Sonisa Kasabası

 

Tarihi kayıtlar bölgede , M.Ö. 3000 yıllarından başlayarak çok sayıda devlet ve beyliğin hakimiyet kurduğunu göstermektedir. Çeşitli kaynaklara dayanarak bu devlet ve beylikleri şu şekilde sıralamak mümkündür.

1.Hattuş Krallığı (Kuşşara Krallığı) 2. Hitit İmparatorluğu  3.Frig Uygarlığı 4. Med Devleti  5.Pers İmparatorluğu 6.Makedonya Krallığı 7. Pontus Krallığı  8. Roma İmparatorluğu  9. Bizans İmparatorluğu 10. Danişment Devleti 11. Anadolu Selçuklu Devleti 12. Moğol İmparatorluğu 13. İlhanlı Devleti 14. Osmanlı İmparatorluğu 15.Türkiye Cumhuriyeti Devlet.

 Sonisa’nın önemli bir yerleşim yeri olarak karşımıza çıkması Pontus dönemidir. Pontus kralı Mithridat Opator, Amasya’da tahta çıktıktan sonra şehrin doğu tarafını koruyabilmek ve Yeşilırmak havzasına hakim olmak amacıyla Tozanlı ile Kelkit ırmağının birleştiği yerde (Boğazkesen ve Kale Boğazı’nda) bir kale ve önünde bir kent inşa ederek buraya kendi adına izafeten Eupatorya  adını vermiştir. Fakat sonraları Roma kumandanlarından meşhur Pompey (Pompeis) , Opatorya kentini bitmemiş bulunduğundan daha fazla arazi ilave ederek nüfusunu çoğaltmış ve kentin adını Mağnopolis olarak değiştirmiştir. Şimdi olmayan bu kent, kayıtlara göre düzlüğün ortasında bulunmaktaydı.

Aynı zamanda Erbaa topraklarında Pontus döneminde, Opatorya kentinden başka tarihi Suna(Sonisa) kenti de bulunmaktadır.  Pontus Krallığı döneminde önemli yerleşim birimi olan Sonisa, Romalılar döneminde de Pont vilayetinin en seçkin kentlerinden biri olmuştur.

 Romalılar Anadolu’yu 24 eyalete ayırmışlardı. Bu taksimatta Pontus memeleketi Pont vilayeti adını almıştır. Erbaa toprakları bu bölgelerden Pont Polemonyak; sahilde Terme, Ünye ile birlikte iç bölgelerde Sivas, Zile, Neocesara (Niksar) ve Megalapolis (Boğazkesen denilen yerdeki kent) topraklarını kapsamaktaydı. Pontus krallığı döneminde önemli bir yerleşim birimi olan Sonusa, Megalapolis,Ameria ve Caberia (Niksar) Romalılar döneminde de Pont vilayetinin en seçkin kentlerinden olmuştur.

Anadolu,1071 yılındaki Malazgirt savaşı takip eden 8-10 yıl için de baştan başa açılmıştı. Aslında Müslüman Türkler 1071’den önce Anadolu’ya girmiş bulunuyorlardı.1054’de Büyük Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey bizzat Anadolu’ya girerek Bayburt’u aldı. Büyük Türk Kumandanı Afşin Bey birkaç kez Anadolu’yu baştan başa geçirerek alt üst etti.Bir ara 1068’de Niksar’ı fethetti.Tuğrul Bey Süleyman Şah’ın babası Kutalmış Beyi Bizans’a karşı Türklerin başında kumandan olarak getirdi.Türklerin Anadolu’yu alması ile bölgeye akın akın Türk nüfusu göç etmiş.Türk nüfusunu  üçte biri birkaç asır içinde bölgeye yerleşmiştir.

Anadolu’nun 1071 Malazgirt zaferi ile Müslüman Türklere açılmasından sonra Bizans imparatorunun barış şartlarını yerine getirmemesi üzerine Alparslan, Daniment Gazi’yi, Sivas, Tokat,Niksar ve Amasya gibi şehirlerin fethiyle görevlendirdi. Danişment Gazi buraları fethetti. Melik Danişment Gazi, Artuhi ve Efrumiyye adlı komutanlara on bir er vererek Cabussiye (Sonusa) ve Hayruriyye (Boğazkesen) ilini fethetmelerini söyledi.

Bölge olarak bilhassa Amasya  ve Niksar’ın Danişmentliler taraflarından fethiyle birlikte Horasan ve Harezm tarafından Türkmen ve Türk ulusları akın akın gelip bölgenin her tarafına iskan oldular.

Danişment Bey, Anadolu’nun fethine katılan ve Türkiye’nin kurulmasında rol oynayan kumandanlardan birisidir. Anadolu’nun Türkleşmesinde çok önemli görevler yapmıştır.11. yy. sonlarında Anadolu’daki Bizans, Haçlı ve Hıristiyan krallılıkları ve İslam çatışmalarının alevleri arasında,ülkesinde dirlik ve düzeni Türk geleneklerine bağlı olarak sağlamaya çalışmıştır. Ermeni tarihçi Mathieu ‘’Hristiyanlara karşı merhamet ve lütuf sahibi idi’’ derken, Malatyalı Süryani Mihael, Danişmentler zamanında şehrin çok iyilik ve bolluk gördüğünü yazmaktadır. Danişment gazi Anadolu’nun İslamlaşmasında bizzat kendisi irşad faaliyetlerinde rol oynamıştır.Bu irşad faaliyetleri esnasında bölgedeki İslam dışı Türklerden bir kısmı İslam’la şereflenmişlerdir. Meşhur çete reislerinden Tokatlı Boris, Sonisalı Ulgas ve Amasyalı Serkeş beyler Müslüman olmuşlardır.Danişment Gazi  bu kişileri isimlerini değiştirmek suretiyle ordusuna kumandan tayin etmiştir.

Bazı tarih kitaplarında Vilayet-i Huniye (Hun Vilayeti) olarak geçen eski Sivas vilayetine dahil Amasya,Tokat, Niksar ve Erbaa yörelerinde  bulunan köylerin, obaların adları incelenecek olursa bir çoğunun bu zamanlarda ve daha sonra gelip yerleşen birer oymağın, obanın adlarıyla anıldığı görülür. Sonisa Yörükleri adıyla anılan Türk boylarının da bu bölgeye bu dönemde yerleşmiş olmaları muhtemeldir.

1333’te Lazkiye’den Anadolu’ya gelen İbn-i Batuta, Amasya üzerinden Sonisa’ya uğramış ve burada bulunan Rıfai dergahının tekkesinde kalmıştır.

Sonisa ve çevresi Osmanlıların eline geçmeden önce Taceddinoğulları Beyliği’nin idaresi altındadır.Bu beylik,Niksar ve Sonisa merkez olmak üzere Çarşamba ve Terme dolaylarında beyliğe adını veren Taceddin Bey’in babası Doğahşah tarafından kurulmuştur. Beyliğin kurucuları Sonisa’ya 5 km uzaklıktaki Zuday köyünde bulunan Taceddin Rifai’nin torunlarıdır.

a-      Osmanlılar Zamanında Sonisa

 

Osmanlı Devleti zamanında Sonisa ile ilgili tarihi kaynaklardaki ilk bilgilere Yıldırım Bayezit döneminde rastlıyoruz.1392’de Yıldırım Bayezid Han Sivas’a girerek Kadı Burhaneddin’in saltanatına son verdi. Kadı Burhaneddin’in devlet erkanı bütün maiyetiyle birlikte Osmanlı Devleti hizmetine girmiştir. Sultan Bayezid oğlu Süleyman Çelebi’yi bu bölgeye tayin etti. Devletin o dönemde dağılma süreci geçirmesi üzerine Çelebi Mehmet’in devleti yeniden derleyip toparlamasından sonra Çorum bölgesi Eyalet-i Rum’daki yerini almıştır. Rum beylerbeyliği merkezinin zaman zaman Amasya ve zaman zaman da Tokat olduğu görülmektedir. TT 387 nolu muhasebe icmal defterinde Eyalet-i Rum’a bağlı livalar; Amasya, Çorum,  Tokat ve Sivas, Sonisa ve Niksar, Karahisar-ı Hasandıras, Canik, Trabzon, Kemah, Bayburt, Malatya, Gerger ve Divriği olarak geçmektedir.

1392 yılında Yıldırım Bayezid tarafından Osmanlı topraklarına katılan Erbaa bölgesi, 1402’den sonra Canik’ten hareketle Niksar üzerine yürüyen Kubadoğlu’nun  hücumuna uğradı.15.yüzyılın ortalarına kadar Osmanlılarla doğu Anadolu’da  kurulan Türk devletleri arasındaki sınır üzerinde bulunan Erbaa, 1473 Otlukbeli Savaşı’ndan sonra kesinlikle Osmanlı topraklarına katılmış oldu. Osmanlı döneminde Amasya ile Niksar arasındaki Erbaa topraklarında en önemli iskan yerleri; Tasabat(Taşova), Fenkhisar, Sonisa, Ziğdi (Karayaka), Erek, Bidevi (Esençay) ve Eksel (Koçak)’dan ibaretti. Sonisa , Bidevi ve Eksel diğerlerine göre daha büyüktü.

Kaynaklara göre 16.yüzyılda bölgede nahiye hüviyetinde sadece Sonusa,Taşabat ve Frenkhisar (Sokutaş) en büyük yerleşim birimi olarak görülmektedir. Osmanlı tahrir defterlerinde 16. Yüzyılda Sonusa (Uluköy) nahiyesine birçok köyün bağlı bulunduğu yazılıdır. Bu köyler, Akça (Fidi), Alinek,Ballıbağ (Holay), Çalkara, Çeşmeli (Tazı), Çevresu(Revak), Değirmenli, Demirtaş (İskilip), Evyaba, Evciler (Ezanüs), Gökbel (Çermik), Hacı Pazar, Küçük Hacı Pazarı,Karaağaç,Karayaka (Ziğdi),Keçeci (Keçeleri), Kızılçubuk,Salkımören (Hosan), Tosunlar (Ahur), Üzümlü (Ferenge) dir.

 

 

1455-1574 Yılları Yerleşim yerleri sayıları

Kaynak: İsmail Kıvrım Taşova-Erbaa, Yerleşme,Nüfus, Ekonomi, 15.16.yüzyıl, s.59

 

Sonisa kaza merkezinin önemi Tebriz’den Bursa’ya giden tarihi İpek Yolu üzerinde olmasıdır. Bu yol biri kuzeyden Kastamonu-Bolu,diğeri güneyden Çorum-Ankara üzerinden iki istikamet takip ettikten sonra Amasya-Tokat-Erzincan-Erzurum ve Aras vadisi üzerinden Tebriz’e ulaşıyordu. Nitekim bu yol 17 ve18.yy’da da önemini korumuş olduğunu Sonisa menzilinden de öğrenmekteyiz. Bu yol Amasya’dan sonra Erbaa yakınlarında sonra ikiye ayrılıyordu. Kelkit Çayı’nın kuzeyini takiben geçen tarihi ‘’Ulu Yol’’,diğeri Amasya, Çengellibel, Kanlıpınar Eksel ve Niksar yolu idi. Ulu Yol, genellikle sultanların, orduların yolu idi. Amasya Osmanlı padişahlarının yetiştiği ,şehzadeler kenti olduğundan Osmanlı Sultanları bu bölgeyi çok iyi tanıyordu.

Fatih Sultan Mehmet Han,Trabzon’u alıp yön ve yönetimi düzenledikten sonra atının dizginlerini taht kenti olan İstanbul’a  doğru çevirdiğinde Niksar-Boğazkesen-Sonisa yolunu seçmiş,Sonisa’ya geldiğinde Kızıl Ahmet’e Mora Sancağı’nı vermiştir. Aynı olay Aşıkpaşaoğlu tarihinde de “gelip Sonisa’ya çıktı, Kızıl Ahmed’e Rumeli’de tımar verdi” şeklindedir.

Yavuz Sultan Selim Han, Çaldıran seferi dönüşünde Kelkit vadisini takiple konak konak yol alıp o sene Ramazan bayram  namazını Niksar’da kılmış ve Şevvalin altısında(24 Kasım) Boğazkesen’den geçerek Amasya kentine ulaşmıştır. 16. yüzyıl tahrir defterlerinde de Sonisa adına rastlanmaktadır. Bu dönemde Sonisa 400 ve üzeri vergi gelirine sahip yerleşim yerlerinden birisiydi.

Sonisa’da 655 H./1257 M. Tarihli vakfiyeden öğrendimize göre Beylikler Dönemi’nden beri kadı bulunmaktadır.Ayrıca Sonisa kadılığı 1520’de Rum eyaletinde 30 akçelik kadılıklar arasındadır.1455 tarihinde Sonisa Subaşısı Seydi Vakkas’tır.Ayrıca subaşı Seydi Vakkas’ın 17 nökeri (asker) bulunmakta ve birçok köyün geliri de kendisine has olarak verilmiştir.Nitekim 1455’te Sonisa’da bir merkezi camii mevcuttur.Bu camiinin 1455’te 9 görevlisi(mülazım-ı camii) varken,1520’de görevli sayısı 20’ye 1574’te 45’e çıkmıştır.1520 yılında merkez camiiden başka Hüseyin Ağa’nın yaptırdığı camiiyle cami sayısı ikiye çıkmıştır.Sonisa’da 1455’te eğitim öğretim faaliyetinde bulunan sadece Hızır Paşa Medresesi varken,1520’de Hüseyin Ağa’nın yaptırdığı medrese ile medrese sayısı ikiye çıkmıştır.1574’te de medrese sayısında bir değişme olmamıştır.Bir diğer dini ve sosyal kurum ise zaviyelerdir.Kaza merkezinde 1455’te Hızır İlyas,Şeyh Şerafeddin ve Şeyh Mihman zaviyeleri bulunmaktadır.1520’de zaviye sayısında bir değişme olmazken 1574’te ise yeni tesis edilen Abdal Kubaş Baba zaviyesi ile zaviye sayısı 4 olmuştur.Ancak Sonisa merkezinde bir kale mevcut değildir.Kaza merkezine yakın Yenişehir Kalesi vardır.Nitekim bu kale Osmanlılardan öncede mevcuttur.1455’te Yenişehir kalesi’nde 40 nefer bulunmaktadır.1520’de ise kalede bir dizdar, 13 kale eri toplam 14 nefer var iken, 1562’de bir dizdar bir kethüda ve 13 kale eri mevcuttur.

1520 tarihli defterde 6 mahalle kaydedilmiştir. Bunlar,Cami-i Hüseyin Ağa, Cedid , Hafız, Kazuran, Mescid-i Mevlana Sinan ve Sülayman Fakih’tir.1574’te ise mahalle sayısı bir artarak 7’ ye çıkmıştır.Bu dönemde yeni kurulan mahalle Mescid-i Çeşme’dir.

 

 

   Kaynak: Suraıya Faroqhı, Osmanlı’da Kent ve Kentliler, s.17

 

Anadolu’da ve Rumeli’de yollar genel olarak sağ, orta ve sol kol olmak üzere üç ana güzergah ile buna bağlı tali yollardan meydana gelmiştir. Sol kol Merzifon’a kadar orta kolla aynı güzergahı takip ederek Sonisa üzerinden de geçerek Tebriz’e kadar ulaşırdı.

Kaynaklara göre;16.yy. Erbaa topraklarında nahiye hüviyetinde sadece Sonisa,Tasabat ve Frenkhisar en büyük yerleşim biri olarak görülmektedir.Tarihi Sonisa,Tasabat ve Karayaka ile birlikte Yeşilırmak havzasında dördüncü büyük yerleşim yeri olarak yerini almıştır.

 1643 yılında yazılan deftere göre ahali tarafından yeteri kadar avarızları karşılığı beygir beslemeleri emrolunmuştu.

 1620’lerden Tanzimat’ın ilk yıllarına kadar Sivas Sancağı’nın kaza sayısı 22’dir. Bu 22 kaza arasında Sonisa (Sonisa)’da vardır. 1850 yılında kaza sayısı 17’ye indirilmiştir. Bu tarihte Sonisa’nın Irak, Taşabat ve Karayaka ile birlikte Erbaa kazasını meydana getirdiğini görüyoruz. Sonisa ,Taşabat,Erek ve Karayaka’nın Kaza-i Erbaa olarak bir ilçe gibi işleme tabi tutulduğu görülmektedir.Bundan dolayıdır ki, Sonisa ,Taşabat, Erek ve Karayaka’nın dördü birden Nevahi-i Erbaa yani (dört nahiye) olarak resmi kayıtlarda geçmektedir.

Osmanlı Devleti’nin önemli teşkilatlarından birisi de ticaret yolları üzerinde kurulan menzilhanelerdi. Bu teşkilatta menzil denen konak yerlerinde ulaklar (haberciler) dinlenir, at değiştirilerdi. Menzilhanelere menzilci tayini konusunda ayan ve halk görevlendirilmişti. Menzilhanenin işlemesi, menzilci tayini, menzilhaneye at, yiyecek, sürücü, hademe temini ve bütün masrafları karşılayabilecek para, her kazanın ayan ve zabitleri tarafından halka danışılmak suretiyle sağlanırdı. Bu sebeple menzil teşkilatı ticaret yolları üzerinde yer alan Sonisa’da da oluşturulmuştur. 1839 yılından sonra öncelikle İstanbul-Edirne ve İstanbul-İzmir arasında, sonra da diğer vilâyetlerle İstanbul arasında posta teşkilatı kurulmaya başlanmış, böylelikle Sonisa menzili de dahil olmak üzere menzil usulü tarihe karışmıştır.

Sonisa kazası merkez nüfusu 1455 de 231 nefer iken 1520’de 411 nefere yükselmiş olup yıllık artış hızı % 0,89 olmuştur.1520 den son tahrir olan 1574 te 547 ye çıkmıştır.Ancak yıllık nüfus artışı % 0,52 olup bir önceki döneme göre gerilemiştir.(tablo 8).Bu nüfus düşüşünü bölgede meydana gelen siyasi, sosyal ve doğa olaylarına bakarak değerdirmek gerekir.Bu yüzyılın başında Anadolu veba salgını ve kıtlık ile karşı karşıya kalmıştır.3 yıl boyunca taun ve 6 yıl boyunca da kıtlık hüküm sürmüştür.16.yüzyılın başların da meydana gelen bir diğer doğa olayı ise 14 Eylül 1509 tarinde meydana gelen “küçük kıyamet” diye adlandırılan ve 45 gün süren depremdir.İstanbul’da büyük tahribat yapan deprem, ayını zamanda Memalik-i Rum denilen Amasya, Tokat,Sivas ve Çorum ve Sonisa çevresinde de tahribata ve nüfus zayiatına neden olmuştur.Bu depremden başka bu bölgede 1543 , 1579 ve 1590 yıllarında da depremler meydana gelmiştir.1520 yılında gayrimüslim nüfusta bir düşüş olup gayrimüslimler kırsal nüfusun %3,4 ünü (171) meydana getirmektedir.Bu tarihte Aroy, Ayanikli, Evyaba , Keligizi  Zahte ve Ziğdi’de gayrimüslim nüfus varlığını devam ettirmektedir.

Celali isyanlarının çıktığı dönemde Rum (Sivas) beylerbeyine yollanan fermanlardan da suhtelerin 1568 ilkbaharı ile birlikte yer yer toplantılara başladıkları belirtilmektedir.Bunun üzerine adı geçen Rum (Sivas) berlerbeyi Tokat ve Sonusa’ya iki yüz kişilik bir kuvvetle kethüdasını (yardımcısını) yollayıp birçoklarını tutuklattırmıştır.

 Sonisa kaza merkezi, büyük ölçüde kırsal kesimdeki nüfus artışının sonucunda 16.yy Anadolu’sunda görülen kentsel gelişmeden nasibini alamadığını çıkarmamız mümkündür.Sonisa kasabası 3. Derecede kent yerleşimi olarak kalmıştır.Bölgedeki zirai faaliyetten elden edilen gelirlerin daha ziyade Amasya, Tokat, Niksar ve Kudüs gibi yerlerde kurulmuş vakıflara tahsis edilmesi bunda rol oynamış olmalıdır.Nitekim Amasya gibi başlangıçtan beri idari ve ilmi bakımlardan önde gelen bir merkezin gölgesinde kalmıştır.Sonisa kazası ipek yolu üzerinde olduğundan bazı köylere derbendci görevi verilmiştir.Örneğin Sepetlü köyü halkı yol üzerinde bir kargir bina inşa etmiş ve gelen giden (ayende ve revende) yolcuları bu binada misafir etmektedirler.Günisi köyü halkı Kelkit ve Yeşilırmak nehirlerinin birleştiği yerdeki Boğazkesen mahaldeki köprü üzerindeki çerağın tamir ve bakım için görevlendirilmiştir.Andıran köyü halkı ise Boğazkesen mevkiindeki köprünün tamir ve bakımı ve ayrıca bu köprüden Sonisa’ya varıncaya kadar olan ırmağın bakımını üstlenmişlerdir.Köylerin bir kısmı sultan tarafından mülk veya vakıf olarak verildiklerinde diğerlerinden ayrılmaktadır.Kümnarı, Tonbak, Sepetlü köyü II.Bayezid’in kapu ağası Hüseyin Ağa’ya, Mülk köyü Mehmet Paşa b.Hızır Paşa’ya Tekelöz’e Abdullah Paşa’ya ve Haddadi’de Rum eyaleti beylerbeyi olan Yakub Paşa’ya mülk olarak ve Zuday da vakıf olarak Seyyid Nureddin Zaviyesi’ne verilmiştir.Örneğin Zuday , Seyyid Nureddin Zaviyesi,Revak ,Seyyid İbrahim Zaviyesi ve İncük , Şeyh Vakkas Zaviyesi etrafında kurulmuştur.

Evliya Çelebi Eksel yolundan iki, Ulu Yol’dan üç defa geçmiştir. Evliya Çelebi bu yolu ikinci defa 1066/1656’da Van’daki Melek Ahmet Paşa’ya giderken de kullanmıştır. 1057/1643’deki Erzurum yolculuğundan dönerken Niksar-Boğazkesen-Sonisa yoluyla gitmiş, Sonisa hakkında Eksel’e benzer bilgiler vermiştir. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde batıdan Sonisa’ya (Suntasa diye geçiyor) geldiğini ve Sonisa’nın Sivas toprağında, Niksar sınırında üç yüz evli camili, hamamlı, mescidli, bağlı, bahçeli, mamur küçük bir kasaba olduğundan bahsetmiştir. Bu yolun 17.18.yüzyıla kadar önemini koruduğunu Sonisa menzilinden öğreniyoruz.

 1711 yılında Sonisa’yı da içine alan bölgede güvenlik problemlerinin çıktığı ve Evyaba köyünden Mahmut Ağa oğlu Deli Ahmet adında birinin eşkiyalık yaptığını görüyoruz.

Hicri 1191, Miladi 1777 yılında mahsul çok az olduğundan kıtlık başlamış ve mahsulü pek az olan Erek, Taşova, Karayaka ve Sonisa kazalarının ahalisi yerlerini terk ederek Canik, Amasya ve Niksar taraflarına yerleşmişlerdir. Her zaman olduğu gibi bu gibi yer değiştirmeler yurt sahiplerini zarara soktuğundan Amasya Sancağı Mutasarrıfı Elhaç Ali Paşa, böyle kimselerin eski yerlerine yerleşmelerini istemiştir.

1848 tarihli belgede de, Sivas’a bağlı Irak,Taşabat,Sonisa ve Karayaka kazalarının,Kaza-i Erbaa adıyla birleştirilerek bir müdürlük tahsis edildiğini ve bu görevede Tokatlı Ali Ağa’nın tayin edildiği belirtilmektedir. 1872 yılında Sivas Vilayetinin Amasya Sancağına bağlı Nevahi-i Erbaa kazasının bir nahiyesi olan Sonisa, 1892 yılında Erbaa’nın Tokat’a bağlanması ile oraya bağlanmıştır.

 

Ekonomik Faaliyetler

 

Sonisa kazasının büyük bir kısmı ovadan(Erbaa-Taşova)meydana gelmektedir.Bu ovanın yükseltisinin az olması ve su bakımından zengin olması nedeniyle ürün çeşitliliği oldukça fazladır.Tımar sistemi bünyesinde hazırlanan tahrir kayıtları , sadece vergiye esas nüfusu vermekle kalmaz, vergi alınan ürünleri ve ne kadar vergi tahsil edildiğini de gösterir.Ancak bu rakamların daima gerçek üretim kapasitesini ifade ettiği düşünülmemelidir.Bunlar vergiye dayanak oluşturacak ana baremleri belirleyen rakamlar olmalıdır.Yine defterlerde yer alan bilgiler ürün çeşitini belirlemek, kabaca üretim miktarını tespit etmek , yanında ,bunun nüfus ile mukayesesine imkan sağlayacak özelliktedir.Sonisa kazasında zirai üretimin temelini hububat oluşturmaktadır.Bilhassa buğday ve arpanın , istisnasız her köyde yetiştirildiği görülmektedir.Nitekim kazanın tarım gelirlerinin büyük kısmı da hububattan sağlanmıştır.Sonisa kazası kırsal kesiminde 1455’ te hububat üretimi , toplam zirai ürün öşrünün %55,91’ini oluşturmaktadır. Osmanlı Devleti’nin son döneminde de bu özelliğini devam ettirdiğini H. 1256/M. 1840 tarihli servet sayımından elde edilen verilerdende anlıyoruz.

Sonisa’daki bazı zaviyeler ihtiyaçları olan pirinçleri kendi vakıf yerlerinde ziraat yapmakta ve gerekli suyu da miri arktan temin etmektedirler.Örneğin , Revak köyünde Seyyid İbrahim Zaviyesi, zaviyede tüketilmek için kadimik yerlerinde 1 müd çeltik ekmekte ve miri arktan sulama yapmaktadır.

Nitekim Sonisa’da çeltik eminleri çeltükçü statüsünde olmayan köylere, zorla çeltik arkları açtırmışlardır.Çeltik arkı açmaya gelmeyenlerden ise 3 günlük ırgadiye olarak 12 akçe almışlardır.Mağdur olan köylüler durumu 1574’teki tahrir heyetine şikayet ederek ve bu uygulamanın yasak olduğunu belirten bir emr-i şerif  ibraz etmişlerdir.

Dokuma sanayisinin en önemli hammeddelerinden biri olan ve sıcak iklimde yetişen pamuk (penbe),15 ve 16. Yüzyıllar boyunca Sonisa kazasında da yetiştirilmektedir.Nitekim bu dönemde nahiyelerden birisinin ismi de Pamuközü’dür.

 

                      1455-1574 yılları arasında pamuk üretimi ve vergi miktarı

Kaynak: İsmail Kıvrım Taşova-Erbaa, Yerleşme,Nüfus, Ekonomi, 15.16.yüzyıl, s.137

 

Tahrir defterlerinde kaza kırsalında yetişin bahçe ürünleri olarak bostan , şir(sarımsak), piyaz(soğan) ve bahçeyle birlikte “bahçe ürünleri” başlığı altında toplanmıştır.

Baklagillere 15.yüzyıl ve 16.yüzyıl başlarına ait defterlerde pek sık rastlanmazken , son defterde bazı köylerde yetiştirildiği görülmektedir.TD 12 numaralı defterde mercimek , nohud ve bakla bazen ayrı ayrı bazende birlikte yazılmıştır.Bakla , nohud ve mercimeğin bu dönemde bir kilesinin tahrir kıymeti 6 akçe olup, 250 kile üretilmiş ve 1500 akçe öşür alınmıştır.

Ancak ceviz,’’öşr-i girdekan’’,’’öşr-i ceviz’’ olarak müstakil kaydedilmiştir. Nitekim ceviz,1455 te bağ ve meyvecilik üretiminin %31’ini , 1520’ de %16’sını ve 1574 te ise %14,5 ini oluşturmaktadır.

Kazada 16.yy başından itibaren meyve olarak kabul edebileceğimiz mahlep(endozir) yetiştirilmektedir.Mahlep,İdris ağacı veya yaban kirazı olarak da bilinen ağacın olgun meyvelerinin çekirdeklerinden elde edilir.Kokusu güzel olan mahlep gıda ve sağlıkta kullanılmaktadır.Nitekim 1520 de sadece Kehlari köyünde üretimi yapılmaktadır.1574 te ise 13 köyde mahlep yetiştirilmekte ve 1012 akçe öşür alınmaktadır.

Dokumacılıkta ve tersanelerde gemi yapımında kullanılmak için ihtiyaç duyulan halatın ham maddesi olan kendir ve keten üretimi de Sonisa kazası kırsalında yapılmaktadır.

Tahrir defterlerinden Sonisa kazasında hayvancılık hakkında bilgiler edinmekteyiz. Bunlar küçükbaş hayvancılık , arıcılık ve ipek böcekciliğidir.

Kaza genelinde özellikle koyun yetişriciliğinin öne çıktığı defterlerdeki vergi(adet-i ağnam veya resm-i ganem)kayıtlarından anlaşılmaktadır.

Arıcılığın kaza genelinde 16.yy dan itibaren yapılmaya başlandığı görülmektedir. Çünkü 1455 tarihli MC 092 numaralı defterde ‘resm-i kovan’ ,’resm-i küvvare’adı altında bir vergiye rastlanmamıştır.Bu durum , bu tarihte bölgede arıcılık faaliyetinin yapılmadığını , bu tarihten sonra bal üretme işine başlandığını ortaya koymaktadır.Nitekim 1520 tarihli defterde Sonisa ve çevresinde 114 köyde arıcılık yapılmaya başlanmıştır. 

Sonisa kazasında incelenen dönemde (1455-1574) ipek böceği yetiştiriciliği yapılmaktadır.Nitekim 1455 tarihli defterde ‘resm-i gügül’ adı altında bir belgeye rastlanmıştır.Bu vergi Borabay köyünde 40 akçe kaydedilmiştir. 1520 tarihli   defterde ipekböceği yetiştiriciliğine rastlanmazken,1574 te ‘resm-i harir-i gügül’olarak tekrar bu belgeye rastlanmaktadır.

Dink, genellikle su veya hayvan gücüyle çalışan ve çeltiğin kabuğundan ayrılması için kulanılan değirmendir.Sonisa kazasında tahıl üretiminden sonra ikinci sırada çeltik üretimi gelmektedir.Nitekim kaza genelinde dink değirmenlerinin bulunduğu köylerde aynı zamanda çeltik ziraati de yapılmaktadır.

Sonisa da önemli miktarda pamuk ekimi yapılmakta ayrıca keten ekildiği için bölgede dokumacılıkta gelişmiştir. Ayrıca kaza genelinde koyun yetiştiriciliğinin de fazla olması da bunun bir kanıtı olabilir. 16.yüzyılda bölgede kendir üretimi yapıldığı gibi, başka bölgelere satılarak ticareti de yapılmıştır. İşlenmemiş pamuk ve pamuk ipliği üretiminin Aynı zamanda bölgede boyahanelerin bulunması dokuma alanında da faaliyet yürütüldüğünü göstermektedir.

 

 

Kaynak: Suraıya Faroqhı, Osmanlı’da Kent ve Kentliler, s.188

 

Sonisa kaza merkezinde 1455’te 173 kişi sanat ve hırfetle (el-muhterife) iştigal eden olarak kaydedilmiştir.Ancak bu tarihte tespit ettiğimiz meslek sayısı 19 dur.

 Sonisa merkezinde dönemin küçük sanayi işletmelerinde kabul edilen bir boyahane vardır.Boyahanenin geliri ise toplam gelirin 1455 te % 9,8 ini, 1520 de %24,4ünü ve 1574 de ise 17,5 ini oluşturmuştur.Bu durum kaza merkezinde dokumacılık faaliyetlerinin olduğunu bir göstergesi olabilir. Ayrıca 1455’te kaza merkezinde 10 adet dokuyucu (cullah)esnafı bulunmaktadır.

 

1455-1574 yıllarına ait raiyyet rüsumları

Kaynak: İsmail Kıvrım Taşova-Erbaa, Yerleşme,Nüfus, Ekonomi, 15.16.yüzyıl, s.120

Sonisa Nahiyesi’ne bağlı nahiye merkezi,20 köy ve 2 çiftlikte toplam 754 müslüman hane bulunmaktadır.Bu hanelerin 88’i yani %11.7’si nahiye merkezinde;646’sı yani %85.7’si köylerde ve 20’si yani %2.7’si çiftliklerde bulunmaktadır.(Verilere göre hane katsayısı 5 olaeak alındığında Sonisa Nahiyesi’nin toplam nüfusu yaklaşık 3.770 kişidir.) Sonisa Nahiyesi’nde  en fazla haneye sahip olan yerleşim yeri,137 hane ile Zuday Köyü’dür.Bunu  88 hane Bayramalanı (Şeyhli) ve yine 88 hane ile nahiye merkezi takip etmektedir.

Bu bölgede yetişen başlıca tahıl ürünleri buğday, arpa, yulaf, soğan, nohut, mercimek, kendir, tütün, darı, karıklı, burçak,çavdar,fiy gibi birçok ürünün yetiştiği görülmektedir.

Sonisa ve Erek nahiyelerinde bağcılık faaliyetlerinin de oldukça yoğun olduğu görülmektedir. Bölgede toplam 468 dönüm bağ bulunmaktadır. Sonisa nahiyesinde merkezinde 90 dönüm bağ olduğu görülmektedir. Bu da bize bu dönemde olduğu gibi o dönemlerde de bağcılığın önemli bir geçim kaynağı olduğunu göstermektedir.

       

 

Kaynak: Suraıya Faroqhı, Osmanlı’da Kent ve Kentliler, s.188

 

Sonisa’daki bir diğer ekonomik faaliyette hayvancılıktır. Gerek büyükbaş, gerekse küçükbaş hayvancılık önemli geçim kaynaklarından biridir. Sonisa Nahiyesinin merkezinde, koşum hayvanı sayısı 155, büyükbaş hayvanı sayısı 583’tür. Küçükbaş hayvan sayısı 574’tür. Arı kovanı sayısı 1006’dır.

Sonisa kazasının gelirleri,yörede üç büyük gelir sahibine tahsis edilmektedir.Bunlar mülkler,tımarlar (has,zeamet ve normal tımarlar) ve vakıflardır.

Bölgede mülkler malikâne-divani sistem çerçevesinde ele alınmaktadır. Osmanlı topraklarının bazı bölgelerinde olduğu gibi Sonisa kazasında ve bağlı olduğu Rum eyaletinde de malikâne-diva¬ni sistem uygulanmaktadır. Bu sistem, Rum ve Karaman eyaletleri, Malatya, Suriye'nin bazı kısımları ve daha az ölçüde de Doğu Anadolu'da Kemah, Bayburt gibi, OsmanlIların Türk-İslam devletlerinden fethettikleri ve bir zamanlar İlhanlılar ve Memlûkların hâkimiyetinde bulunan yerlerde görülmektedir.

Bu sistemde her bir köy ve mezradan gelen vergi gelirleri ikiye ayrılmaktadır. Divani hisse mahsulden alınan öşür ile örfi vergileri (çift, bennak caba vergiler, resm-i küvvare, resm-i ganem ve bad-ı heva), malikâne hisse ikinci bir öşür ile değirmen vergisinin ve (resm-i asiyab) yarısını almaktadır.

H.1256/ M.1840’da Erbaa adıyla maruf dört nahiyenin  (Erek, Karayaka, Sonisa, Taşabat) vergisi 471.243 kuruştur.

Sonisa kazasında tespit ettiğimiz mülk sahipleri şunlardır; padişah Mehmed Çelebi'nin kızı Sitti Hatun, Veziriazam Çandarlızade İbrahim Paşa'nın hanımı İsfahan Şah117 (Hanım Hatun) ve oğlu Mahmud Çelebi gibi devletin üst düzey yöneticilerinin çocukları ve eşleri, ayrıca Yörgüç Paşa'mn kardeşi ve eski Rum Beylerbeyi olan Hızır Paşa ve oğlu Mehmed Paşa (Şehzade Ahmed'in lalası), II. Bayezid'in kapu ağası Hüseyin Ağa, Rum Beylerbeyi Yakub Paşa, Trabzon sancakbeyi Sinan Bey gibi dönemin taşra idarecileridir. Diğer mülk sahiplerinin önemli bir bölümünün ise bölgenin Osmanlı öncesi mahallî ileri gelenlerinden oldukları anlaşılıyor. Mesela, evlad-ı Cüneyd Bey (Samsun beyi) gibi. Diğer mülk sahiplerinin çoğu ya "evlad-ı fülan" veya "verese-i fülan" biçiminde kaydedildiği için bunlar da yerel eşraftan olabilir. Örneğin evlad-ı Muzaffer, evlad-ı Şeyh Haşan ve evlad- ı Seyyid İbrahim.

Bazı köyler II. Bayezid tarafından dönemin yöneticilerine mülk olarak verilmiştir. Kendi kapu ağası Hüseyin Ağa'ya Kümnari, Tonbak ve Sepetlü , Rum Beylerbeyi Yakub Paşa'ya Haddadi , Trabzon sancakbeyi Sinan Bey'e Kalıkala ve Hızır Paşa'nın oğlu Mehmed Paşa'ya Mülk köyü verilmiştir.

Bazı malikâne sahiplerinin sahip oldukları malikânenin yarısını veya tamamını sattıkları da görülmektedir. Kapu ağası Hüseyin Ağa, Cüneyd Bey'in evlatlarının sahip olduğu 11 köyün malikâne hisselerinin yarısını satın alıp, Sonisa merkezinde inşa ettiği medrese ve camiye vakfetmiştir. Şeyh Hasan'ın evlatları kendilerine ait olan İskilüb köyünün malikânesini Şahhuban Hatun bt. Mustafa Bey'e satmışlardır

 

Vakıflar

 

Sonisa'da 1455'te, 20 mahalli ve 6'sı yöre dışında olmak üzere toplam 26 vakfa 79.483 akçe gelir tahsis olunmuştur. 1520'de bölgede vakıf sayısı 37'ye yükselirken, gelirden aynlan miktar 119.962 akçedir. 1574'te vakıf sayısı 34 olup, bunun 10'unu yöre dışındaki vakıflar oluşturmaktadır. Bu tarihte vakıflara 181.405 akçe gelir sağlanmıştır.

Kaza genelinde vakıf gelirlerine baktığımızda, 1455'te en fazla gelire sahip vakıf, Hanım Hatun'un (Isfahanşah), Kudüs'teki medrese vakfıdır. Bu vakıf kaza vakıf gelirlerinin 1455'te % 27,3'ünü, 1520'de 16,3'ünü ve 1574'te ise % 16'sını almaktadır. Kaza genelinde en çok gelir sağlayan ikinci vakıf ise Zaviye-i Şeyh Nureddin vakfıdır.

Kaza genelinde cami ve mescitlerin masrafları vakıflar yoluyla karşılanmaktadır. Buna göre 1455'te Değirmenliköy'ün mescidi, Niksar Camii ve Sultan Hatun Camii vakıf gelirleri bulunmaktadır. 1520' de ise bunlara ilaveten Sonisa Camii ile yine Sonisa merkezinde Hüseyin Ağa'nın yaptırdığı caminin ve Amasya'da Ali Bey Mescidi'nin vakıf gelirleri olduğu görülür. 1574'te ise her iki dönemdeki cami ve mescitlerin vakıflarının devam ettiği görülmektedir.

Sonisa kaza merkezinde iki önemli medrese bulunmaktadır. Bunlar 1455'te Hızır Paşa medresesi ile 1520'de Kapu ağası Hüseyin Ağa medresesidir. Ayrıca kazadan Hanım Hatun'un (İsfehan Şah) Kudüs'teki, Firuz Ağa'nın Havza'daki ve Hacı İvaz Paşa'nın Kazabad'daki medrese vakıflarına gelir tahsis edilmektedir.

Sonisa kazasında malikâne-divani sistemi uygulandığı için gelirler, mülk sahipleri, tımarlar (has, zeamet, tımar) ve vakıflar arasında paylaşılmıştır. Gelirlerden en fazla payı tımarlılar alırken bunlan vakıflar ve mülk sahipleri takip etmiştir.

 

 

b-     Cumhuriyet Döneminde Sonisa

 

  Uluköy (Sonisa), 1939,1942,1943 yıllarında meydana gelen depremlerde yerle bir olmuş, çok sayıda yaralanmış ve hayatını kaybetmiştir. Bu depremlerde tarihi Kurşunlu Camii yıkılmış ve yakınında oynayan çocuklar hayatını kaybetmiştir. Yine tarihi Sinan Paşa hamamı da bu depremde ağır hasar görmüş, soyunma yerinin kubbesi çökmüştür. O yıllarda üç yüz haneli olan köyün dört ev dışında bütün evleri yerle bir olmuştur.

Cumhuriyet döneminde (1923’ten 1944’e kadar) Tokat ili Erbaa ilçesine bağlı kalan Sonisa 1944’te Taşova’nın ilçe olması ile Taşova’ya bağlanmıştır. 1952 yılında Taşova’nın Amasya’ya bağlanması ile Amasya’ya bağlanmıştır. 1964 yılında yerleşim yerlerinin isimlerinin değiştirilmesi ile Sonisa (Sonusa)‘nın adı Uluköy olarak değiştirilmiştir. 1965 yılında 2456 olan nüfusu, 2000 yılında yapılan nüfus sayımında 3320’a yükselmiş, Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sisteminin uygulamaya girmesinden sonra 2010 yılı Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre nüfusu 1390’a düşmüştür. 2012 yılında çıkarılan  Bazı Belediyelerin Kaldırılması Hakkında Kanun (5025) ile belediyelikten çıkarılarak köy statüsüne çevrilmiştir.

 

c-      Sonisa’da Yer Alan Tarihi Eserler

   

Kurşunlu (Kapu Ağası Hüseyin Ağa) Camii

 

Taşova Uluköy'deki en önemli ve büyük cami Kapu Ağası Hüseyin Ağa camiidir. Kurşunlu Camii de denilen bu eser 1942 depreminde tamamen yıkılmış ve ortadan kalkmıştır. Bu camiden avlu kısmına ait iki tarafta bazı duvar kalıntıları ve camiye ait parçalanmış sütunlar bulunmaktadır. Minarenin de kürsü kısmının yerden bir metre kadar yükselen bir parçası hala durmaktadır.

Kasabadaki yaşlı insanların anlattıklarına göre camiinin enine uzanan bir yapı olduğu ve üstünü altı kubbenin örttüğü ortaya çıkmaktadır. 1942 depremine kadar ayakta olan bu camii depremde yıkılmış, çevresinde oyun oynayan çocuklardan bazıları altında kalarak hayatlarını kaybetmişlerdir. Duvar kalıntılarından anlaşıldığına göre, caminin kaba taşlar ile aralarına atılmış tuğla hatıllardan yapıldığı tahmin edilmektedir.

Hüseyin Ağanın yaptırmış olduğu bu caminin kitabesi belediye tarafından muhafaza altına alınmıştır. Bu kitabede caminin II.Bayezit zamanında  Kapıağası Hüseyin Ağa tarafından H.892-M.1487'de yaptırıldığı anlaşılmaktadır.

 

  

Sonisa’da Kapı Ağası Hüseyin Ağa Camiinin Kitabesi

 

“Kad bena haze’l bina sahibu’l-hayrat bani’l-meberrat Hüseyin Ağa ibn-i Abdi’l Muin eş-şehir bi Kapu Ağası fi’l-atabeti’l-aliyye li-Sultani’l-berreyn ve Hani’l-bahreyn İbni’s Sultan es-Sultan Bayeid bin Muhammed Han Halled Allahu Sunhanehu mülkehu ve sultanehu fi eyyami devletihi min kurazati cudihi ve ihsanihi fi tarih sene 892”

Günümüz diline çevirisi:

“Bu binayı, denizler ve karalar Hakanı Sultan oğlu Sultan Bayezid bin Muhammed Han’ın Allah mülkünü ebedi kılsın, yüce kapısında Kapu Ağası diye meşhur, hayırlı eserler sahibi Hüseyin Ağa bin Abdülmuin cömertlik ve ihsanın bir eseri olarak, Sultanın devrinde, 892 (1487) yılında yaptırdı, Allah onu mağfiretine gark etsin.”

 

 

Kapu Ağası Hüseyin Ağa Medresesi

Sonisa’da yer alan Kapu Ağası Hüseyin Ağa Medresesi hakkında yaşlıların anlattıkları       dışında yukarıda resmi bulunan tarihi kalıntılar yer almaktadır.

 

Sinan Paşa Hamamı

 

Taşova-Uluköy'deki en önemli eserlerden birisi de tarihi Sinan Paşa hamamıdır. Bu tarihi hamam Afyon Sincanlı'daki imaretin kurucusu Sinan Paşa tarafından Sivas Valiliği yaptığı zamanlarda yaptırdığı muhtemel görülmektedir. Çünkü Sinan Paşanın Arapça vakfiyesinin tercümesinde Uluköy'de bir hamamı bulunduğu açıkça ifade edilmektedir.

1942 depreminde büyük ölçüde zarar görmüş olsa da sanat bakımından çok değerli ve güzel bir hamamdır. 1942 depreminde soyunma yeri, yani camekânın üstü tamamen yıkılmıştır. Hamamın dış cepheleri poligonal kara taştan ve tuğla hatıllar yardımıyla yapılmıştır. Soyunma yerinin evvelce tromplu ve sekizgen kasnaklı bir kubbe ile örtülü olduğu, kalıntılardan anlaşılmaktadır. Kubbesi, ufak bir tromp kalıntısı ve dış kasnak istisna edilecek olursa tamamen çökmüş olan soyunma yerinin çok itinalı bir şekilde yapılmış olduğu görülmektedir. Hamamın oldukça ilgi çekici bir kapı kompozisyonu vardır. Soyunma yerinin kapısı eksen üzerinde değil, yan cephe­dedir. Soyunma yerine, dışarıdan geçişi sağlayan kapının alınlığında tuğladan yapılmış meander motifi biçiminde bir süsleme görülmektedir. Bunun üstünde bir kitabe boşluğu varsa da içinde kitabe bulunmamaktadır. Güzel tezyin edilmiş ortadaki şadırvan ve göbeğinin işlenmiş taşları henüz durmaktadır. Soğukluk kıs­mında büyük bir mihrap şeklinde stalâktitli bir niş bulunmaktadır. Halvet (sı­caklık) kısmı ise dört eyvanlı ve köşeleri odalı tiptedir. Fakat bu odaların göbek taşı tarafındaki köşeleri genellikle usulden olduğu gibi pahalı yapılmamıştır. Ve sivridir.

Depremde kısmen yıkılarak büyük ölçüde zarar gören bu tarihi hamam, yakın zamana kadar şahıslarca işletilerek halkın hizmetinde kullanılmıştır. Daha sonraki yıllarda belediye tarafından vakıflara devredilmiş olup, vakıflar müdürlüğünce önceki özellikleri göz önünde bulundurularak aslına uygun şekilde 1997 yılında restore edilmiştir.

  

Tarihî Su Yolları

 

Uluköy’de tarihi eserlerin içinde en gizemli olanı tarihi su kanallarıdır. Bu tarihi su kanalları kasabanın kuzeyindeki tepelerin eteğinden başlayarak; evlerin altından, avlulardan, bahçelerden geçmek suretiyle kasabanın güneyinde bulunan hamama kadar uzanmaktadır. Bu tarihi su kanalları yirmi beş, otuz metre derinlikte olup toprağın altına tünel şeklinde kazılarak yapılmıştır. Her elli altmış metrede bir su kuyuları açılmıştır. Bu kuyuların derinliği yirmi beş, otuz metreyi bulmaktadır.

  Kitabeler


İsmail Hakkı Uzunçarşılı’nın “ Kitabeler” adlı eserine almış olduğu “Sonusa Kitabeleri” adlı bölümünde Şeyh Şerafeddin Türbesi ve Ergüneş Baba türbesinde rastladığı kitabeler hakkında bilgi vermektedir. Ayrıca “Garipler Mezarlığı”nda bulunan bir mezar hakkında da bilgi vermektedir.

 

  

d-     Sonisa’nın Yetiştirdiği Şahsiyetler

 

Uluköy’de yetişmiş çok sayıda tarihi şahsiyet vardır. Bunlardan en meşhuru Halep, Bursa, Edirne ve İstanbul kadılığı görevlerini yapan Sinaneddin Yusuf’tur. Osmanlı alimlerinden; Sonisa köyü halkından Şeyh Hüsameddin bin İlyas’ın oğludur. Babası Şeyh Hüsameddin, Halvetiye yolunun büyüklerinden olup, Amasya’da metfun olan Şeyh Habib Karamani’nin halifelerindendir.

Bunun dışında Diyarbakır Mollası Hüseyin Kara, Şeyhi (Mehmet Çelebi), Anadolu Kazaskeri Mustafa Kethüda, Halep Beylerbeyi Mahmut Paşa, Ahmedî, Selanik Mollası Mahmut, Davutpaşa Müderrisi Mehmet Çelebi, Abdülhay, Sinan Efendi, Kfe Müftüsü Dede Cöngi, Şeyh Hüsameddin Hasan Efendi, Ebu Suud Muhammed Efendi İbn-i Abdülvahid Efendi, İbn-i Kemal’in hocası Akbilek Yahşi Halife ve Sonisa beyi Seydi Vakkas gibi önemli şahsiyetleri yetiştirmiştir.

Kaynak:http://tariheglencesi.com/?Syf=26&Syz=576991&/Tarihsel-S%C3%BCre%C3%A7te-Tarihi-Bir-Yerle%C5%9Fim:-Sonisa-