SUYUN SESİNDE SAKLI HATIRALAR; BÖLÜM: 6.
DEĞİRMENCİNİN TUZSUZ ÇÖREĞİ
Bir Çöreğin Taşıdığı Hatıralar
Çocukluğumdan bugüne kadar damağımda kalan pek çok tat oldu. Annemin yaptığı yemekler, fırından yeni çıkmış köy ekmekleri, yayık ayranı, bahçeden koparılan meyveler…
Ama içlerinde öyle bir tat vardı ki, aradan geçen onca yıla rağmen ne unutabildim ne de bir daha aynısını bulabildim.
O tat, dere kenarındaki su değirmeninde pişen tuzsuz çöreğin tadıydı.
İlk bakışta çok sade görünürdü.
Ne içine yağ konulurdu…
Ne süt…
Ne yumurta…
Ne de bugün ekmeklere lezzet vermesi için kullanılan katkılar…
Sadece un…
Sadece su…
Ve büyük bir emek…
Belki de lezzetini veren buydu.
Değirmende her zaman odun ateşi yanardı. O ateş yalnızca değirmenciyi ısıtmaz, değirmenin de yüreğini canlı tutardı. Önce ocak iyice kızdırılır, sonra közler ustalıkla bir kenara çekilir, taş taban dikkatle temizlenirdi. Yoğrulan hamur ağır ağır açılır, sıcak taşın üzerine bırakılır, üzeri kapatılarak sabırla pişmeye bırakılırdı.
Değirmencinin çörek pişirmesini seyretmek bile başlı başına bir zevkti.
Hiç acele etmezdi.
Çünkü bilirdi ki ateşin de, hamurun da bir vakti vardı.
Sabırsızlık, ekmeğin de tadını kaçırırdı.
Saatler sonra taşın üzerinden alınan çöreğin dışı hafif sertleşmiş olurdu. Bıçağı değdirdiğiniz anda ince bir çıtırtı duyulur, içinden yükselen sıcak buhar yüzünüze vururdu. İçi ise pamuk gibi yumuşak, mis gibi buğday kokardı.
Bugün düşünüyorum da, o çöreğin asıl lezzeti malzemesinde değildi.
Lezzeti, pişirilişindeki sabırdaydı…
Doğallığındaydı…
Ve paylaşılmasındaydı.
Değirmencinin yanında neredeyse her zaman bu çörekten bulunurdu.
Değirmene kim gelirse gelsin, mutlaka bir parça koparır, uzatırdı.
“Buyur, sıcak sıcak ye…” derdi.
Bu ikramın karşılığında hiçbir şey beklemezdi.
Çünkü Anadolu insanı, misafire ikram etmeyi zenginlik değil, insanlık sayardı.
Ben de o uzatılan çöreği iki elimle alır, büyük bir iştahla yerdim.
Belki aç olduğum için…
Belki çocuk olduğum için…
Belki de çöreğin içine değirmencinin samimiyeti karıştığı için…
Ama bana dünyanın en güzel yiyeceği gibi gelirdi.
Yıllar geçti.
Öğretmen oldum.
Anadolu’nun birçok köyünü dolaştım.
Her gittiğim yerde köyün tarihini, insanını, kültürünü öğrenmeye çalıştım.
Ne zaman bir su değirmeni olduğunu duysam, mutlaka yolumu oraya çevirdim.
Bazen meslektaşlarım,
“Hocam, yine değirmene mi gidiyorsun?” diye takılırlardı.
Ben ise gülümserdim.
Çünkü beni oraya çeken yalnızca değirmen değildi.
Her gittiğim değirmende sanki çocukluğum beni bekliyordu.
Değirmenci yine aynı içtenlikle karşılıyor, hâlâ o tuzsuz çöreğinden bir parça ikram ediyordu.
İlk lokmayı ağzıma attığım anda yıllar ortadan kalkıyordu.
Bir anda yeniden çocuk oluyordum.
Suyun sesi aynıydı…
Taşların uğultusu aynıydı…
Odun ateşinin kokusu aynıydı…
Ve çöreğin tadı…
Sanki hiç değişmemişti.
İşte o zaman anladım ki beni yıllarca değirmene çeken yalnızca o çörek değilmiş.
O çörek, çocukluğuma açılan kapının anahtarıymış.
Her lokmasında bir hatıra vardı.
Her kokusunda bir özlem…
Her kırıntısında Anadolu insanının gönül zenginliği…
Bugün en lüks sofralarda, en gösterişli ekmeklerde, en zengin menülerde bile o çöreğin verdiği tadı bulamıyorum.
Çünkü o lezzet yalnızca undan yapılmamıştı.
İçine dostluk katılmıştı…
Samimiyet katılmıştı…
Helal emek katılmıştı…
Ve en önemlisi, karşılık beklemeden paylaşmanın bereketi katılmıştı.
Belki de bu yüzden hâlâ bir odun ateşinin kokusunu duyduğumda, burnuma önce değirmencinin çöreği geliyor.
Sonra suyun sesi…
Ardından değirmen taşlarının uğultusu…
Ve çocukluğum…
Usulca yanıma oturuyor.
O günlerden geriye bir çörek kalmadı belki.
Ama o çöreğin hatırası, ömrüm boyunca gönlümde sıcaklığını hiç kaybetmedi.
Çünkü bazı tatlar damakta değil, insanın ruhunda iz bırakır.
Değirmencinin tuzsuz çöreği de benim için işte böyle bir tattı.
O çörek, yalnızca karnımı doyurmadı.
Çocukluğumu besledi…
İnsan sevgisini büyüttü…
Ve bana, paylaşmanın en güzel ekmek olduğunu öğretti.
İsmail Erdal Emekli Eğitimci
(DEVAM EDECEK )
Gelecek bölüm:
BÖLÜM: 7. SUYUN SESİNDE SAKLI HATIRALAR;
TAŞ DEĞİRMENİNİN SIRRI
NOT:
https://www.facebook.com/674784370/videos/pcb.10164344657929371/1036384255812339
Bu anlamlı videoyu, Trabzon’un Vakfıkebir ilçesine bağlı Kirazlık Köyü’nden, değerli dostumuz ve emekli öğretmen Kebire Çabuk göndermiştir.
Kebire Hanım, aynı zamanda eşim Mahinur Türkmen Erdal’ın Beşikdüzü Öğretmen Okulu’ndan okul arkadaşıdır.
Köylerinde bugün de tüm özgünlüğüyle çalışmaya devam eden su değirmenini görüntüleyerek, “Suyun Sesinde Saklı Hatıralar” yazı dizime çok kıymetli bir katkıda bulunmuştur.
Bu görüntüler, su değirmenlerinin yalnızca geçmişte kalan bir hatıra olmadığını, Anadolu’nun bazı köşelerinde hâlâ yaşamaya devam eden önemli bir kültür mirası olduğunu göstermesi bakımından da ayrı bir değer taşımaktadır.
Kültürel mirasımıza sahip çıkan bu duyarlı davranışı ve değerli katkısı için sevgili Kebire Çabuk Öğretmenime gönülden teşekkür ediyor, kendisine sağlık, mutluluk ve esenlik dolu uzun yıllar diliyorum.
İsmail Erdal
