“Taşova ilçesi Karsavul Köyü Zana Deresi Mahallesindeki Tarihi Roma Hamamı ve Hasan Uğurlu Barajı’nda Tekne Turları”
1968 yılında Taşova ilçesi Gökpınar köyünde öğretmenlik yapmıştım. 1968’lerde Gökpınar Köyü, araç yolunun olmadığı, ulaşımı zor fakat bir o kadar da huzurlu bir yerleşim yeriydi. Doğa ile iç içe olan bu köy, adeta bir saklı cennet gibi ormanın içinde, Samsun’un Çökekli Köyü’ne ve Gökdere Kanyonu’na komşuydu. Köyün içinde hayat, derin bir sessizlik ve doğanın melodileriyle şekillenirdi. Gökdere kanyonunda, değirmenlerinin sürekli dönen taşları, doğanın canlılığını simgelerdi. Bu değirmenlerde, unla yapılan meşhur tuzsuz değirmen çörekleri, Değirmenler’i ziyaret edenlere bir ikram değil, adeta doğanın ve misafirperverliğin bir hediyesi gibiydi.
Burada zaman, yavaş ve huzurlu akardı. Köyün yeşil örtüsü, her mevsim ayrı bir güzelliği sergiler, her köşe bir tablonun parçası gibi görünürdü. Ormanın kuytularında kuş sesleri yankılanırken, su değirmenlerinin hışırtısı, adeta köyün kalp atışlarını duyururdu. Köyün insanları, bu doğallığın ve sadeliğin içinde mutlu bir hayat sürer, yaşamlarının her anını paylaşmanın, komşuluk etmenin huzurunu hissederdi.
Gökpınar, o yıllarda modern dünyanın gürültüsünden uzak, doğanın tüm cömertliğiyle kucakladığı, sade ama ruhu zengin bir köydü. Bu toprakların huzuru, gören ve yaşayan herkesin hafızasında silinmez izler bırakırdı.
Komşu Karsavul Köyü sınırları içinde, Zana Deresi’nden Yeşilırmak’a doğru inildiğinde, Romalılardan kalma bir kaplıca hamamı bulunuyordu. Zamanın etkisiyle büyük bir kısmı toprak altında kalan bu tarihi hamamın üst kısmından girilerek, insanlar şifa arayışında bulunuyorlardı. Ben de fırsat bulduğum tatil günlerinde bu kaplıcaya giderek, suyun şifalı özelliklerinden faydalanıyordum.
Bu hamamın suları, özellikle göz hastalıklarına iyi gelmesiyle biliniyordu. Romalılar döneminden beri kullanılan bu kaplıca, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde de şifa merkezi olarak hizmet vermiştir. Ancak zamanla bakımsızlık nedeniyle atıl duruma düşmüştür. Son zamanlarda, bu tarihi hamamın yeniden hizmete açılmak istendiğini duymak beni mutlu ediyor. Karsavul Köyü Muhtarı Mustafa Korkmaz da hamamın tadilat edilerek yeniden kullanıma sunulmasını talep etmektedir. Zana Deresi Mahallesi’nde bulunan kaplıca doğal şifasıyla bölgenin dikkat çeken değerlerinden biridir. Kaplıca suyu, özellikle romatizmal hastalıklar, cilt rahatsızlıkları ve eklem ağrıları gibi sorunlar için tavsiye ediliyor. Bu şifalı suyun, vücudu rahatlattığı ve ağrıları hafiflettiği herkes tarafından bilinir.
Kaplıcanın hemen yanındaki kayalardan damlayan berrak sular ise adeta doğanın bir hediyesi gibi. Bu damlalar, halk arasında göz hastalıklarına iyi geldiği inancıyla yıllardır kullanılıyor. Çevrede yaşayan insanlar, bu damlaların göze sürülmesiyle görme problemlerinin hafiflediğini, gözlerin daha berrak gördüğünü, göz çapaklarını tedavi ettiğini söylerler. Geleneksel bir şifa kaynağı olarak burayı ziyaret edenler, hem kaplıca suyundan hem de bu özel damlalardan yararlanıyor.
1950’li yıllarda Karsavul köyünde geçen hatıralar, o dönemin yaşam koşulları ve doğal tedavi yöntemleri hakkında bizlere önemli ipuçları sunuyor. Büyük yengemin, Karsavul köyündeki kaplıcayı anlatırken çocukluğundan bahsettiği bir anıyı paylaşmak istiyorum. O dönemde, köydeki çocuklar sabah uyandıklarında gözlerinde bir rahatsızlıkla karşılaşır, gözleri neredeyse kapanmış halde kalkarlardı. Bu durum, o günlerde köyde yaygın bir sağlık sorunuymuş. Büyük yengem, bu tür rahatsızlıklar için köyün kaplıcasındaki “göz damlası suyunu” önerirdi.
Yıllar sonra, Gökpınar köyünde öğretmenlik yaptığım sırada, benzer göz rahatsızlıkları çeken insanların aynı kaplıcadaki göz damla suyuna giderek şifa aradıklarına tanık oldum. Doğanın bize sunduğu bu eşsiz kaynak, insanların sağlığına nasıl katkı sağladığını gözler önüne seriyor. Karsavul köyünün kaplıcası, o günlerden bu yana insanların hafızasında bir sağlık merkezi olarak yer edinmiş gibi görünüyor. Bu anıları dile getirirken, doğal kaynaklarımızın ne denli kıymetli olduğunu bir kez daha hatırlıyorum.
Zana Deresi’nin bu doğal mucizeleri, hem sağlığa iyi gelen yönleriyle hem de insanı huzur veren sakinliğiyle mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri. Bu değerimizi koruyup gelecek nesillere aktarmak hepimizin sorumluluğu.
Ayrıca, hamamın yakınlarında bulunan Hasan Uğurlu Barajı’nın suları, bölgeye ayrı bir güzellik katmaktadır. Yeşilırmak üzerinde, elektrik enerjisi üretimi amacıyla 1971-1981 yılları arasında inşa edilen bu baraj, Türkiye’nin ilk yeraltı hidroelektrik santraline sahiptir. Barajın göl alanı yaklaşık 22,66 km² olup, çevresi doğal güzelliklerle doludur.
Aynı havzada, Taşova Andıran köyü yakınlarında, Kelkit çayının Yeşilırmak nehrine katıldığı noktada, yeni köprü yapıldıktan sonra Boğazkesen Köprüsü’nün üç ayağı kalmıştır. Bu bölgeyi turizme açmak için Boğazkesen Köprüsü yakınlarından barajda tekne turları düzenlenip, kaplıcanın da faaliyete geçirilmesi halinde, bölgenin büyük ilgi göreceği kanısındayım. Nitekim, Samsun’un Çarşamba ilçesinde Yeşilırmak üzerinde başlatılan tekne gezileri, bölgeye olan ilgiyi artırmıştır.
Bu girişim, hem Taşova hem de Erbaa belediyelerinin ortak sınırları içinde olduğundan, iki belediyenin iş birliğiyle gerçekleştirilebilir. Bölgenin turizme kazandırılması, hem tarihi mirasın korunmasını sağlayacak hem de ekonomik olarak katkı sunacaktır. Bu nedenle, yetkililerin bu konuda adım atmaları, bölge halkı ve ziyaretçiler için büyük bir kazanım olacaktır.
Bu yerlerde 56 yıl önce gördüğüm doğallıktan ve güzellikten bir şeyler kalmış mı bilmiyorum. Hayalimde bir cennet olarak yer eden o doğanın, acımasız tahripçilerin, maden arayıcılarının ve hes cilerin karları uğruna bozulup bozulmadığını düşünmek bile içimi acıtıyor. Zaman değişti, ama umarım o güzelim yaylalar, pınarlar ve buram buram tarih kokan o doğal güzellikler hâlâ varlığını sürdürebiliyordur. Eğer bozulduysa, insanın kendi elleriyle cennetini nasıl cehenneme çevirdiğinin bir başka örneği olacaktır.
İsmail Erdal 09.12.2024 Muğla












