“Yeşilırmak’ın Bereketli Kollarında: 1950-1970 Yılları Arasında Taşova Perşembe Pazarı”

Taşova Perşembe Pazarı, 1950 ile 1970 yılları arasında Yeşilırmak Vadisi’nin kalbinde atılan bir ritimdi. Hem üreten hem de paylaşan bir toplumun buluşma noktasıydı. İnsanlar için yalnızca alışveriş yapmak değil, bir araya gelmek, dostlukları pekiştirmek, memleketin nabzını tutmak için eşsiz bir mekândı. Bu pazar, yalnızca Taşova’nın değil, çevre köylerin, kasabaların ve hatta Erzurum gibi uzak illerin de ekonomik ve sosyal hayatının odak noktasıydı. Şimdi, o yılların Perşembe Pazarını ve taş toprak sinmiş hareketli günleri tasvir etmeye çalışalım.

Taşova’nın perşembe sabahları, ilçeyi kaplayan somun ekmek kokusuyla başlardı. Taş fırınlardan yayılan bu eşsiz koku, pazarcıların ve esnafın enerji kaynağıydı. Fırıncıların sabahın ilk ışıklarıyla başlattıkları ekmek mesaisi, yalnızca karın doyurmak için değil, pazarın ruhuna eşlik eden bir ritüeldi. Herkes pazara hazırlığını çarşambadan yapar, ilçede tatlı bir telaş hâkim olurdu. Hanlar, köylerden gelenlerin ilk durağı olurdu. Sabahın erken saatlerinde, pazara giden yollarda traktörlerin sesi duyulur, kimi hâlâ hayvan sırtında şehre inmenin yolunu tutardı.

Pazar yeri ise sabahın ilk ışıklarıyla canlanır, tezgâhlar tek tek kurulurdu. Kumaş satan Ladikli esnaf, özenle serdiği renkli kumaşlarını rüzgârdan korumaya çalışırken; sebzeciler, yeşilırmak vadisinin bereketini yansıtan ürünlerini tezgâhlarına dizerdi. Ceviz, mahlep ve tütün kokuları birbirine karışır, buram buram üretimin hissedildiği bir atmosfer oluşurdu.

O dönemde Taşova, adeta üretimin merkez üssüydü. Şeker pancarı ve tütün üretiminde çevre ilçelere öncülük eden ilçe, aynı zamanda buğday, mısır ve meyve yetiştiriciliğinde de adından söz ettirirdi. Baharın erken günlerinde dur ve ve kiraz; sonbaharın bereketli zamanlarında elma, armut, ayva… Meyvenin her türlüsü, pazarın köşe başlarını süslerdi. Erzurum’a  ve Karadeniz e meyve pazarlıyan toptancılar, Yeşilırmak vadisinin bolluğunu  toplar ve  taşır, İzmir’e mahlep götüren tüccarlar ise Fransa’nın parfüm fabrikalarına gönderilecek hammaddelerin peşine düşerdi. Ceviz mevsiminde toplanan ceviz dağ gibi olur, bamya üreticileri müşterilerini bekler, Yoğurt pazarı dolar taşardı.

Hayvan pazarı ise ayrı bir hareketlilik sergilerdi. Sabahın ilk ışıklarında hayvanların melemeleriyle başlayan bu alan, hem ticaretin hem de sosyal buluşmaların merkeziydi. Köyden gelenler yalnızca hayvanlarını satmakla kalmaz, aynı zamanda kendi köylerinden uzak akrabalarını görme fırsatı bulurdu.

Perşembe Pazarının sosyal rolü, ticaretin ötesindeydi. Bu pazar, insanların bir araya gelip sohbet ettiği, mektuplarını aldığı, hasret giderdiği bir buluşma noktasıydı. Köylerinden gelen insanlar için pazar yeri, bazen bir düğün davetinin habercisi, bazen de bir müjdeyi paylaşmanın vesilesiydi.

Kumaş pazarında, köy kadınlarının canlı pazarlıkları görülmeye değerdi. Anneler, çocukları için dayanıklı kumaş ararken, genç kızlar rengârenk basmaları seçip çeyizlerini tamamlamanın hayalini kurardı. Kumaşçılar, tezgâhlarına gelenleri tanır, hal hatır sorar, adeta bir aile sıcaklığıyla karşılarlardı.

Bu arada pazarın sokak aralarında yankılanan yanık bir keman sesi, kalabalığın içinde durup dinleyenleri etkilerdi. Topal Kemancı’nın hüzünlü nağmeleri, pazarın gürültüsünü yırtar, insanları bir an olsun duygulandırırdı. Aynı köşede bir destancı, sesiyle hikâyeler anlatır, beş kuruşa sattığı destanları elden ele dağıtırdı. Çocuklar, gazoz ve dondurma tezgâhlarının başında kuyruk olur, pazarın belki de en mutlu müşterileri olurlardı.

Her hasat bitiminde Taşova’da ırmak kenarında, doğayla bütünleşen bir panayır kurulurdu. Bu panayır, halkın hem eğlenmesi hem de bereketli bir yılı kutlaması için adeta bir şenlik havasında geçerdi. Çadır tiyatrosu, deniz kızı çadırı, şarkıcılar, türkücüler, cambazlar, halkacılar ve oyuncular panayıra renk katarken; dondurmacılar ve gazozcular da lezzetleriyle keyiflere tat katardı. Her köşede farklı bir etkinlik olur, insanlar doyasıya eğlenirdi. Çocukların neşesi, yetişkinlerin mutluluğu ve coşkulu kalabalık, o günlerin en güzel hatıralarını oluştururdu. Bu panayır, hem doğanın hem de emeğin bereketine duyulan bir şükran ifadesiydi.

1970’lere doğru göç dalgalarının başlamasıyla birlikte, Taşova’nın üretim ruhu yerini tüketim alışkanlıklarına bıraktı. Tütün ambarlarının kalkması ve şeker pancarı üretiminin azalması, Perşembe Pazarı’nın zenginliğine darbe vurdu. Daha önce ürettiklerini satan köylüler, zamanla pazarın yalnızca müşterisi hâline geldi. Traktörlerle dolup taşan pazar yerleri, bir zaman sonra terk edilmiş gibi sessizleşti.

1950-1970 yılları arasında Taşova Perşembe Pazarı, yalnızca bir alışveriş merkezi değil, bir yaşam merkeziydi. Her tezgâhta bir hikâye, her köşe başında bir buluşma vardı. O dönemin üretkenliği, sosyal dayanışması ve coşkusu, bugün hâlâ hafızalarda canlılığını koruyor. Kemanın hüzünlü nağmeleri, fırından yayılan ekmek kokusu ve mahlebin Fransa’ya uzanan yolculuğu, Taşova’nın unutulmaz pazar günlerini efsaneleştiriyordu.

Bu yazıda ki amacım, üretimden koparılmamış bir toplumun, kendi bereketini nasıl değerli kıldığını hatırlatırken, aynı zamanda göç ve değişim rüzgârlarının bir ilçeyi  ve çevresini besleyen  pazarını, nasıl etkilediğini gözler önüne sermek. Taşova Perşembe Pazarı’nın o destansı günlerini, geçmişten bugüne bir özlem ve gurur mirası olarak hatırlatmak.

İsmail Erdal  20.01.2025 Muğla

(Taşova tepeden görüş hariç diğer resimler alıntı.)

(Yazdığım makalenin her cümlesi bir anı. İsterimki o dönem Taşova da yaşayan dostlarımın yazdığım konuları geniş geniş açarak eski anıları ölümsüzleştirirler.)