SUYUN SESİNDE SAKLI HATIRALAR BÖLÜM: 9
KÖYÜN HABER MERKEZİ
DEĞİRMENDE HAYAT VARDI
Bugün cep telefonları cebimizde, televizyon evimizin başköşesinde, internet ise dünyanın her köşesini birkaç saniyede önümüze getiriyor. Haber almak artık çok kolay.
AMA BİZİM ÇOCUKLUĞUMUZDA HAYAT BAMBAŞKAYDI.
Ne telefon vardı…
Ne televizyon…
Ne internet…
Ne de her gün kapıya bırakılan gazeteler…
İnsanlar birbirlerinden haber alır, birbirlerinin gözünün içine bakarak konuşurdu.
İŞTE BUNUN EN GÜZEL ADRESLERİNDEN BİRİ DE DERE KENARINDAKİ SU DEĞİRMENLERİYDİ.
Değirmen yalnızca tahıl öğütülen bir yer değildi.
O, KÖYÜN HABER MERKEZİYDİ.
Sabahın erken saatlerinden akşama kadar değirmene gelen giden hiç eksik olmazdı. Çevre köylerden gelen insanlar sırasını beklerken sohbet eder, günlerdir görüşemedikleri dostlarıyla hasret giderirdi.
Bir çuval buğday bazen saatlerce sırasını beklerdi.
AMA İNSANLAR BUNDAN HİÇ ŞİKÂYET ETMEZDİ.
ÇÜNKÜ BEKLEMEK, AYNI ZAMANDA PAYLAŞMAKTI.
Orada geçen her dakika; yeni bir haber, yeni bir dostluk, yeni bir bilgi demekti.
Kim askere gitmiş…
Kim askerden dönmüş…
Hangi evde düğün var…
Hangi evden cenaze çıkmış…
Bu yıl harman nasıl olmuş…
Buğday kaç para ediyor…
Yağmur ne zaman yağacak…
Hangi tarlaya kurt düşmüş…
Komşu köyde hangi çocuk öğretmen okulunu kazanmış…
BÜTÜN BUNLAR DEĞİRMENDE KONUŞULURDU.
Bazen çevre köylerden gelen yaşlılar öyle güzel hikâyeler anlatırdı ki, çocuk aklımla nefesimi tutarak dinlerdim.
Köroğlu’ndan söz açılırdı…
Dadaloğlu anlatılırdı…
Hekimoğlu’nun yiğitliği konuşulurdu…
Kimi zaman bir Nasreddin Hoca fıkrası anlatılır, değirmenin içini kahkahalar doldururdu.
Kimi zaman da yaşlı bir âşık eline sazını alır, söylediği türkü suyun sesine karışırdı.
O ANLARDA DEĞİRMENİN TAŞLARI BİLE SANKİ DAHA AHENKLİ DÖNERDİ.
TÜRKÜLER YALNIZCA SÖYLENMEZDİ. YAŞANIRDI.
Bazen gençler büyüklerini dinlerken hayat dersi alırdı.
Bazen yaşlılar gençlerin hayallerini dinler, onlara yol gösterirdi.
Kimse kimsenin sözünü kesmezdi.
Kimse “BEN DAHA ÇOK BİLİRİM.” demezdi.
ÇÜNKÜ BİLGİ, YAŞANMIŞLIĞIN İÇİNDEN SÜZÜLEREK GELİRDİ.
Benim çocukluğumda değirmen, aynı zamanda bir okuldu.
Ama burada ne kara tahta vardı…
Ne sıra…
Ne zil…
Ne de ders programı…
ÖĞRETMEN HAYATTI.
DERS KONUSU İNSANDI.
KİTAP İSE YAŞANMIŞLIKLARDI.
Belki de insanları dikkatle dinlemeyi ilk orada öğrendim.
Bir insan konuşurken sözünü kesmemeyi…
Büyüklerin tecrübelerine kulak vermeyi…
Sorarak öğrenmeyi…
Ve en önemlisi…
ANLATILAN HER HİKÂYENİN ARDINDA BİR HAYAT OLDUĞUNU…
DEĞİRMEN BANA ÖĞRETTİ.
Yıllar sonra öğretmenlik ve eğitim müfettişliği yaptığım köylerde de aynı alışkanlığımı sürdürdüm.
Ne zaman bir su değirmeni olduğunu duysam, mutlaka uğrardım.
ÇÜNKÜ BİLİRDİM Kİ ORADA YALNIZCA ÇALIŞAN BİR DEĞİRMEN DEĞİL, KONUŞAN İNSANLAR DA VARDIR.
Ben çoğu zaman bir köşeye oturur, çayımı içer, sohbetleri dinlerdim.
Bazen yaşlı bir değirmenci, bana elli yıl önce yaşanan bir olayı öyle canlı anlatırdı ki, kendimi o günlerin içinde hissederdim.
Bazen bir köylünün anlattığı küçük bir hatıra, tarih kitaplarında bulamayacağım kadar değerli bilgiler taşırdı.
İŞTE O GÜNLERDE ANLADIM Kİ, BİR MİLLETİN GERÇEK TARİHİ YALNIZCA ARŞİVLERDE YAZILMAZ.
ONUN EN KIYMETLİ SAYFALARI, HALKIN HAFIZASINDA YAŞAR.
Su değirmenleri de bu ortak hafızanın en canlı mekânlarından biriydi.
Bugün geriye dönüp baktığımda, değirmenlerde yalnızca un öğütülmediğini daha iyi görüyorum.
ORADA İNSANLAR BİRBİRLERİNİ DİNLİYORDU.
Birbirlerinin yükünü hafifletiyordu.
Sevincini çoğaltıyor…
Acısını paylaşıyordu.
KİMSE KENDİSİNİ YALNIZ HİSSETMİYORDU.
Çünkü değirmene gelen herkes, aynı suyun sesini dinliyor, aynı ekmeği bölüşüyor, aynı hayatın yükünü omuzluyordu.
BELKİ DE ANADOLU İNSANININ EN BÜYÜK ZENGİNLİĞİ BUYDU.
Paylaşmayı bilmek…
Dinlemeyi bilmek…
Güvenmeyi bilmek…
VE AYNI SOFRANIN EKMEĞİNİ BİRLİKTE BÜYÜTMEK…
Bugün teknoloji bize çok şey kazandırdı.
Fakat bazen düşünüyorum da…
ACABA BİZİ BİRBİRİMİZE BU KADAR YAKLAŞTIRABİLDİ Mİ?
YOKSA AYNI EVİN İÇİNDE YAŞAYAN İNSANLARI BİLE BİRBİRİNDEN UZAKLAŞTIRDI MI?
Su değirmenleri bana yalnızca geçmişi hatırlatmıyor.
AYNI ZAMANDA KAYBETMEYE BAŞLADIĞIMIZ İNSAN SICAKLIĞINI DA HATIRLATIYOR.
İşte bu yüzden, ne zaman eski bir değirmenin önünde dursam, yalnızca taşlarını değil…
Orada yapılan sohbetleri…
Söylenen türküleri…
Paylaşılan ekmeği…
VE BİRBİRİNE GÖNÜLDEN BAĞLI İNSANLARI ÖZLÜYORUM.
ÇÜNKÜ O DEĞİRMENLERDE GERÇEKTEN HAYAT VARDI.
İSMAİL ERDAL
Emekli Eğitimci
⸻
GELECEK BÖLÜM
BÖLÜM: 10. SUYUN SESİNDE SAKLI HATIRALAR
DEĞİRMENCİLER: ANADOLU’NUN ADSIZ KAHRAMANLARI
(DEVAM EDECEK)







