BÖLÜM: 10 – SUYUN SESİNDE SAKLI HATIRALAR

DEĞİRMENCİLER: ANADOLU’NUN ADSIZ KAHRAMANLARI

Bir su değirmeninin taşını döndüren yalnızca su değildi.

O taşın dönmesi için gecesini gündüzüne katan, derenin önünü açan, bentleri onaran, arkları temizleyen, taşları bileyleyen, herkese hakkını gözeterek ununu teslim eden DEĞİRMENCİLER vardı.

Onlar, Anadolu’nun adı pek bilinmeyen ama emeği her sofraya ulaşan gerçek kahramanlarıydı.

Bugün değirmen taşlarını konuşuyoruz.

Oysa o taşlara can veren insanları yeterince hatırlamıyoruz.

Çocukluğumda değirmenciler bana hep çalışkanlığın, dürüstlüğün ve sabrın simgesi gibi görünürdü.

Sabah güneş doğmadan değirmenin kapısını açarlar, gece geç saatlere kadar çalışırlardı.

Yağmur, kar, ayaz demeden dere başında görevlerinin başında olurlardı.

Çünkü köylünün ekmeği onların emeğine bağlıydı.

Hasat zamanı geldiğinde değirmenlerin önü çuvallarla dolar, insanlar günlerce sırasını beklerdi.

Bazen gece boyunca değirmenin içinde lambanın loş ışığında çalışan değirmenciler olurdu.

Kimsenin unu eksik öğütülmesin diye büyük bir dikkat gösterirlerdi.

DEĞİRMENCİLİK SADECE BİR MESLEK DEĞİLDİ. AYNI ZAMANDA BÜYÜK BİR GÜVEN GÖREVİYDİ.

İnsanlar yıllık yiyeceğini emanet ederdi.

Bir çuval buğday, bir ailenin aylarca yiyeceği ekmek demekti.

Bu nedenle değirmencinin dürüstlüğü herkes tarafından bilinirdi.

Halk arasında boşuna:

“DEĞİRMENCİNİN DÜRÜSTLÜĞÜ, EKMEĞİN BEREKETİDİR.”

denmezdi.

Değirmenci yalnızca buğday öğütmezdi.

Arpa, mısır, çavdar, yulaf ve diğer tahılları da una dönüştürürdü.

Hayvan yemi hazırlardı.

Kimi zaman köylünün bozulan değirmen taşını tamir eder, kimi zaman dere yatağındaki bir engeli kaldırırdı.

O biraz usta, biraz mühendis, biraz marangoz, biraz da taş ustasıydı.

Çünkü suyun dilini bilmeden değirmencilik yapılamazdı.

Suyun hangi mevsimde azalacağını…

Hangi yağmurdan sonra taşkın geleceğini…

Arkın nereden çökeceğini…

Taşın ne zaman bilenmesi gerektiğini yılların verdiği tecrübeyle öğrenmişti.

DEĞİRMENCİLER DOĞAYLA KAVGA ETMEZDİ. DOĞAYLA UYUMLU YAŞARLARDI.

Bugün “ekolojik yaşam” dediğimiz anlayışı onlar yıllar önce uyguluyorlardı.

Ne elektrik tüketiyorlardı…

Ne mazot…

Ne kömür…

Yalnızca akan suyun gücünden yararlanıyorlardı.

Bu yönüyle su değirmenleri ve onları işleten insanlar, doğaya saygının da en güzel örneklerinden biriydi.

Değirmenciler aynı zamanda insanların dert ortağıydı.

Sırasını bekleyen köylüyle sohbet eder, onun sevincini de sıkıntısını da dinlerdi.

Kimi zaman bir düğünün haberi…

Kimi zaman bir askerin mektubu…

Kimi zaman da bir cenazenin haberi önce değirmende duyulurdu.

Bu yüzden değirmenciler, köy hayatının sessiz hafızalarıydılar.

Bugün modern fabrikalar dakikalar içinde tonlarca un üretiyor.

Teknoloji hayatımızı kolaylaştırıyor.

Ancak o eski değirmencilerin emeğini, alın terini ve insan sıcaklığını hiçbir makine geri getiremiyor.

Onlar yalnızca un üretmediler.

ANADOLU’NUN DAYANIŞMASINI, GÜVENİNİ VE KOMŞULUK KÜLTÜRÜNÜ DE YAŞATTILAR.

Bugün birçok değirmen sustu.

Taşları dönmüyor.

Kapıları kapalı.

Fakat o değirmenlerde yıllarca çalışan insanların alın teri, Anadolu’nun hafızasında yaşamaya devam ediyor.

Onların isimleri belki tarih kitaplarına yazılmadı.

Anıtları yapılmadı.

Madalya almadılar.

Ama her sıcak ekmeğin kokusunda, her un tanesinde ve her değirmen taşının sessizliğinde onların emeği vardır.

BEN, ÇOCUKLUĞUMUN DEĞİRMENLERİNİ ANLATIRKEN, O DEĞİRMENLERİ YAŞATAN BU ADSIZ KAHRAMANLARI DA SAYGIYLA ANIYORUM.

Çünkü onlar, yalnızca değirmen işletmediler.

ANADOLU’YU AYAKTA TUTAN EMEĞİN VE DÜRÜSTLÜĞÜN SEMBOLÜ OLDULAR.

İsmail Erdal

(DEVAM EDECEK)

GELECEK BÖLÜM:

BÖLÜM: 11 – BİR DEĞİRMENİN SESSİZ VEDASI

“DEĞİRMENLER NEDEN SUSTU? GELENEKSEL ÜRETİMDEN SANAYİLEŞMEYE UZANAN YOLCULUK”