“Zorunlu İstikamet: İmam Hatip Sessiz Bir Toplumsal Dönüşümün Anatomisi”
“Çocuğun Kaderi Kura Değildir: Mecburi İmam Hatip’e Karşı, Gönüllü Çıraklık ve Onurlu Zanaat!
İsmail Erdal’ın kaleminden…
Bir Sınavın Ardına Gizlenen İdeoloji
LGS (Liselere Geçiş Sistemi) sonuçlarının ardından yüz binlerce öğrenci, istemedikleri okullara yerleştiriliyor.
Ter döken çocuklar, umutla tercih yapan aileler ve sonunda milyonlarca hayal… Ama sonra bir bakıyoruz ki, on binlerce öğrenci tercih etmediği halde İmam Hatip Liselerine yerleştirilmiş. Birileri çıkıp “sistem böyle çalışıyor” diyor. Ben de diyorum ki: Bu sistem böyle çalışmamalı!
İstemedikleri okullara gönderilen bu çocukların adı yok. Kimse sormuyor: Bu çocuk burada mutlu olacak mı? Başaracak mı? Hayata hazırlanabilecek mi?
Ben soruyorum: Bu çocuklar bizim çocuklarımız değil mi?
Bir baba olarak, bir öğretmen olarak, bir yurttaş olarak yüreğim sızlıyor.
Eğer çocuğum düz liseye gidememişse, Anadolu lisesini tutturamamışsa, fen lisesi uzaksa…
Eğer elimde bir seçenek varsa, bin kere tercih ederim çocuğumun İmam Hatip’e değil sanayiye gitmesini.
Bir ustanın yanında meslek öğrenmesini. Bir çıraklık eğitim merkezinde hayatla tanışmasını.
Eline torna verilsin, testere verilsin, lehim makinesi verilsin. Ama iradesi elinden alınmasın!
İmam Hatip okullarında çocukların bilimle, sorgulamayla, Atatürk’le bağı kesiliyor.
Sorgulayan değil tekrarlayan, üreten değil tüketen, düşünen değil itaat eden bireyler isteniyor.
Bu okullar, din görevlisi yetiştirmekten çıkmış, siyasal bir kadrolaşmanın durağı olmuş.
Peki ya bu çocuklar?
Çoğu mezun olduktan sonra işsiz.
Çünkü ne meslek var ellerinde, ne beceri.
Bir de tarikat kursları, denetimsiz yurtlar var…
Aileler çaresiz, devlet yok.
Çocuklar ya korkuyla sindiriliyor ya da suskun bir hayata hazırlanıyor.
Kur’an öğretimi bahanesiyle verilen şey, bilimden uzaklaşma, dünyadan kopuş ve kaderci bir hayata razı oluş…
Benim önerim net:
Bu çocuklar ya üretimin bir parçası olacaklar ya da sistemin kurbanı.
Çıraklık eğitim merkezleri yeniden canlandırılmalı.
Endüstri Meslek Liseleri desteklenmeli.
Her şehirde, her ilçede, pırıl pırıl atölyeler kurulmalı.
Öğrenci sabah sanayide çalışmalı, akşam okulda ders görmeli.
Hem işi öğrenmeli hem okulu bitirmeli.
Orada çocuk “hayat”ı öğrenir.
Dakik olmayı, ustaya saygıyı, emeğin değerini…
Alın terinin nasıl bir onur olduğunu orada hisseder.
Ve belki de en önemlisi: Kendisi olur!
Üniversite mezunu olup işsiz dolaşmaktansa, tornacı çırağı olup kendi atölyesini kuran bir çocuk, bu ülkenin geleceğidir.
Motor ustası bir çocuk, gelecekte dijital otomasyonun kurucusu olabilir.
Bir döner ustası, gıda sektörünün girişimcisi olur.
Ama cemaat yurdunda boynu bükük büyüyen çocuk, hep başkasına muhtaç olur.
Devletin görevi, her çocuğa kendi yeteneğine uygun bir yol açmaktır.
İdeolojiyle değil; bilimle, emekle, üretimle…
Eğer çocuk illa bir yere gidecekse:
Cemaate değil, çıraklık merkezine gitsin!
Tarikat kursuna değil, marangoz tezgâhına gitsin!
Vaaz kürsüsüne değil, kaynak atölyesine gitsin!
Unutmayın; sanatı olanın onuru olur.
Mesleği olanın başı dik olur.
Eli nasır tutan ama özgür kalan bir gençlik, bu ülkenin umududur.
İmam Hatip zorunluluğu, çocukların ve ülkenin önünü kapatıyor.
Oysa biz, bu ülkeyi aydınlık yarınlara taşıyacak; hem üreten hem düşünen gençlere muhtacız.
Çocuğumuza sahip çıkalım.
Onu zanaate yönlendirelim.
Üretime yönlendirelim.
Özgürlüğe yönlendirelim.
Böylece hem o kurtulur, hem de bu ülke.
İsmail Erdal Ağustos 2025 Muğla
