Suriye de, Ebu Muhammed el-Culani, 2011 yılında El Kaide’nin Suriye kolu olarak kurulan Nusra Cephesi’nin liderliğini yapmış, daha sonra örgütün adını değiştirerek HTŞ’yi oluşturan, şu anda lider olarak görülen el-Culani, kendisiyle resim çektirmek isteyen genç kıza, başının kapatılması için yaptığı ikaz, sadece bir bölgenin değil, tüm dünyada kadınların karşı karşıya olduğu tehditlerin bir özeti gibiydi. Bugün Ortadoğu’da gördüğümüz kadın karşıtı uygulamaların altında yatan zihniyet, kadını toplumda ikinci plana iten, hatta onu köleleştiren anlayışın bir tezahürüdür. Bu anlayış, sadece Suriye ya da Afganistan gibi ülkelerde değil, maalesef Türkiye’de de artarak kendine zemin bulmaya çalışıyor. Türk kadınlarının geleceği için bu gidişatı görmek ve önlem almak zorundayız.
Kadınların kamusal alandan dışlanması, eğitim haklarının ellerinden alınması ve birey olarak değil, “bir erkeğe ait” olarak görülmesi, tarih boyunca süregelen bir anlayışın yansımasıdır. Suriye’de genç bir kızın başını örtmesi için yapılan müdahale, bu düşüncenin en açık göstergelerindendir. Bu olay, sadece o coğrafyada yaşanan bir olay olarak değerlendirilemez; bu zihniyet, fırsat bulduğu her yerde kök salmaya hazırdır.
Türkiye, Atatürk’ün devrimleri sayesinde kadın haklarında bir dönem birçok ülkeye örnek olmuştu. Kadınlar seçme ve seçilme hakkını pek çok Batı ülkesinden önce kazanmış, eğitimde ve çalışma hayatında önemli kazanımlar elde etmişti. Ancak bugün, bu kazanımların tehdit altında olduğunu görmekteyiz. Okulların imam hatipleştirilmesi, kadınların iş yaşamından uzaklaştırılması ve giderek artan şiddet olayları, bu gerilemenin göstergeleridir. Filiz Gazi’nin “Görünmeyen Cemaat Mürideleri” kitabında belirttiği gibi, bu süreç tesadüfi değildir; kadınları özgür birey olmaktan çıkarıp cemaatlere, tarikatlara teslim etme amacı güden sistematik bir yaklaşım söz konusudur.
Kadınların köleleştirilmesi fikri, yalnızca bir dini veya mezhebi uygulama değil, bir iktidar ve kontrol aracı olarak kullanılmaktadır. Bugün Türkiye’deki bazı gruplar, kadınları “erkeğe itaat eden” bireyler haline getirmek için toplumsal normları ve yasaları kendi ideolojilerine göre şekillendirmeye çalışıyor. Bu anlayış, kadını sadece ev içinde bir role hapsetmekle kalmaz, aynı zamanda onun eğitim hakkını, ekonomik bağımsızlığını ve birey olma hakkını da elinden alır.
Bu noktada Atatürk’ün kadınlara kazandırdığı hakların ne kadar değerli olduğunu yeniden hatırlamalıyız. Atatürk, kadınları özgürleştirmeden modern bir toplumun kurulamayacağını görmüş ve tüm devrimlerini bu anlayışla hayata geçirmiştir. Bugün Türk kadınlarının, Atatürk’ün bu mirasına sahip çıkması ve haklarını savunması, geleceği belirleyecek en önemli adımlardan biridir. Kadınların sessiz kalması, bu köleleştirme zihniyetine boyun eğmesi demektir. Oysa ki mücadele, geçmişte olduğu gibi bugün de mümkündür ve gereklidir.
Türkiye’de kadınların karşı karşıya olduğu bu tehlikeleri bertaraf etmek için:
Laik eğitim sistemi korunmalı ve güçlendirilmelidir. Okulların cemaatlerin ve tarikatların etkisinden tamamen arındırılması gereklidir.
Kadına yönelik şiddetle mücadele yasaları sadece kâğıt üzerinde kalmamalı, etkin şekilde uygulanmalıdır.
Kadınların ekonomik bağımsızlığı teşvik edilmeli, iş hayatında daha fazla yer almaları için politikalar geliştirilmelidir.
Toplumsal farkındalık artırılmalı, kadınların haklarını savunmaları için bilinçlendirme çalışmaları yapılmalıdır.
Kadınların haklarına sahip çıkmadığı bir toplum, özgürlüğünü ve çağdaşlığını kaybetmeye mahkûmdur. Bugün Suriye’de genç bir kızın yaşadığı müdahale, yarın Türkiye’nin herhangi bir köşesinde yaşanabilir. Bunun olmaması için kadınların sadece bireysel olarak değil, toplumsal bir güç olarak örgütlenmesi ve mücadele etmesi şarttır.
Unutulmamalıdır ki kadının özgür olduğu bir toplum, gerçek anlamda özgür bir toplumdur. Atatürk’ün izinden giderek, kadınların hak ettiği özgürlüğe ve eşitliğe ulaşmalarını sağlamak, hepimizin görevidir. Çünkü kadını köleleştiren bir zihniyet, aslında tüm toplumu köleleştirmeye çalışıyordur.
İsmail Erdal 15.12.2024




(Resimler alıntı.)





