ŞİDDETİ KAPIYA POLİS KOYARAK DEĞİL, TOPLUMU VE OKULU DEĞİŞTİREREK ÖNLERİZ
Urfa ve Maraş’ta okullarda yaşanan acı olaylardan sonra kamuoyunda ilk gündeme gelen çözüm, okullara güvenlik görevlisi yerleştirilmesi oldu. Elbette hiçbir anne baba çocuğunu korku içinde okula göndermek istemez. Hiçbir öğretmen de sabah sınıfa girerken başına ne geleceğini düşünmek zorunda kalmamalıdır. Ancak ben bir emekli eğitimci olarak şunu açıkça söylemek isterim:
OKULA SADECE GÜVENLİK GÖREVLİSİ KOYMAK, SORUNUN KÖKÜNÜ ÇÖZMEZ.
Belki bir saldırıyı geciktirebilir, belki bazı riskleri azaltabilir. Ama çocukların içine işleyen öfkeyi, yalnızlığı, değersizlik duygusunu, toplumda büyüyen gerginliği ve okulun giderek yalnızlaşmasını ortadan kaldırmaz.
Çünkü ŞİDDET OKULA KAPIDAN DEĞİL, TOPLUMUN İÇİNDEN GİRER.
Bir çocuk sabah evinden yalnızca çantasını alıp çıkmaz. Evde gördüğü huzursuzluğu, televizyonda duyduğu öfke dilini, sosyal medyada karşılaştığı hakareti, mahallede gördüğü kutuplaşmayı ve geleceğe dair umutsuzluğu da yanında taşır. Eğer toplumda insanlar birbirine daha tahammülsüz, daha öfkeli ve daha kırıcı hale gelmişse; bunun okula yansımaması mümkün değildir.
HER TOPLUMSAL GERGİNLİK, ENİNDE SONUNDA OKULUN KAPISINDAN İÇERİ GİRER.
Ekonomik sıkıntılar, aile içi huzursuzluklar, işsizlik korkusu, sosyal medyada yayılan nefret dili, siyasetteki sert kutuplaşma… Bunların hepsi çocukların ruhunda iz bırakır. Sonra biz yalnızca okulun kapısına güvenlik görevlisi koyarak bütün bunların çözüleceğini sanırız. Oysa mesele kapıda değil, çocuğun zihninde ve toplumun ruhundadır.
Ben yıllarca öğretmenlik ve müfettişlik yaptım. Çok farklı bölgelerde, çok farklı çocuklarla karşılaştım. Şunu gördüm: Çocukların büyük kısmı kötü olduğu için değil, KENDİNİ YALNIZ, DEĞERSİZ VE ANLAŞILMAMIŞ HİSSETTİĞİ İÇİN ÖFKELENİR.
Bir çocuğun içine kapanması, sürekli saldırgan davranması, arkadaşlarından uzaklaşması ya da şiddeti çözüm gibi görmeye başlaması; çoğu zaman bize aylar öncesinden bir şeyler anlatır. Fakat okullarımızda bu sesi duyacak, çocuğu anlayacak, onunla ilgilenecek yeterli sistem kurulamamıştır.
Bugün birçok okulda yüzlerce öğrenciye yalnızca bir rehber öğretmen düşüyor. Rehber öğretmen, çoğu zaman kâğıt işleriyle uğraşıyor. Öğretmen ise kalabalık sınıflar, ağır bürokrasi ve bitmeyen sınav baskısı altında yalnız bırakılıyor.
OYSA ÖĞRETMEN, SADECE DERS ANLATAN KİŞİ DEĞİL; ÇOCUĞUN RUHUNU GÖREN, SESSİZLİĞİNİ ANLAYAN, ÖFKESİNİN ALTINDAKİ YARAYI FARK EDEN İNSANDIR.
Bunun için öğretmen yetiştirme anlayışımızı yeniden ele almak zorundayız. Öğretmen yalnızca alan bilgisiyle yetiştirilemez. Bir matematik öğretmeni yalnızca matematik bilmemeli; bir Türkçe öğretmeni yalnızca dil öğretmemelidir.
ÖĞRETMENLER, ÇOCUK GELİŞİMİ, ERGEN PSİKOLOJİSİ, KRİZ YÖNETİMİ, ÖFKE KONTROLÜ, ŞİDDETSİZ İLETİŞİM VE TOPLUMSAL GERİLİMİ AZALTMA KONULARINDA DA DONANIMLI OLMALIDIR.
Çünkü bazen bir öğretmenin söylediği doğru bir cümle, bir çocuğun hayatını değiştirebilir. Ama öğretmenin kendisi korku içindeyse, kendisini güvende hissetmiyorsa, her gün sınıfa tedirgin giriyorsa; çocuklara nasıl güven verebilir?
ÖĞRETMEN KORKU İÇİNDE DEĞİL, GÜVEN İÇİNDE ÇALIŞMALIDIR.
Öğretmen sınıfa girerken yalnız olmadığını bilmelidir. Okulda güçlü bir rehberlik sistemi olmalıdır. Öğretmen ile rehber öğretmen birlikte çalışmalıdır. Sorun yaşayan çocuklar erken fark edilmeli, aile ile okul arasında bağ kurulmalı, çocuk yalnız bırakılmamalıdır.
BİR ÇOCUK SORUN YAŞIYORSA, ONU CEZALANDIRMAK DEĞİL; ONU ANLAMAK VE ELİNDEN TUTMAK GEREKİR.
Bugün bazı ülkelerde okullarda güvenlik görevlileri vardır. Ama o ülkeler yalnızca güvenlik görevlisine güvenmez. Psikolojik destek, aile danışmanlığı, sosyal hizmet, okul rehberliği ve öğretmen eğitimi birlikte yürütülür. Eğer biz yalnızca kapıya bir güvenlik görevlisi koyar, ama okulun içinde çocukları yine yalnız bırakırsak; sorun çözülmez, yalnızca ertelenir.
Hatta bazen aşırı güvenlik anlayışı yeni sorunlar yaratabilir. Çocuk kendisini okulda değil de sanki bir cezaevinde hissedebilir. Sürekli kamera, sürekli polis, sürekli şüphe duygusu; öğrenciyi okula yabancılaştırabilir.
OKUL, KORKU ÜRETEN DEĞİL; GÜVEN VEREN BİR YER OLMALIDIR.
Benim inancıma göre kalıcı çözüm şudur:
OKULLARIMIZI YENİ ÇAĞA UYGUN, ÇOCUĞUN RUHUNA DOKUNAN, TOPLUMSAL GERİLİMİ AZALTAN MERKEZLERE DÖNÜŞTÜRMELİYİZ.
Yeni çağın okulu yalnızca bilgi verilen yer değildir. Yeni çağın okulu; çocuğun kendisini ifade ettiği, birlikte yaşamayı öğrendiği, empati kurduğu, teknolojiyle doğru ilişki kurduğu, sosyal medya baskısından korunmayı öğrendiği, farklılıklarla birlikte yaşamayı kavradığı yerdir.
Bugünün okulunda yalnızca matematik ve tarih değil; EMPATİ, SABIR, SAYGI, ŞİDDETSİZ İLETİŞİM, DEMOKRASİ KÜLTÜRÜ VE BİRLİKTE YAŞAMA da öğretilmelidir.
Çünkü geleceğin dünyasında en önemli şey yalnızca bilgi değil; insan kalabilmektir.
Okullarımızda sanat olmalıdır, spor olmalıdır, rehberlik olmalıdır, çocukların kendisini anlatabileceği alanlar olmalıdır. Çocuk yalnızca sınavla, testle, notla değerlendirildiğinde; kendisini bir insan değil, bir yarış atı gibi hissetmeye başlar.
ÇOCUĞUN KENDİSİNİ DEĞERLİ HİSSETMEDİĞİ YERDE, ŞİDDET VE ÖFKE DAHA KOLAY BÜYÜR.
Bu nedenle ben bir emekli eğitimci olarak diyorum ki:
EVET, GEREKİYORSA OKULLARDA GÜVENLİK TEDBİRİ OLSUN. AMA ASIL GÜVENLİK, ÇOCUĞUN KENDİSİNİ DEĞERLİ HİSSETMESİDİR.
ASIL GÜVENLİK, ÖĞRETMENİN KORKMADAN ÇALIŞMASIDIR.
ASIL GÜVENLİK, REHBER ÖĞRETMENİN ÇOCUĞUN ELİNDEN TUTMASIDIR.
ASIL GÜVENLİK, TOPLUMDA GERGİNLİĞİN AZALMASI, İNSANLARIN BİRBİRİNİ DÜŞMAN GİBİ GÖRMEMESİDİR.
Çünkü toplumda kavga varsa, bunun yankısı mutlaka okula gelir. Toplumda huzur varsa, okul da huzurlu olur.
ŞİDDETİ OKULUN KAPISINDA DURDURAMAYIZ.
ŞİDDETİ, ÇOCUKLARIMIZA DAHA İYİ BİR TOPLUM VE DAHA İYİ BİR OKUL KURARAK DURDURABİLİRİZ.






