“Mesele Baş Değil, Beyindir”
Bir belediye başkanının çıkıp,
“Atatürk seçme ve seçilme hakkını sadece başı açık kadınlara verdi, başı kapalı kadınlara bu hakkı Tayyip Erdoğan verdi” demesi,
siyasi cehaletin değil tarihle bilinçli kavganın cümleleşmiş halidir.
Şunu en baştan söyleyelim:
Cumhuriyet, kadınlara kıyafetine bakarak değil, insan olduğuna bakarak hak verdi.
Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’te,
ne kanunlarda “başı açık” şartı vardır
ne de sandık başında başörtüsü kontrolü yapılmıştır.
Ama bazıları için tarih, gerçeklerin değil; işine gelen yalanların deposudur.
Lozan Yalanı, Kadın Hakları Yalanı, Aynı Tezgâh
Daha düne kadar,
“Kılavuzu Fesli Kadir olan” bu zihniyetin başka bir masalı vardı:
“Lozan’da madenlerimizi yabancılara verdik, 2023’e kadar çıkaramazdık.”
Gerçek neydi?
Lozan Antlaşması,
Osmanlı’dan kalan kapitülasyonların tamamının kaldırıldığı,
Türkiye’nin ekonomik ve yeraltı kaynakları üzerinde tam egemenlik kazandığı belgedir.
Yani Lozan, teslimiyet değil bağımsızlık belgesidir.
Kadın hakları meselesinde de aynı yöntemi izliyorlar:
Önce tarihi tahrif et, sonra yalanı siyaset diye sat.
12 Kasım 1933
Aydın – Demircidere Köyü
Türkiye’nin ilk kadın muhtarı
Soruyorum:
Başı mı açık, kapalı mı diye mi seçildi?
Hayır.
Köylü onu ehil gördüğü için seçti.
Cumhuriyet öneminde Kadınlara verilen haklar:
• 1930 – Kadınlara belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı
• 1934 – Milletvekili seçme ve seçilme hakkı
• 1935 Genel Seçimleri – 18 kadın milletvekili
O kadınlar Meclis’e süs diye girmedi.
Eğitimciydi, doktordu, hukukçuydu, çiftçiydi.
Cumhuriyet, kadını vitrin değil özne yaptı.
Bugün Söylenen Yalan, Yarın Büyür
Bugün
“Atatürk kadınları ayırdı” diyenler,
yarın çıkıp:
• “Lozan hezimetti” der
• “FETÖ’yü CHP getirdi” der
Çünkü yalanın sınırı yoktur,
ama tarihin hafızası vardır.
Cumhuriyet’in kadına verdiği hakları,
bir kişinin lütfu gibi anlatmak;
kadını da, tarihi de, aklı da aşağılamaktır.
Mühim olan başın üstü değil,
beyninin içidir.
Cumhuriyet,
başörtüsüne değil, kul hakkına bakar.
Sadakate değil, akla ve liyakate bakar.
Ve tarih,
ne kadar çarpıtılırsa çarpıtılsın
eninde sonunda gerçeği söyler.
İsmail Erdal






