17 NİSAN’IN IŞIĞINDA: BİR KÖY ENSTİTÜLÜSÜNÜN İZİ MEHMET ÖNDER VE BİR KÖYÜN DEĞİŞEN KADERİ DARMA’DAN BALLICA’YA UZANAN DEĞİŞİM
17 Nisan, Köy Enstitülerinin kuruluş yıldönümü…
Bu anlamlı gün nedeniyle, Anadolu’nun yoksul ve ücra köşelerinde yalnızca çocukları değil, bir köyün kaderini değiştiren öğretmenleri anlatmak istedim.
Köy Enstitüleri ve onların devamı olan İlköğretmen Okulları, yalnızca öğretmen yetiştiren kurumlar değildi. Bu okullar, Anadolu’nun unutulmuş köylerine giden; elinde kitap, yüreğinde umut taşıyan insanları yetiştirdi. Onlar gittikleri yerlerde yalnızca ders anlatmadılar; köylere yol gösterdiler, kooperatif kurdular, üretimi artırdılar, çocukları okuttular ve insanlara “Yoksulluk kader değildir” düşüncesini öğrettiler.
Mehmet Önder de bu öğretmenlerden biriydi. Darma’da, Dereli’de ve çevre köylerde yalnızca bir öğretmen olarak değil; bir öncü, bir yol gösterici ve bir aydınlanma insanı olarak iz bıraktı. Onun yaşamı üzerinden, Köy Enstitülü öğretmenlerin ve onların devamı olan İlköğretmen Okulu mezunlarının Anadolu’da nasıl sessiz ama büyük bir değişim yarattığını anlatmaya çalıştım.
Bu yazı, yalnız Mehmet Önder’in değil; Anadolu’nun dört bir yanında bir köyün, bir çocuğun, bir kuşağın hayatına dokunan bütün o adsız kahraman öğretmenlerin anısına kaleme alınmıştır.
Mehmet Önder’i anlatırken yalnızca bir insanın yaşam öyküsünü değil, bir dönemin, bir köyün ve bir anlayışın hikâyesini de anlatmak gerekir. Çünkü o, Anadolu’nun yoksul yıllarında yalnızca kendi hayatını değil, çevresindeki insanların kaderini de değiştirmeyi başarmış Köy Enstitülü öğretmenlerden biriydi.

1931 yılında Darma’da, bugünkü adıyla Ballıca’da dünyaya gelen Mehmet Önder, Ahmet ve Nuriye’nin oğluydu. Çocukluğu, Anadolu köylerinin yokluk içinde geçen yıllarında geçti. O yıllarda Darma ile Dereli birbirine çok yakın, iç içe geçmiş iki köydü. İnsanlar toprağa, birkaç hayvana ve alın terine bağlı yaşardı. Yol yoktu, iş yoktu, elektrik yoktu. Kışın kar köyleri dünyadan ayırır, yazın kuraklık insanların elindeki azıcık umudu da azaltırdı.
Mehmet Önder işte böyle bir ortamda büyüdü. Ama onu yaşıtlarından ayıran önemli bir özelliği vardı: O, bu yoksulluğu kader olarak görmüyordu.
İlkokulu Darma–Dereli’de başarıyla bitirdikten sonra, dönemin en büyük eğitim atılımlarından biri olan Ladik Akpınar Köy Enstitüsü’ne kabul edildi. Onun hayatındaki en büyük dönüm noktası da bu oldu.
Köy Enstitüleri yalnızca öğretmen yetiştiren okullar değildi. Orada çocuklara ders anlatmayı öğrenen gençler, aynı zamanda tarım yapmayı, ağaç dikmeyi, marangozluğu, demirciliği, kooperatifçiliği ve bir köyü nasıl ayağa kaldıracaklarını da öğrenirdi. Mehmet Önder de Akpınar’dan yalnızca bir öğretmen olarak değil; üretmeyi bilen, düşündüğünü uygulayan, insanlara yol göstermeyi görev sayan bir aydın olarak mezun oldu.
Hayat arkadaşı Mediha Hanım ile kurduğu aile de onun eğitim anlayışının bir yansımasıydı. Çocukları Ayhan’ı kooperatifçilik alanında, Beyhan’ı öğretmen olarak, Reyhan’ı ise doktor olarak yetiştirdi. Kendi çocuklarını ülkeye yararlı bireyler olarak yetiştiren Mehmet Önder, aynı anlayışı köyüne ve çevresine de taşımaya çalıştı.
Onu tanıyan herkes “Memet Hoca” derdi. Bu sözün içinde hem sevgi hem saygı vardı. Çünkü Mehmet Önder’in öğretmenliği okulun kapısında bitmezdi. O, öğrencisinin yalnız dersini değil, evini, ailesini, yoksulluğunu, geleceğini de düşünürdü. Fakir bir çocuğun ayakkabısı yoksa onu dert edinirdi. Okula devam edemeyen bir öğrencinin ailesiyle konuşur, gerekirse kendi imkânlarıyla destek olurdu. Onun için öğretmenlik, yalnızca tahtaya yazı yazmak değil; bir insanın hayatına dokunmaktı.
Ben Mehmet Önder’i yakından tanıyanlardan biriyim. 1973 yılında Darma–Dereli İlkokulu’nda görev yaptığımda, Dereli köyünde, köyün ortasındaki Mustafa Bey Konağı’nda kalıyordum. Bir grup arkadaşımız Darma’da kalıyordu. O günlerde iki köy hâlâ birbirine çok yakındı; daha sonra birleşerek belediye oldular, yıllar sonra ise göç nedeniyle belediyeleri kapandı.
Ama o yıllarda hangi eve girsek, hangi yaşlıyla konuşsak, hangi gençten söz açılsa Mehmet Önder’in adı mutlaka geçerdi.

“MEMET HOCA OLMASAYDI BİZ ALMANYA’YA GİDEMEZDİK” derlerdi.
1960’lı yıllar, Darma ve Dereli için yokluk ve yoksulluk yıllarıydı. Toprak az, iş imkânı sınırlı, geçim zordu. Bu nedenle Darma’dan, Dereli’den ve çevre köylerden çok sayıda insan Almanya’ya gitmek zorunda kaldı.
O yıllarda köylerde sık sık söylenen bir söz vardı:
“DERELİ, DARMA; PEK İLERİ VARMA…”
Bu söz, biraz yoksulluğu, biraz da bu iki köyün içine kapanık ve zor şartlar içindeki yaşamını anlatırdı. Ama bütün bu yokluğun içinde insanlar birbirine daha yakındı. En güzel sohbetler, kış akşamlarında ya da harman sonrası, tütün denk yapılırken olurdu. Erkekler tütünleri dizer, bağlar; kadınlar yardım ederdi. O sırada eski günler, Almanya’ya gidenler, köyün yoksul ama umutlu yılları konuşulurdu.
Kimi Mehmet Önder’i anlatır, kimi:
“MEMET HOCA OLMASAYDI BİZ BU GÜNLERİ GÖREMEZDİK” derdi.
Tütün kokusunun, soba sıcaklığının ve eski hatıraların içinde, Darma ile Dereli’nin geçmişi yeniden yaşanırdı.
Okul çıkışlarında Darma ile Dereli’nin çocukları arasında da tatlı sert bir rekabet yaşanırdı. Ders biter bitmez iki köyün öğrencileri birbirine sataşır, zaman zaman kavga eder, birbirlerine taş atarlardı. Biz öğretmenler de peşlerinden koşar, onları ayırmaya, sakinleştirmeye çalışırdık.
O yıllarda çocuklar, büyüklerinden duydukları “Dereli, Darma; pek ileri varma” sözünü kendi aralarında da sürdürür gibiydi. Ama ertesi gün aynı okulun bahçesinde yine birlikte oynar, aynı sırada oturur, aynı ekmeği paylaşırlar; birkaç gün sonra yeniden barışırlardı. Aslında o küçük kavgaların altında düşmanlık değil, iki komşu köy çocuğunun birbirine karşı duyduğu çocukça bir rekabet ve yakınlık vardı.
Gerçekten de Mehmet Önder’in en büyük başarılarından biri, Darma, Dereli ve çevre köylerin kaderini değiştiren Almanya göçüne öncülük etmesidir.
1960’lı yılların ortalarında Türkiye’den Almanya’ya işçi göçü başladığında, köylüler için bu bilinmez bir yoldu. İnsanlar korkuyor, çekiniyor, neyle karşılaşacaklarını bilmiyordu. Mehmet Önder ise yalnızca kendi geleceğini düşünmedi; köyünün gençlerini düşündü.
1966 YILININ MART AYINDA, ONUN GİRİŞİMLERİ VE TEŞVİKLERİYLE BALLICA’DAN, DERELİ’DEN VE ÇEVRE KÖYLERDEN İLK İNSANLAR ALMANYA’NIN LOHNE VE VECHTA BÖLGELERİNE GİTTİ. O gün atılan bu adım, yalnızca birkaç kişinin yurt dışına gitmesi değildi. Bu, bir köyün kaderini değiştiren tarihî bir başlangıçtı.
Yıllar içinde bu göç büyüdü. Bugün Almanya’nın Lohne ve Vechta çevresinde yaklaşık 1500, Almanya genelinde ise 2000’den fazla Ballıcalı yaşamaktadır. Üç nesildir devam eden bu göç sayesinde nice aile çocuklarını okutmuş, nice genç meslek sahibi olmuştur. Bugün doktor, öğretmen, mühendis, avukat, işletmeci olmuş insanların hikâyesinde Mehmet Önder’in açtığı yolun izleri vardır.
Ama Mehmet Önder’in büyüklüğü yalnızca insanları Almanya’ya göndermesinde değildi. Asıl büyüklüğü, onlara köylerini unutmamayı öğretmesindeydi. O, insanlara hep şöyle derdi:
“KAZANDIĞINIZI YALNIZCA BUGÜNE HARCAMAYIN. ÇOCUKLARINIZI OKUTUN. KÖYÜNÜZE YATIRIM YAPIN.”
İşte bu düşünceyle Darma ve Dereli’de kalkınma kooperatifinin kurulmasına öncülük etti. MAHDUT MESULİYETLİ BALLICA İSTİHLAK, İSTİHSAL VE KREDİ KOOPERATİFİ, o yılların Anadolu köyü için büyük bir adımdı. Çünkü insanlar ilk kez birlikte hareket etmeyi, ortaklaşa üretmeyi ve dayanışmayı öğreniyordu.
Kooperatif sayesinde traktör alındı. O güne kadar öküzle sürülen tarlalar, makineyle işlenmeye başladı. Köye araç kazandırıldı. Tavukçuluk geliştirildi. İnsanlar ek gelir elde etmeye başladı. Jeneratör getirildi, köyün ana yolları aydınlatıldı. Modern bir ekmek fırını kuruldu. O günlerin yoksul Anadolu köyünde bunlar yalnızca bir hizmet değil, adeta küçük bir devrimdi.
Daha sonra çocuklarının eğitimi için Ankara’ya giden Mehmet Önder, Köy İşleri Bakanlığı’nda görev yaptı. Ama köyüne olan bağlılığı hiç azalmadı.
Emekli olduktan sonra yeniden Ballıca’ya döndü. Bu kez daha büyük bir hayal kuruyordu: Köyde fabrika kurmak.
15 ŞUBAT 1980’DE ALMANYA’DAKİ BALLICALILARLA BİRLİKTE BOTAŞTAŞ TOPRAK VE AĞAÇ SANAYİ A.Ş.’Yİ KURDU. Doksan iki ortak bir araya geldi. Amaç, köyde iş imkânı yaratmak, gençlerin göç etmek zorunda kalmadan kendi memleketlerinde yaşayabilmesini sağlamaktı.
Ne yazık ki 1980 sonrasında yaşanan siyasi gelişmeler ve verilen teşviklerin geri çekilmesi nedeniyle bu büyük proje tamamlanamadı.
Ama Mehmet Önder’in başarısı, o fabrikanın tamamlanıp tamamlanmamasında değildir. Onun başarısı, insanlara büyük düşünmeyi öğretmesindedir. O, köylüye “Siz de yapabilirsiniz” duygusunu verdi. İnsanlara yoksulluğun kader olmadığını gösterdi.
Onun hayatını en iyi anlatan söz de kendisine aittir:
“HUZUR VE MUTLULUK TÜM ÇEVREDE OLMADIĞI SÜRECE, KİŞİSEL HUZUR VE MUTLULUK SAĞLAMAK TAMAMEN İMKÂNSIZDIR.”
İşte Mehmet Önder’in bütün hayatı bu düşüncenin etrafında geçti. O, yalnız kendisi için yaşamadı. Çevresindeki insanların hayatını değiştirmek için yaşadı.
Bugün Darma’da, Dereli’de, Ballıca’da ve Almanya’da yaşayan binlerce insanın hayatında onun izi vardır. Bir traktörde, bir okulda, Almanya’ya gitmiş bir işçinin çocuğunun diplomasında, bir doktorun, bir öğretmenin, bir mühendisin başarısında Mehmet Önder’in emeği vardır.
Ben Mehmet Önder’i böyle hatırlıyorum:
Sessiz ama kararlı…
Gösterişsiz ama büyük düşünen…
Bir köyün, bir kuşağın ve belki de bir ülkenin kaderine dokunan gerçek bir Köy Enstitülüsü olarak.
İsmail Erdal
Emekli Eğitimci
Muğla
Not: Bu yazının hazırlanmasında, Mehmet Önder’in yaşamına, çalışmalarına ve Ballıca’nın geçmişine ilişkin değerli bilgi ve belgeleri benimle paylaşan, bugün Almanya’da yaşayan Ballıcalı yeğeni İbrahim Önder’in katkıları büyük olmuştur. Kendisine, çocukluk anılarını, aile büyüklerinden dinlediklerini ve yıllardır koruduğu fotoğraf ile belgeleri benimle paylaşarak bu çalışmaya ışık tuttuğu için içten teşekkür ederim.





