TADI KAÇAN DÜNYA
İsmail Erdal’ın yüreğinden
Ben,
bu dünyaya bir bozkır sabahı gibi uyandım.
Rüzgârı tanıdım, toprağı tanıdım, insanın sesindeki
o ince kırılmayı tanıdım.
Ve öğrendim ki,
bir insanın sırtı en korunmasız yeridir;
sırtını birine döndüğünde güveniyorsan
o kişi arkadaşındır.
Eski Türkçenin köklerinde yatar bu:
Arka + daş…
Yani sırt sırta duranlar,
gökyüzünü birlikte tutanlar,
aynı tehlikeyi, aynı umudu paylaşanlar.
Ben, İsmail, yıllar boyunca
arkadaşın ne demek olduğunu
hayatın çetin dağ yollarında öğrendim.
Ama bir gün gelir,
arkadaşlar birer birer dağılır bazen.
Bir telefon susar,
bir kapı sessizce kapanır,
bir sofrada bir tabak eksilir.
O zaman anlarsın:
İnsanın en büyük yalnızlığı,
arkadaşları gidince başlar.
Çünkü dünya
onlar gitmeden önce
başka türlü dönüyordu.
Renkler daha canlıydı,
yollar daha kısa,
hayat daha anlamlıydı.
Bir gülüşleri vardı ki,
en sert kışı bile bahara çevirirdi.
Arkadaş gidince
bir şehir bile yıkık görünür gözüne.
Bir sokak eksik yürünür,
bir çay soğuk,
bir türkü yarım kalır.
Ve anlarsın:
Arkadaşsız dünya,
tadı tuzu alınmış bir sofradır.
Sonra dost çıkar karşına…
Farsçanın yumuşaklığından gelen bir kelime: dûst.
Yüreğin içine işleyen sıcaklık,
ömrünün harf harf kayıt defterine
en derin satırları yazandır dost.
İsmail olarak ben bilirim;
dost, seni sensizken bile tamamlayan kişidir.
Bir bakışı, bir sessizliği,
bir dokunuşu yılları onarır.
Ve vardır ki
hayatın en çetin bölümünde,
yolların karardığı,
taşın ağırlığı omzuna bindiği anda
yanında yürüyense
yoldaşındır.
Yol + daş…
Aynı patikadan, aynı yağmurdan,
aynı bedelden geçen kişi.
Kader arkadaşlığıdır bu.
Korkunun dizlerinin bağı çözdüğü yerde
yoldaş, senin adımını doğrultur.
Ben,
dünyanın dört bir yanında gezdim,
bozkırlardan deniz kıyılarına yürüdüm,
insanı insan yapan bağı
bir ömür boyunca aradım, buldum, yitirdim,
yeniden buldum.
Ve gördüm ki:
Arkadaş gitti mi,
bir yanım eksilir.
Dost susar mı,
yüreğimden bir ses eksilir.
Yoldaş düşer mi,
yol karanlığa gömülür.
Dünya dediğin,
üç sözcüğün omuzlarında duruyor aslında:
arkadaş, dost, yoldaş.
Arkadaş sırtımı koruyandır,
dost yüreğimi ısıtandır,
yoldaş ise
benimle yürüyüp,
aynı dağa, aynı sevdaya
alnını dayayandır.
Ama şunu da öğrendim hayatın uzun koridorlarında:
Bir gün arkadaşlar çekip gidince
dünyanın tadı bozulur,
ekmek bayatlar,
gökyüzü matlaşır.
Sen akıllı olmaya çalışırsın,
sabırlı olmaya çalışırsın
ama bil ki İsmail,
arkadaşsız akıl bile yarım çalışır.
Çünkü akıl tek başına
insanı taşır ama
gönül ancak birlikte yürüyünce tamamlanır.
Ve ben
tüm bu yollardan geçerek
şunu yazıyorum şimdi kendi adıma:
Bir gün arkadaşlarım
beni bırakıp giderse
dünya güzel yüzünü saklar benden,
caddeler daralır,
ihtiyar bir yalnızlık çöker akşam üstlerine.
Ama yine de bilirim ki:
Dostun elinin sıcaklığı
yoldaşın omzunun ağırlığı
beni karanlıktan çeker alır.
Son sözüm şudur:
Dünya,
arkadaşla başlar,
dostla derinleşir,
yoldaşla anlam bulur.
Ben,
bu üç kelimenin bıraktığı izlerle yürüdüm ömrümü.
Ve bilirim ki insan
arkadaşını yitirdiği gün eksilir,
dostunu bulduğu gün çoğalır,
yoldaşla yürüdüğü gün
dünyaya meydan okur.
