Yüreği Halkla Atan Bir Ömür
Yaşam bazen bize öyle insanlar armağan eder ki, onların ardından yalnızca anılar değil, bir ömürlük izler kalır. Naci Eren, işte bu iz bırakan, halkla iç içe yaşayan, yüreği memleket sevdasıyla çarpan bir insandı. Kendisini sadece bir siyasi kimlikle değil, aynı zamanda bir fikir ve duruş insanı olarak tanıyanlar, onunla geçen her anın değerini bilir.
Bu anlamlı kişiliği daha yakından tanımamıza vesile olacak çok kıymetli bir metni, dostum İlhan Yüksel kaleme aldı ve bana ulaştırdı. İlhan Bey’in, dayısı Naci Eren ile paylaştığı unutulmaz anılar yalnızca bir yakınlık ilişkisini değil, aynı zamanda bir dönemin ruhunu da yansıtıyor.
İçtenliğiyle, sahiciliğiyle ve halkın vicdanında yer etmiş bir ömrün izleriyle dolu bu anlatımı, İlhan Yüksel’in kaleminden olduğu gibi sizlerle paylaşıyor, hem Naci Eren’in anısını yaşatmak hem de böylesi değerli tanıklıkların unutulmaması adına bu satırları kıymetli bir belge olarak görüyorum.
Saygıyla,
İsmail Erdal
“Kırkayak Naci: Yüreği Halkla Atan Bir Ömür”
İlhan Yüksel in anıları.
Naci Dayım… Öylesine farklı, öylesine renkli bir insandı ki, onu anlatmaya kelimeler yetmez. Onunla geçirilen her an, bir ömürlük öğretiydi benim için. Bazen bir cümlesi, bazen bir bakışı, bazen de bir sessizliği bile derin izler bırakırdı içimde. Onu daha çok tanıdıkça, daha çok hayranlık duydum. Yazılanlara katkı vermek benim için sadece bir görev değil, aynı zamanda bir vefa borcudur.
Çocukluğumda annesi Emine Halam, oğluna “Kırkayak” derdi. Sürekli halkın içinde, köy köy, kahve kahve gezen; eve, ailesine haber vermeyi pek de alışkanlık edinmemiş bir oğul… Bu lakap, onun hayat biçimini öyle güzel özetlerdi ki. Ne zaman nereye gittiği belli olmazdı. Ama bir şey kesindi: vatandaşın olduğu her yer onun evi gibiydi. Eve nadiren uğrasa da halkın içinden hiç çıkmazdı.
Sonusa Barajı’nın yapım süreci hepimiz için önemliydi ama benim için bir başka anlamı vardı. Bu barajın onayı, dönemin Bayındırlık Bakanı Selahattin Kılıç tarafından, bizzat Süleyman Demirel’in talimatıyla verilmişti. Dayım, siyasi olarak Demirel’e muhalifti belki ama onun devlet adamlığı vasfını hiçbir zaman inkâr etmezdi. “Demirel, eleştirilerime rağmen nitelikli bir adamdı,” derdi. Hatta bir gün şöyle bir anısını paylaştı: “Demirel, miting meydanında beni dinlemiş, sonra demiş ki; ‘Bu adam imam değil desek, orijinal imam. En iyisi biz buna ‘İmam Bayıldı’ diyelim!’” Bu, sadece bir espri değil; Dayımın politik kimliği kadar kişisel etkisinin de göstergesiydi.
TİP’in Ankara Samanpazarı mitinginde konuşmacı olarak ilan edilmişti. Ancak mitinge sade kıyafetleriyle katılınca tanınmamış, kürsüye yaklaştırılmamış. “Ben İmam Naci’yim!” deyince 68 kuşağının yiğit gençleri el ele vererek ona kürsüye giden yolu açmışlar. O anı anlatırken gözlerinde parlayan o ışığı hâlâ hatırlıyorum. Miting meydanının hemen yanında bulunan Numune Hastanesi’nde o sırada bulunan Demirel’in pencereleri açtırıp onu dinlediğini ve bunu sonradan öğrendiğini anlatırken yüzünde gururlu bir tebessüm olurdu.
O miting, Dayımın TİP’in radyo konuşmacısı olmasıyla sonuçlandı. Yaşar Kemal’in, o konuşma öncesinde “Hocanın dinine sakın dokunmayın” diyerek çevresine tembihte bulunduğunu söylerdi. Dayım dini hiçbir zaman eğip bükmeden, ne yapmacık ne de gösterişli biçimde anlattı. Samimi, derin ve özüyle bağlı bir inancı vardı. O nedenle söyledikleri kalplere dokunur, akıllarda yer ederdi.
Unutamadığım bir gece vardır. Hasan Hüseyin’in geleceğini söylediklerinde heyecanla kitaplarını aldım, imzalatırım diye düşündüm. O gece bizim evdeydi. Masada Hasan Hüseyin oturuyordu, halının üstünde ise İbrahim Abi, Hasan Abi ve İmam Naci diz çökmüşlerdi. Dayım, o kendine has davudi sesiyle “Dahav’ın Öbür Yüzü” şiirini okumaya başladı, ardından “Kızılırmak” şiirine geçti. O gece şiirden, dostluktan, ideallerden örülmüş bir geceydi. Kelimeler, duyguların, özlemlerin ve mücadelelerin en saf hâline bürünmüştü.
Bir başka unutulmaz anım da, Taşova’dan Dayımın radyo konuşması için uğurlandığı gündür. Büyük bir kalabalık toplanmıştı. Kalabalığın ortasında yaşlı bir köylü, Kelikçi Ziya Emmi, “Senin paran da yoktur,” diyerek iş önlüğündeki bütün bozuk paraları Dayımın avucuna bıraktı. “İşte o insanların inançları beni kavurdu, pişirdi,” derdi. O zaman ben daha sekiz yaşındaydım ama olan biteni anlamaya çalışır, günlük gazeteleri okur, siyasetle ilgilenirdim.
12 Mart geldiğinde 68 kuşağının yiğit gençleri onun misafiriydi. Ankaraya dönüşlerinde şoförleri Gönül Abi olmuştu. Şoför esnafı, Dayıma o kadar sadıktı ki, ağır misafirlerin ayakları taşa değmeden uğurlandılar. Bu, halkın gönlünde yer etmiş bir adamın hikayesidir.
Sonraki yıllarda, 12 Eylül’ün karanlığına rağmen, SHP’den belediye başkanı seçildi. Oysa Sonusa sağ görüşlü bir beldeydi. Ama söz konusu aday Naci Eren olduğunda, sonuç belliydi. Bir gün dükkan önünde duruyordum, iki adam geçiyordu. Biri diğerine dedi ki: “Bizim Naci Abinin yüzünden kendi partime oy veremiyorum.” İşte bu, halk nezdinde bir insanın erişebileceği en yüksek makamdır.
Bir gün yine siyasi meselelerle ilgili bir olay yaşandı. Amcam Mustafa Yüksel, Şehli Köyü muhtarıydı. Köyün camisi için İl Özel İdaresi yıkım kararı almıştı. Amcam, tehlike olduğunu düşünerek onay verdi. Ama köylü buna karşı çıkınca, Kaymakamlık devreye girdi. Bir çalışan “Naci Abiyi arayalım” deyince, Dayım Kaymakamlığın yanına geldi. Amcam içeri girdiğinde, onu Kaymakam’ın yanında görünce sadece “Başüstüne Dayı,” dedi ve dışarı çıktı. O anda bir yanda devlet otoritesi, bir yanda Naci Eren vardı. Siz olsanız ne yapardınız?
Dayım bana “Kara Bıyık” derdi. Farabi Çevre Sokak’taki teras katta, hastalanıncaya dek birlikte kaldık. O günlerde de dostları hiç yalnız bırakmadılar. Özellikle İbrahim İzan ve Hasan Bütüner Öğretmen Abilerim, her an yanındaydılar. Benim amcalarım ve ailem bana hep iyi şeyler öğretti ama İmam Naci ve arkadaşları bana daha büyük değerler aşıladılar. Özgürlük, yurtseverlik ve dayanışma bilincimi onlar pekiştirdi. Bugün hâlâ Hasan Bütüner Abimle görüşmeye devam ediyoruz.
İyi ki yazıyorsun İsmail Abi… Hayatımızı, geçmişimizi, dostluklarımızı, değerlerimizi yeniden canlı kılıyorsun. Yazılarına katkım olduysa ne mutlu bana.
Saygılarımla,
İlhan Yüksel
