CUMHURİYET, BİZE EMANET EDİLMİŞ BİR GELECEKTİR
29 Ekim yaklaşırken
yalnızca bayrak asmayalım pencerelere;
bir soru da asalım yüreğimize:
Cumhuriyet nedir?
Bir takvim yaprağı mı,
bir tören, bir marş,
bir günlüğüne söylenen güzel sözler mi?
Hayır.
Cumhuriyet;
bu memleketin sahibinin
bir kişinin sarayı değil,
milletin kendisi olduğunu ilan etmektir.
Bir çocuğun köy okulunda açılan defteridir.
Bir kadının hayatına kendi aklıyla yön vermesidir.
Bir yurttaşın, makamı ne olursa olsun,
kanun önünde eşit sayılmasıdır.
Cumhuriyet;
kulun yerine yurttaşı,
buyruğun yerine hakkı,
kader diye dayatılan suskunluğun yerine
düşünmeyi ve söz söylemeyi koymaktır.
1919’da,
Samsun’a çıkan o yolcu
yalnızca işgal altındaki bir ülkenin toprağına basmadı.
Bir halkın yorgunluğuna,
yoksulluğuna,
umuduna bastı.
O gün Cumhuriyet’in adı
henüz meydanlarda açıkça söylenmiyordu.
Ama “milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” diyen düşüncede,
millî egemenliğin yolu açılıyordu.
Çünkü bazen bir gelecek,
önce bir kelime olarak değil,
bir halkın ayağa kalkışında doğar.
Ardından kongreler toplandı,
Meclis açıldı.
Kararı saraydan bekleyen bir ülke,
kendi kararını kendi vermeye başladı.
Ve 29 Ekim 1923’te
bu büyük yürüyüşün adı kondu:
Cumhuriyet.
Cumhuriyet bize yalnızca bir yönetim biçimi getirmedi.
Okullar açtı,
harfleri değiştirdi,
bilimi ve aklı yol gösterici yaptı.
Kadını kamusal hayatın öznesi,
çocuğu geleceğin sahibi saydı.
Yurttaş olmanın,
ülkenin kaderinde söz sahibi olmak demek olduğunu öğretti.
Ama hiçbir kazanım
sahibi çıkılmadığında kendiliğinden yaşamaz.
Cumhuriyet’e sahip çıkmak,
yalnızca 29 Ekim’de alkış tutmak değildir.
Haksızlık karşısında susmamaktır.
Seçilmiş iradeye, hukuka ve özgür düşünceye sahip çıkmaktır.
Okulu, bilimi, emeği ve eşit yurttaşlığı korumaktır.
Cumhuriyetin ışığı sönerse
önce bir okulun kapısı kararır;
sonra bir çocuğun hayali,
bir kadının sözü,
bir yurttaşın hakkı eksilir.
Bize düşen,
bu ülkenin nimetlerinden pay almak kadar
sorumluluğunu da taşımaktır.
Birbirimize şunu sormalıyız:
Biz bu ülkede yalnızca aynı toprağı paylaşan insanlar mıyız,
yoksa ortak bir geleceği kuran yurttaşlar mı?
İnancımız, dilimiz, kökümüz farklı olabilir.
Fakat devlet karşısında eşitsek,
bu ülkenin kaderinde söz sahibiysek,
biz bir ulusuz.
Cumhuriyet, farklılıklarımızı silmek için değil;
hiçbirimizi ötekine kul etmeden
eşit yurttaşlar olarak bir arada yaşatmak için vardır.
Ey bu ülkenin insanı,
Cumhuriyet sana yalnızca bir miras bırakmadı;
bir görev de bıraktı.
Onu anlamak.
Onu yaşatmak.
Ve çocuklara,
bugünkünden daha özgür bir ülke bırakmak.
Çünkü Cumhuriyet,
geçmişte kazanılmış bir zaferden ibaret değildir.
Her kuşağın yeniden savunması gereken
bir gelecek sözüdür.
29 Ekim’de
yalnızca Cumhuriyet’i kutlamayalım.
Kendimize söz verelim:
Bu ülkenin yönetimi de,
adaleti de,
okulu da,
geleceği de
milletin olacaktır.
Cumhuriyet’e sahip çıkmak,
kendi hayatımıza ve çocuklarımızın geleceğine sahip çıkmaktır.
İsmail Erdal
