TAŞOVA DA EĞLENCEDE SÖYLENMEYEN TÜRKÜLER HATİPOĞLU

İsmail Erdal

12-01-2026 16:55

TAŞOVA DA EĞLENCEDE SÖYLENMEYEN TÜRKÜLER

HATİPOĞLU

"Hatipoğlu türküsü" https://share.google/oOCHccXnT8XesHsiQ

(Hatipoğlu türküsünü dinlemek için tıklayın)

(Kelkit Vadisi’nin suskun hafızasında yerel iktidar, şiddet ve “bilip de konuşmama” kültürü)

İsmail Erdal – Emekli Eğitimci

Taşova’da bazı türküler vardır; adı anıldığında bile odanın havası değişir. Çay kaşığı bardağa daha yavaş dokunur, bakışlar yere iner, konuşmalar yarım kalır. Çünkü o türkü eğlencenin değil, düşüncenin dilidir. Söylendiği zaman insanı oynatmaz; durup düşündürür. “Hatipoğlu” işte bu türkülerdendir.

Ben bu türküyü Kelkit Vadisi’nin birçok yerinde duydum; Taşova’da, Erbaa’ya yaslanan yamaçlarda, yayla yolunun taşında, köy odasında, taziye evinde… Aynı türkü, aynı yanıklık; ama her seferinde başka bir insanın içini yakarak. Çünkü Hatipoğlu bir “ezgi” değil sadece; vadinin kendi kendine yazdığı bir vicdan kaydıdır. Herkesin bildiği ama kendine bile açıkça söyleyemediği bir gerçeği, kimseyi hedef göstermeden, kimseyi daha fazla yakmadan anlatmanın yoludur.

Bu coğrafyada “bilmek” çoktur, “konuşmak” azdır. Çünkü konuşmak, bazen yeni bir hesap defteri açar. Oysa türküler, kapanmayan defterlerin kapağını kapatmak için değil, o defterin varlığını unutmamak için söylenir. Hatipoğlu bu yüzden eğlencede söylenmez; çünkü eğlence hafiflik ister, Hatipoğlu ise ağırlık taşır.

Bir türkünün açtığı kapı: “nam” ve “şan”

Türkü daha ilk kıtasında bize olayın dilini kurar:

“Hatipoğlu nam verdi / Memlekete şan verdi /

Muhtarlığın yüzünden / Oğlunu kurban verdi”

Bu dört dize, taşra dünyasının bir fotoğrafıdır. “Nam” ve “şan” kelimeleri, köy hayatında bazen ekmekten bile önce gelir. Çünkü nam, yalnız kişinin adı değildir; ailenin, sülalenin, hatta köyün itibarıdır. Muhtarlık da bu itibarın, “söz kimde?” sorusunun somut hâlidir. İdari bir görev gibi görünür ama taşrada çoğu zaman gücün ve saygınlığın terazisidir.

Bu kıtada beni en çok sarsan kelime “kurban”dır. Çünkü “kurban”, bir olayın sadece “cinayet” olmadığını; bir toplumsal düzenin içinde, bir gerilimin sonunda ödenen ağır bedel olduğunu söyler. Kurban, yalnız ölen değildir; kurban, kalanların da içine düşen boşluktur.

Türkülerin bir kısmı hikâyeyi açıkça anlatmaz; ama Hatipoğlu’nun gerisinde anlatılan olay, yıllardır sözlü hafızada dolaşır. Anlatılan şudur:

1940’lı yılların başında Reşadiye’nin Nebişeyh Köyü’nde, birbirleriyle akraba, varlıklı ve saygın iki aile: Hatipoğulları ve Dallıoğulları… Uzun süre muhtarlık yapan Hatipoğlu’nun seçimi kaybetmesi, yerel iktidar terazisini sarsar. Yeni muhtar Hatip’e destek veren Dallıoğulları ile gerilim büyür. Bu gerilimin içinde en kırılgan halka, çoğu zaman olduğu gibi gençlerdir.

Hatipoğlu’nun oğlu Mehemmet, hırçın mizacıyla anlatılır. Üstelik Dallıoğulları’ndan Nazile ile evlidir; yani mesele yalnız iki aile meselesi değil, aynı zamanda akrabalık bağıyla örülmüş bir düğümdür. İşte bu düğüm, taşrada şiddetin en tehlikeli hâlidir: Yabancıya değil, “yakına” döner.

Yayla mevsiminde, köy yayladayken; Dallıoğulları’ndan Teyfik ve kardeşi Ömer dağa gider. Mehemmet onları takip eder; “muhtar Hatip’e destek vermeyeceksiniz” diye söz alır. Fakat dönüşte anlatılanlar çelişir. Mehemmet “yola getirdim” diye övünür; Teyfik “öyle bir şey olmadı” der. Sonra, evin önünde küfürleşme, taş atma, taşın kağnıya çarpıp gelinin başını yarması… Ve sabrın taştığı an: Teyfik’in tabancasından çıkan tek kurşun, Mehemmet’i alır götürür.

İşte Hatipoğlu türküsü, bu olayın ardından yakılır.

Bu anlatıyı okuduğunuzda insanın içinden şu geçiyor: Burada “kötü” bir kişi aramak kolaydır; ama asıl zor olan şudur: Bu olay, tek bir kişinin kötülüğünden değil; yerel iktidarın büyüttüğü gerilimden, erkeklik gururundan, ‘el âlem’ baskısından, silahın kolay erişiminden, öfkenin akıldan hızlı oluşundan doğmuştur.

Türkünün gerçek gücü: “Kıyma bana kayınço…”

Türkü, şiddetin tam ortasında bile insana bir yol gösterir. Bazı dizeler, bir yalvarış olarak çıkar karşımıza:

“Kıyma bana kayınço / Evde bacın yol bakar”

Bu iki dize, bir toplumun en yalın vicdanıdır. “Kayınço” kelimesi, şiddetin yabancıdan değil, akrabalık içinden doğduğunu gösterir. “Bacın yol bakar” ise o şiddetin sadece iki kişiyi değil, evde bekleyen bir kadını, bir anneyi, bir çocuğu, bir evi—kısacası hayatın devamını vurduğunu hatırlatır.

Bu dize söylenirken Taşova’da insanların niçin sustuğunu ben hep daha iyi anlarım: Çünkü o cümle, “kavga”yı değil, sonuçu anlatır. Kavgayı anlatırsanız taraf çoğalır; sonucu anlatırsanız vicdan uyanır.

Yayla imgesi: hayatın en canlı yerinde ölüm

Türkünün yayla bölümleri, Kelkit Vadisi insanının ortak hafızasına dokunur:

“Yaylaya gideceğim de / Gürgenleri kırmaya…”

“Yayla yaylaya bakar / Yayla suyu yan akar…”

Yayla, bu coğrafyada özgürlüğün ve emeğin mekânıdır. İnsan yaylaya “yaşamak” için çıkar; nefes almak, üretmek, güçlenmek için. Ama türkünün söylediği şey şudur: Hayat tam canlı yerindeyken bile ölüm gelir. “Yayla suyu yan akar” dizesi, bana göre Anadolu şiirinin en ağır yoğunlaştıranlardan biridir: Su yanmaz; ama acı öyle yakar ki su bile yanıyor gibi görünür.

Ev ve direk: ölümün sadece insanı değil, hayat düzenini yıkması

Türkü, evin içine de girer:

“Hatipoğlu’n evinde / Çatal elma direği…”

“Kuş kadar yoğumuş / Mehemmet’in yüreği”

“Direk” evin taşıyıcısıdır; bir anlamda ailenin omurgası. “Çatal elma direği” ise köy evinin kendine has dünyasını, emeğini, el işçiliğini çağrıştırır. Ama o direğin altında yürek “kuş kadar” kalmıştır. Bu korkaklık değildir; bu travmanın adıdır. Bir kurşun, yalnız bir genci değil; geride kalanların içini de küçültür.

“Dosta düşmana karşı”: el âlem baskısı ve namın gölgesi

Türkünün son bölümleri, taşranın “görünür” dünyasını açar:

“Yayla olmuş bir çarşı…”

“Dosta düşmana karşı”

Yayla bir çarşı olmuşsa, artık herkesin gözü oradadır. Olay “iki kişinin meselesi” olmaktan çıkar; kamusal hâle gelir. “Dosta düşmana karşı” sözü de namın, şanın, itibarın ne kadar belirleyici olduğunu gösterir. Bu tür ortamda insan bazen doğruyu değil, “ayıp olmasın”ı seçer; bazen sakinliği değil, “geri durmayayım”ı… İşte şiddetin gizli yakıtlarından biri de budur: Gururun kamusal baskıya dönüşmesi.

Suskunluk kültürü: bilmek ama isimlendirmemek

Hatipoğlu’nun Taşova’da eğlencede söylenmemesinin bir nedeni daha var: Bu türküde her şey açıktır; ama hiçbir şey “tam adıyla” söylenmez. Çünkü ad söylemek, yarayı büyütür. Taşova’da çoğu zaman insanlar “kimin vurduğunu” bilir; fakat türkü, “fail” değil, “acı” söyler. Bu bir unutma değil; bir toplumsal kendini koruma biçimidir.

Ben buna “suskun hafıza” diyorum. Suskun hafıza, gerçeği yok etmez; gerçeği yangın çıkarmadan taşır.

Neden oynanmaz?

Çünkü Hatipoğlu’nun ritmi ayakları değil, vicdanı hareket ettirir. Oynarsanız, türkü hafifler; oysa bu türkü hafiflememelidir. Bu bir “eser” değil; bir emanettir. Emanet de şenlikte harcanmaz, yas gününde taşınır.

Kelkit Vadisi’nde bu türkünün bıraktığı ders

Ben bu türküyü her duyduğumda aynı cümle içimde çınlar:

Söz büyürse kavga büyür.

Öfke büyürse silah konuşur.

Bir anlık karar, bir ömürlük suskunluk bırakır.

Hatipoğlu türküsü, Taşova’da ve Kelkit Vadisi’nde bizi bu yüzden düşünmeye iter. Çünkü o türkü, bir olayın kaydı değildir; bir toplumun kendine tuttuğu aynadır. Kimin haklı olduğundan önce şunu sorar:

Bir muhtarlık, bir itibar, bir “el âlem” sözü; bir gencin hayatından daha mı değerlidir?

Ve türkü bittiğinde, odada kalan sessizlik şunu söyler:

Herkes bilir ki değildir.

Ama bazen bunu söylemek için bile… türküye ihtiyaç vardır.

İsmail Erdal Emekli Eğitimci

NOT: 1940 Yılında Taşova ilçe değil. Tokat a bağlı. Raşadiye ve Erbaa çevresi aynı kültür çevresindedir.

HATİPOĞLU DESTANI

(Halk diliyle – manzum)

Kelkit yel alır dağdan dağdan,

Söz ağır gelir her otağdan.

Nebişeyh’te bir adam vardı,

Adı Hatipoğlu diye anılan.

Uzun yıllar muhtar durdu,

Sözü geçti, kapı kurdu.

Muhtarlık bir mühür değil,

Köyün aklı onda durdu.

Bir gün sandık kapandı,

Mühür başka ele kondu.

Hatip çıktı yeni muhtar,

Eski söz yerde kaldı.

Hatipoğlu eğmedi baş,

İçine düştü ateş, telaş.

Muhtarlık gitti elinden,

Gurur kaldı, ağır bir taş.

Dallıoğulları köyün eri,

Akrabaydı, komşu yeri.

Yeni muhtara destek verdiler,

Açıldı araya sözun kiri.

O arada bir genç vardı,

Mehmet derler, hırçın idi.

Öfke vardı yüreğinde,

Aklı geriden gelirdi.

Mehmet evli Nazile’ye,

Kayınço düştü Teyfik’e.

Kavga yabancıdan değil,

En yakından döndü köye.

Yayla vakti geldi çattı,

Gürgen yeşil, yol taşlıydı.

Söz büyüdü, taş yerinden,

Bir anda sabır taştıydı.

Bir taş kağnıya çarptı,

Bir baş oracıkta yarıldı.

Teyfik çekti tabancayı,

Tek kurşunla can alındı.

Mehmet düştü yayla yerine,

Dağ sustu, taş ağladı.

Yayla suyu yanar gibi,

Aşağı doğru çağladı.

Hatipoğlu yıkıldı kaldı,

Muhtarlık değil, oğul gitti.

Bir ev söndü, bir ocak,

Bir genç toprakla buluştu gitti.

Türkü yakıldı o gün köyde,

Ama düğüne düşmedi.

Bu türkü oynatmaz insanı,

Düşündürür, susturur, eğmedi.

Derler ki “muhtarlık yüzünden”,

Oğlunu kurban verdi.

İsim saymaz bu türküler,

Acıyı büyütmek istemedi.

Bu destan bağırarak söylenmez,

Akşamüstü okunur.

Çay soğur, söz yarım kalır,

Herkes bilir, kimse konuşmaz.

Hatipoğlu destanı budur,

Ne övgüdür ne lanet.

Bu destan bir köyün

Vicdanında kalan emanet.

HATİPOĞLU TÜRKÜSÜ

Hatipoğlu nam verdi,

Memlekete şan verdi,

Muhtarlığın yüzünden,

Oğlunu kurban verdi.

Yaylaya gideceğim de

Gürgenleri kırmaya,

Mevlam izin vermedi de

Kayınçomu vurmaya.

Hatipoğlu'n evinde

Çatal elma direği,

Kuş kadar yoğunmuş,

Mehemmet'in yüreği.

Yayla yaylaya bakar,

Yayla suyu yan akar,

Kıyma bana Kayınço,

Evde bacın yol bakar

Yayla yaylaya karşı,

Yayla olmuş bir çarşı,

Kıyma bana Kayınço,

Dosta düşmana karşı.

 

Advert
DİĞER YAZILARI TAŞLANAN ECEVİT’TEN COŞKUYLA KARŞILANAN ÖZGÜR ÖZEL’E… 01-01-1970 02:00 BİR VEFA BORCU, BİR HATIRAYI YAŞATMA ÇABASI 01-01-1970 02:00 İKTİDAR RÜZGÂRINI KESENLERİ TARİH AFFETMEYECEKTİR 01-01-1970 02:00 SAMSUN’DA 19 MAYIS… 01-01-1970 02:00 RESİMDE KURDUM SENİN HAYALİNİ ANA 01-01-1970 02:00 HIDIRELLEZ: YENİDEN DOĞUŞUN SIRRI MI, YOKSA İNSANIN UNUTTUĞU GERÇEK Mİ? 01-01-1970 02:00 BOĞALI DAĞI’NA BAKINCA SADECE BİR DAĞ DEĞİL, BİR HAYAT GÖRÜRÜM 01-01-1970 02:00 TAŞOVA’DA TİCARETİN YÜKSELİŞİ: NAKLİYE, SİNEMA VE SANAYİ 01-01-1970 02:00 BİR VEFANIN SATIRLARI: YÜKSEL AİLESİNE ARMAĞANIM 01-01-1970 02:00 TAŞOVA’NIN HAFIZASINDA YAŞAYANLAR 01-01-1970 02:00 PERDENİN IŞIĞINDA, RADYONUN SESİNDE YAŞAYAN BİR TAŞOVA İNSANI: ÖMER CABA 01-01-1970 02:00 FOTOĞRAFÇI ALİ AMCAM VE KAYBOLMAMASI GEREKEN TAŞOVA HAFIZASI 01-01-1970 02:00 ÇOCUKLARIMIZI NEDEN KAYBEDİYORUZ; SUÇLU SADECE O ÇOCUK MU? 01-01-1970 02:00 KÖY ENSTİTÜLERİNİN KURULUŞ GÜNÜNDE 01-01-1970 02:00 ŞİDDETİ KAPIYA POLİS KOYARAK DEĞİL, TOPLUMU VE OKULU DEĞİŞTİREREK ÖNLERİZ 01-01-1970 02:00 ATATÜRK’E AÇIK MEKTUP 01-01-1970 02:00 17 Nisan, Köy Enstitülerinin kuruluş yıldönümü… 01-01-1970 02:00 HEMŞEHRİMİZ İRFAN SANCI IŞIKLARA YÜRÜDÜ 01-01-1970 02:00 TÜRKİYE’NİN ÖNÜNDEKİ BÜYÜK SINAV 01-01-1970 02:00 KÖY ENSTİTÜLERİNİ KİM KAPATTI DEĞİL, NEDEN KAPATTILAR? 01-01-1970 02:00 İNSAN, HAYAT VE TOPLUM: AKLIN IŞIĞINDA BİR YOLCULUK 01-01-1970 02:00 ZAMANIN BASAMAKLARINDA KALAN YÜZLER 01-01-1970 02:00 Bugün Dilediğim 01-01-1970 02:00 GÜNEŞİN DOĞDUĞU ÜLKEDE BİR CAMİ VE BİR SORGULAMA 01-01-1970 02:00 16 MART – ÖĞRETMEN OKULLARININ IŞIĞI 01-01-1970 02:00 BİR ÇAĞIN TANIKLIĞIYDI: İLBER ORTAYLI’YA VEDA 01-01-1970 02:00 ASLAN’IN SAVAŞI PARS’A, HESABI EJDERHA’YA 01-01-1970 02:00 KADIN VARSA HAYAT VARDIR 01-01-1970 02:00 AHMET GÖKREM’E VEDA 01-01-1970 02:00 İRAN’A SALDIRI: HEDEF GÜVENLİK DEĞİL, ENERJİ VE GÜÇ 01-01-1970 02:00 SANDIKLARDA SAKLANAN EMEK: BİR ÖRTÜDEN DAHA FAZLASI 01-01-1970 02:00 SEVGİ BİR GÜNE SIĞMAZ 01-01-1970 02:00 “Mesele Baş Değil, Beyindir” 01-01-1970 02:00 DÜNYAYI GERİ ALIYORUZ 01-01-1970 02:00 BORABAY GÖLÜ DONUNCA 01-01-1970 02:00 BİR DÜNYAYI NASIL YEDİK 01-01-1970 02:00 BİR AYDINLANMA VE DİRENİŞ HAYATI 01-01-1970 02:00 SESLE YAZILAN HABERLER 01-01-1970 02:00 ATEŞE BASAN AYAKLAR, AYNI RİTİMDE ATAN YÜREKLER 01-01-1970 02:00 2025’ten 2026’ya: Bir Temenni Değil, Bir Talep 01-01-1970 02:00 AMASYADA ASKER SEVKİYATI 01-01-1970 02:00 KÖY ENSTİTÜLERİ: YARIM BIRAKILAN AYDINLANMA 01-01-1970 02:00 AVUSTRALYA: YOK SAYILARAK YOK EDİLEN BİR HALK 01-01-1970 02:00 HİNDİSTAN VE GÜNEY ASYA: AÇLIKLA TERBİYE EDİLEN UYGARLIKLAR 01-01-1970 02:00 AFRİKA: İNSANLIĞIN METAYA DÖNÜŞTÜRÜLDÜĞÜ KITA BÖLÜM 4 01-01-1970 02:00 AMERİKA YERLİLERİ: DOĞAYLA BARIŞIK BİR YAŞAM NASIL YOK EDİLDİ? BÖLÜM 3 01-01-1970 02:00 BOŞ TOPRAK MASALI VE AVRUPA KİPRİ BÖLÜM 2 01-01-1970 02:00 “Keşif” Denilen Büyük Yalan- BÖLÜM 1 01-01-1970 02:00 BİR YAZI DİZİSİ DUYURUSU “Keşif Değil, Sömürü” 01-01-1970 02:00 İYİLİK PERDESİ ALTINDA DÖNEN OYUNLAR 01-01-1970 02:00 TÜRKÇE İSİM REHBERİ 01-01-1970 02:00 24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ: 01-01-1970 02:00 NECDET CANİK’E AÇIK MEKTUP 01-01-1970 02:00 TAŞOVA GENÇLERİ VE KAYIP BİR BAHAR 01-01-1970 02:00 GİDENLER DÖNMEDİ… 01-01-1970 02:00 TADI KAÇAN DÜNYA 01-01-1970 02:00 "Karanlığın İçinden Aydınlığa: 2026’ya Girerken Nasıl Bir Dünya İstiyoruz?" 01-01-1970 02:00 KIRIK ÇÖMLEKLERDE YAZILI DEMOKRASİ 01-01-1970 02:00 ATATÜRK ÖLMEDİ, AKLINDA VE ONURUNDA YAŞAYANLARDA YAŞIYOR 01-01-1970 02:00 SUYUN AKIŞI KİMİN TARAFINDA? 01-01-1970 02:00 “Unutulan Kanatlar ve Susturulan Fabrikalar” 01-01-1970 02:00 “Dillerin Doğuşu, Yazının Doğuşu ve Sessizliğe Gömülen Sözler” 01-01-1970 02:00 CUMHURİYET: AKLIN VE KÜLTÜRÜN ZAFERİ 01-01-1970 02:00 BİR SOFRA DÜŞÜ: İNSANLIĞIN KOPAN HALKASI 01-01-1970 02:00 Geleceğimizi Satıyoruz 01-01-1970 02:00 KANLA YAZILAN TAHT 01-01-1970 02:00 “Taşova, Halkının Doktoru “Derman Bey”i Uğurluyor” 01-01-1970 02:00 CUMHURİYET: YENİDEN DOĞUŞUN ADI 01-01-1970 02:00 TELEVİZYON DİZİLERİ: EĞLENCE Mİ, GİZLİ SENARYO MU? 01-01-1970 02:00 “Atatürk’ün Kapalı Gözleri” 01-01-1970 02:00 TÜRKÇEMİZ, DİL BAYRAMINIZ 01-01-1970 02:00 Ahilik ve Bizim Yolumuz 01-01-1970 02:00 Delegeden Üyeye: 01-01-1970 02:00 “Destek Çayı’nın Çağlayan Hatıraları” 01-01-1970 02:00 Bir Gülümseme, Bir El Sıkış 01-01-1970 02:00 “Mustafa Alpat Öğretmen’e Veda” 01-01-1970 02:00 “Bu Dünyada Cenneti Yaratalım” 01-01-1970 02:00 Türk Töresinde Kadın Özgürdür! 01-01-1970 02:00 30 Ağustos: Ulusun Kaderini Değiştiren Zafer 01-01-1970 02:00 Zorunlu İstikamet: İmam Hatip 01-01-1970 02:00 Suyun, Yolların ve Umudun Başkanı Kadir Torun 01-01-1970 02:00 “Kervanı Bırakıf Padişah Çadırına Giden” 01-01-1970 02:00 DEMOKRASİ KAHRAMANI FAZLI KURU 01-01-1970 02:00 “Dağın Sessiz Çığlığı – Bir Vicdan Manifestosu” 01-01-1970 02:00 KELİKÇİ ZİYA – TAŞOVA’NIN AYAK İZLERİNDE BİR ÖMÜR 01-01-1970 02:00 Yemişenbükü Köyü 01-01-1970 02:00 "NACI EREN: İnançtan Bilince, 01-01-1970 02:00 Yüreği Halkla Atan Bir Ömür 01-01-1970 02:00 “Muhtar Koca Fatma’nın Gölgesinde Yükselen Taşova. Bir Kadının İzinde Kurulan İlçe” 01-01-1970 02:00 “Derman Bey Osman Gürer: Taşova’nın Vicdanı, Halkın Doktoru”” 01-01-1970 02:00 Arif Meşhur’u Anarken: 01-01-1970 02:00 İyilik, Bazen Sessiz Kalmamaktır 01-01-1970 02:00 24 Temmuz Lozan: Türkiye Tapusudur, Kutlu Olsun! 01-01-1970 02:00 Kimlik Üzerinden Siyaset 01-01-1970 02:00 “Sağılır İneği Kestik, Gözümüz Aydın!” 01-01-1970 02:00 ŞAŞIP KALIYORUM! 01-01-1970 02:00 “Mermer Tozundan Çimento Olmaz!” 01-01-1970 02:00 “Madımak’tan Bana Ne Diyenlere…” 01-01-1970 02:00 YOĞURDUN GERİ DÖNÜŞÜMÜ OLMAZ 01-01-1970 02:00 LASTİK GİBİ UZUYAN YALANLAR: 01-01-1970 02:00 ASİTTEN TOPRAĞA KURŞUNDAN CİĞERE 01-01-1970 02:00 ZEHRİN RENGİ YOK 01-01-1970 02:00 12 Haziran 2025 Amasya’nın Tarih Yazdığı Gün 01-01-1970 02:00 "Bir Işık Gibi Geçti Bu Topraktan: Osman Bolulu’yu Anmak" 01-01-1970 02:00 Boğalı Dağı’nda Sessiz Çığlık 01-01-1970 02:00 "Bu Dünya Kâr Uğruna Katlediliyor!" 01-01-1970 02:00 “Tarık Ziya Ekinci ve Kürt Sorunu Raporu Üzerine Gözlemlerim” 01-01-1970 02:00 “19 Mayıs… Gençliğin Bayramı, Cumhuriyet’in Umudu” 01-01-1970 02:00 ANA DEDİĞİM TOPRAKTIR, KADIN DEDİĞİN GELECEKTİR 01-01-1970 02:00 YEŞEREN UMUTLAR, DARAĞACINDA SOLMAYAN ÜÇ FİDAN 01-01-1970 02:00 EGE’NİN KIYILARI BİZİM, AMA BİZ ARTIK ORADA YOKUZ 01-01-1970 02:00 “Çobansız Dağlar, Açlığa Giden Yoldur” 01-01-1970 02:00 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Kutlu Olsun! 01-01-1970 02:00 Urfa’da Göçer Öğretmenlerle Bir Zaman 01-01-1970 02:00 ÇARIKLA GEÇEN YILLAR: 01-01-1970 02:00 “Veda Değil Saygı Duruşu: Volkan Konak Gibi Yaşamak!” 01-01-1970 02:00 “Yıkılmış Sistemden Doğan Bilinç: 01-01-1970 02:00 “Atatürk Tek Adam mıydı?” 01-01-1970 02:00 GÜNEŞLE GELEN, ATEŞTEN DOĞAN BARIŞ 01-01-1970 02:00 “Kendi Geleceğini Yok Eden İşçilere Açık Mektup” 01-01-1970 02:00 8 Mart, Bir Kutlama Günü Değil 01-01-1970 02:00 Yıldızlar Yoldaşın Olsun Edip Akbayram 01-01-1970 02:00 “Eğitim ve Edebiyatın Sessiz Kahramanı: Dursun Sever” 01-01-1970 02:00 “Sevgi Bir Güne Sığmaz” 01-01-1970 02:00 DEPREM VE GERÇEKLER: JAPONYA VE TÜRKİYE KARŞILAŞTIRMASI 01-01-1970 02:00 “Deprem: Doğanın Değil, Mühendisliğin İmtihanı” 01-01-1970 02:00 Kadın: Hayatın Ta Kendisi 01-01-1970 02:00 Bir Köyün Uyanışı 01-01-1970 02:00 47 Yıl Önce İnşa Edilen Binanın Sorumluluğu 01-01-1970 02:00 1950-1970 Yılları Arasında Taşova Perşembe Pazarı 01-01-1970 02:00 Köy Enstitüsü Öğrencilerinin Yolculuğu 01-01-1970 02:00 Gürsu Köyü’nün Ulu Çınarı ve Hayat Veren Suyu” 01-01-1970 02:00 “Sarı Öküz’ü Verdiğimiz Gün Kaybettik 01-01-1970 02:00 “Emeklilik: Onurlu Bir Yaşam mı, Sessiz Bir Terk Ediliş mi?” 01-01-1970 02:00 “Mezhep Savaşları ve İnsanlık Dramı: 01-01-1970 02:00 Salih Korkmaz ile Geçmişe Yolculuk 01-01-1970 02:00 Nardugan Bayramı 01-01-1970 02:00 “Erbaa Depremi: Bir Milletin Hafızası ve Geleceği İçin Bir Uyarı” 01-01-1970 02:00 Ortadoğu’da Çatışmanın Maskeleri 01-01-1970 02:00 “Kadın Hakları ve Gelecek: Kölelik mi, Özgürlük mü?” 01-01-1970 02:00 Cumhuriyetle Hesaplaşmanın Şifresi 01-01-1970 02:00 ZANA DERESİ - ROMA HAMAMI 01-01-1970 02:00