SUYUN SESİNDE SAKLI HATIRALAR; BÖLÜM: 8
PALİKELERDEN FABRİKALARA
Değişen Değirmenler, Değişen Hayatlar
Hayat, akan su gibi hiç durmadan değişiyor.
İnsanlık var olduğu günden beri daha kolay, daha hızlı ve daha verimli üretmenin yollarını aradı. Su değirmenleri de bu değişimin dışında kalmadı. Nüfus arttı, ekilen tarlalar çoğaldı, ihtiyaçlar büyüdü. Küçük dere kenarı değirmenleri, artan talebi karşılamakta zaman zaman yetersiz kalmaya başladı.
İşte o yıllarda halk arasında “palike” adı verilen daha büyük değirmenler kurulmaya başlandı.
Bu değirmenlerde daha güçlü su sistemleri kullanılıyor, daha büyük taşlar dönüyor, aynı anda daha fazla tahıl öğütülebiliyordu. Çevre köylerden gelen insanlar artık yalnız kendi köylerinin değirmenine değil, daha fazla iş yapabilen bu büyük değirmenlere gitmeye başladılar.
Bir bakıma bu da dönemin kalkınma hamlesiydi.
İnsanlar daha kısa sürede un alıyor, üretim artıyor, emek biraz daha hafifliyordu.
Ardından elektrik hayatımıza girdi.
Motorlar çalışmaya başladı.
Suya bağlı kalmadan her mevsim un üretilebiliyordu.
Derenin kuruması artık üretimi durdurmuyordu.
Kar, yağmur, kuraklık…
Hiçbiri eskisi kadar belirleyici değildi.
Sonra modern un fabrikaları kuruldu.
Yüksek kapasiteli makineler, çelik silindirler, otomatik eleme sistemleri ve bilgisayar kontrollü üretim sayesinde bir günde, eski su değirmenlerinin aylarca öğütebileceği kadar buğday işlenebilir hâle geldi.
Elbette bunlar insanlık adına önemli gelişmelerdi.
Artan nüfusun gıda ihtiyacını karşılamak, üretimi hızlandırmak ve maliyetleri düşürmek için teknolojinin sunduğu imkânlardan yararlanmak kaçınılmazdı.
Ancak her değişim, beraberinde bazı kayıpları da getirdi.
Su değirmenlerinin sessizce dönen taşları sustu.
Ahşap çarklar durdu.
Dere kenarındaki sohbetler azaldı.
Sırasını bekleyen insanların oluşturduğu küçük dost meclisleri dağıldı.
Değirmencinin sıcak çöreğini paylaşan eller çekildi.
Bir zamanlar köyün kalbi olan değirmenler, yavaş yavaş yalnızlığa terk edildi.
Çocukluğumda canlılığıyla hafızama kazınan pek çok değirmeni yıllar sonra yeniden görmek istedim.
Bazılarının kapısı kilitliydi.
Bazılarının çatısı çökmüştü.
Bazılarının içini dikenler ve yabani otlar sarmıştı.
Bir zamanlar suyun coşkuyla döndürdüğü çarkların yerinde yalnızca sessizlik vardı.
O manzarayı gördüğümde içimde tarif edilmesi zor bir hüzün oluştu.
Çünkü orada yalnızca bir yapı yıkılmamıştı.
Bir yaşam biçimi de yavaş yavaş tarihe karışıyordu.
Elbette zamanı geri çevirmek mümkün değildir.
Bugün milyonlarca insanın ekmeği modern tesislerde üretilen undan yapılıyor.
Teknoloji hayatımızın vazgeçilmez bir parçası hâline geldi.
Buna karşı çıkmak ne doğru olur ne de mümkündür.
Ama geçmişi unutmamak da en az geleceği inşa etmek kadar önemlidir.
Çünkü bizi biz yapan yalnızca sahip olduğumuz teknoloji değildir.
Bizi biz yapan, geçmişten bugüne taşıdığımız değerlerdir.
Su değirmenlerinden modern fabrikalara uzanan bu yolculuk, aslında Anadolu insanının değişen hayat hikâyesidir.
Bir tarafta tabiatın ritmine uyum sağlayan yavaş ama huzurlu bir üretim anlayışı…
Diğer tarafta zamanla yarışan, büyük ihtiyaçları karşılayan modern bir dünya…
İkisi de kendi döneminin gerçeğidir.
Ancak biri vardı ki, ne teknolojiyle ölçülebilir ne de makinelerle yeniden üretilebilir.
O da değirmenlerin etrafında filizlenen dostluklar, güven duygusu, paylaşma kültürü ve insan sıcaklığıydı.
İşte bugün en çok özlediğimiz şey de belki budur.
Çünkü makineler unu öğütebilir…
Fabrikalar üretimi artırabilir…
Ama hiçbir makine, dere kenarında dönen bir su değirmeninin insanın gönlüne verdiği huzuru üretemez.
Hiçbir fabrika, odun ateşinde pişen bir çöreğin etrafında oluşan muhabbeti yeniden kuramaz.
Ve hiçbir teknoloji, çocukluğumuzun hatıralarını geri getiremez.
Belki de bu yüzden, ne zaman eski bir su değirmeninin harabesiyle karşılaşsam, taşlarına değil; orada yaşanmış hayata bakarım.
Çünkü bazen yıkılan bir değirmen değildir.
Bir dönemin sesi, kokusu, dostluğu ve hatıralarıdır.
İsmail Erdal Muğla
NOT: GELECEK BÖLÜM:
BÖLÜM: 9. SUYUN SESİNDE SAKLI HATIRALAR;
KÖYÜN HABER MERKEZİ
(Devam Edecek)
SUYUN SESİNDE SAKLI HATIRALAR – 8. BÖLÜME EK
GÜMÜŞHANE’NİN SUYLA YAŞAYAN MİRASI
“Suyun Sesinde Saklı Hatıralar” başlıklı yazı dizimi yayımladıktan sonra, Gümüşhane’nin farklı köşelerinden çok değerli katkılar almaya devam ediyorum. Bu ilgi, su değirmenlerinin yalnızca taş ve sudan ibaret olmadığını; bir kültürün, bir emeğin ve ortak hafızamızın yaşayan tanıkları olduğunu bir kez daha gösteriyor.
Bu anlamlı katkılardan biri de araştırmacı-yazar, Gümüşhane sevdalısı ve GÜDAP Başkanı değerli dostum Kamil Koç’tan geldi.
Kamil Koç, Şiran Yeşilbük Beldesi’nde bulunan tarihi su değirmeninin fotoğraflarını benimle paylaştı. Edindiği bilgilere göre bu değirmen, bölgenin usta taş ustalarından Alim Usta tarafından inşa edilmiş. Bu nedenle yöre halkı tarafından “Alem in Değirmeni” olarak anılıyor. Bir ustanın emeğinin yıllar sonra bile adıyla yaşatılması, Anadolu’nun vefasını ve kültürüne sahip çıkma anlayışını gösteren en güzel örneklerden biridir.
Paylaşılan fotoğraflar arasında ayrıca Şiran’ın Seydibaba Köyü Tomara Mahallesi’nde, dünyaca tanınan Tomara Şelalesi’nin hemen yanında bulunan iki tarihi su değirmeni de yer alıyor.
Bu değirmenlerden biri bugün hâlâ faal durumda olup hizmet vermeye devam ediyor. Yıllara meydan okuyarak suyun gücüyle dönmeye devam eden bu değirmen, geçmişle bugün arasında kurulan canlı bir köprü niteliğindedir. Diğeri ise geçmişin sessiz tanığı olarak, bölgenin üretim kültürünü ve tarihini geleceğe taşımaktadır.
Tomara Şelalesi’nin doğal güzelliği ile su değirmenlerinin tarihî dokusunun aynı noktada buluşması, bu bölgeyi yalnızca bir turizm merkezi değil; aynı zamanda kültürel mirasın yaşadığı açık hava müzesi hâline getirmektedir.
Bu değerli bilgi ve fotoğrafları benimle paylaşarak yazı dizime önemli katkı sağlayan değerli dostum Kamil Koç’a gönülden teşekkür ediyorum. Onun gibi yaşadığı coğrafyanın tarihine, kültürüne ve değerlerine sahip çıkan insanların varlığı, bu mirasın gelecek kuşaklara aktarılmasının en büyük güvencesidir.
SU AKMAYA DEVAM ETTİKÇE DEĞİRMENLER DE DÖNECEK, DEĞİRMENLER DÖNDÜKÇE ANADOLU’NUN HATIRALARI YAŞAMAYA DEVAM EDECEKTİR.
İsmail Erdal


















