Derneği Başkanlığı yaptı. Şoför esnafının sorunlarını birebir bilen, haklarını savunan, dernekçiliği pasif değil, mücadele aracı olarak gören bir anlayış sergiledi. Ardından, doğup büyüdüğü topraklarda, Uluköy Belediye Başkanı seçildi.

Belediye başkanlığı döneminde Uluköy’ün çehresi değişti. Yol, su, temizlik, ulaşım, halk toplantıları gibi temel belediyecilik hizmetlerini çağın çok ötesinde bir halk katılımıyla yürüttü. Makam kapısını hiç kapatmadı. Belediye başkanlığını bir halk görevi, bir gönül hizmeti olarak gördü. Bugün hâlâ Uluköy’de onun dönemi saygıyla anılır.

Naci Eren’in ne çok kitabı ne de yazdığı broşürleri vardı. Ama onun konuşmaları, duruşu, tavrı zaten birer yaşam kitabı gibiydi. Sade konuşur, derin yaşardı. İnancını kimseye dayatmazdı, ama inancı sayesinde halkla arasında güçlü bir gönül bağı kurardı.

29 Ocak 1971 yılında, TİP Amasya İl Başkanı Şerafettin Atalay’ın karanlık eller tarafından öldürülmesi hepimizi derinden sarstı. Bu güne kadar failleri bulunmadı. O günlerde kitap okumak, örgütlenmek, fikir beyan etmek bile tehlike sayılıyordu. Naci Eren ise bu karanlık dönemlerde halkın içinde kalmayı, geri çekilmemeyi seçti.

21 Eylül 1988’de, henüz 53 yaşındayken kansere yenik düştü. O gün sadece bir insan değil; bir dönem, bir umut, bir dil, bir inanç da eksildi bu topraklardan. Ama ardında temiz bir isim, güçlü bir duruş ve halkla kurduğu derin bir bağ bıraktı.

Bugün hâlâ halkı kandırmadan, onunla eşit ilişki kurarak siyaset yapan kaç kişi var? Bugün hâlâ inancını halkçılıkla buluşturabilen kaç aydın var? İşte Naci Eren, bu denklemi kurabilmiş az sayıdaki Anadolu devrimcisinden biriydi. O, hem imam hem halkçı hem de özgürlükçüydü. Birleştirendi, ayrıştıran değil.

Benim için sadece bir dost değil, aynı zamanda hayatımın yönünü değiştiren bir dosttu. Onu anlatmak, bir dönemi hatırlamak değil; o dönemin bugünkü izini sürmektir.

Naci Eren’i rahmetle, özlemle, saygıyla anıyorum. Ruhu şad olsun.

İsmail Erdal  Ağustos 2025 Muğla