BİR BABA ÖLMEK İSTEMİYOR, İNSANCA YAŞAMAK İSTİYOR!
Gaziantep’te üç çocuk babası bir yurttaşın Valiliğe verdiği dilekçeyi okuyunca dondum kaldım.
46 yaşında, evi kira, üç çocuğu okula gidiyor ve ailesini asgari ücretle geçindirmeye çalışıyor. Kaygının, çaresizliğin ve tükenmişliğin yaşama tutunacak gücünü elinden aldığını söylüyor. Sonunda da devletten ötanazi talep ediyor.
Bu dilekçe, yalnızca bir insanın yaşadığı bunalımın anlatımı değildir. BU DİLEKÇE, BUGÜNKÜ EKONOMİK VE TOPLUMSAL DÜZENİN YÜZÜNE TUTULMUŞ AĞIR BİR AYNADIR.
Bir baba çocuklarına yiyecek, giyecek ve eğitim imkânı sağlayamadığı için kendisini suçlu hissediyorsa, burada suç aranacak yer o babanın vicdanı değildir. Asıl sorgulanması gereken; çalışan insanı yoksulluğa, ailesini geçindirmeye uğraşan babayı çaresizliğe mahkûm eden düzendir.
İNSANLAR ARTIK YALNIZCA GEÇİM SIKINTISI ÇEKMİYOR; YAŞAMA SEVİNCİNİ, GELECEĞE İNANCINI VE UMUDUNU DA KAYBEDİYOR.
Bir tarafta saraylarda ve gösterişli sofralarda yaşayanlar, kamu olanaklarından yakınlarıyla birlikte yararlananlar, halkın malını kendi mülkü gibi kullananlar var. Diğer tarafta kirasını, faturasını ve çocuğunun okul masrafını nasıl ödeyeceğini düşünen milyonlar bulunuyor.
Bir tarafta makam araçları, ayrıcalıklar, ihaleler ve hesapsız bir bolluk; diğer tarafta çocuğunun beslenme çantasına ne koyacağını bilemeyen anne ve babalar…
BU UÇURUM KADER DEĞİLDİR. YANLIŞ EKONOMİK TERCİHLERİN, ADALETSİZ BÖLÜŞÜMÜN VE DENETİMSİZ YÖNETİMİN SONUCUDUR.
Ülkenin kaynakları birkaç kişinin, birkaç ailenin ve ayrıcalıklı bir çevrenin elinde toplanırken çoğunluğa sabır ve şükür öğütleniyor. Halktan sürekli fedakârlık isteniyor ama bolluk içinde yaşayanların ayrıcalıklarından vazgeçmesi hiç konuşulmuyor.
Çalışan bir insan, emeğinin karşılığıyla ailesini geçindiremiyorsa orada ücret değil, SÖMÜRÜ vardır. Çocuklar yoksulluk içinde büyürken bir avuç insan ölçüsüz servet biriktiriyorsa orada refah değil, BÖLÜŞÜM ADALETSİZLİĞİ vardır.
Bu yurttaşın dilekçesini yalnızca kişisel bir ruhsal bunalım olarak görmek büyük bir yanılgı olur. Elbette kendisine hemen psikolojik, sosyal ve ekonomik destek sağlanmalıdır. Ancak mesele yalnızca ona birkaç teselli sözü söylemekle kapatılamaz.
Çünkü bugün aynı dilekçeyi yazmasa bile aynı çaresizliği yaşayan milyonlarca insan vardır.
BİR DEVLETİN GÖREVİ YURTTAŞINA ÖLÜM YOLU AÇMAK DEĞİL, ONU İNSANCA YAŞATACAK KOŞULLARI SAĞLAMAKTIR.
İnsan, çalıştığı hâlde aç kalmamalı; kira, fatura ve mutfak masrafları arasında ezilmemelidir. Hiçbir anne veya baba, çocuklarının ihtiyaçlarını karşılayamadığı için kendisini değersiz ve başarısız hissetmemelidir. Eğitim, sağlık, barınma ve yeterli beslenme birer lütuf değil, temel insan hakkıdır.
Bu baba aslında ölmek istemiyor. Dilekçesindeki her satırda, “BENİ VE ÇOCUKLARIMI GÖRÜN, SESİMİZİ DUYUN, BİZE İNSANCA YAŞAMA OLANAĞI VERİN” diye haykırıyor.
Onun talebine verilecek gerçek karşılık ötanazi değildir. Düzenli bir gelir, güvenli bir ev, çocukları için eşit eğitim olanağı ve yarınından korkmadan yaşayabileceği adil bir düzendir.
Bir ülkede insanlar yoksulluktan kurtulmanın yolunu ölümde aramaya başlamışsa, yalnız ekonomi değil, TOPLUMSAL VİCDAN DA ALARM VERİYOR demektir.
Bu dilekçeyi yazan eli değil, O ELİ BÖYLE BİR DİLEKÇE YAZMAK ZORUNDA BIRAKAN DÜZENİ SORGULAMALIYIZ.
Çünkü hiçbir insan fazlalık değildir. Hiçbir emekçi çaresizliğe terk edilemez. Hiçbir baba, çocuklarına bakamadığını düşünerek ölümü kurtuluş olarak görmemelidir.
HALKIN İSTEDİĞİ ÖLMEK DEĞİL; ONURUYLA ÇALIŞMAK, HAKÇA PAYLAŞMAK VE İNSANCA YAŞAMAKTIR.
— İsmail Erdal







