KIRIK ÇÖMLEKLERDE YAZILI DEMOKRASİ

İsmail Erdal

11-11-2025 00:55

ÖN SÖZ :

Bir zamanlar insanlar, tehlikeli gördükleri isimleri kırık çömlek parçalarına kazırdı.

Bugünse aynı şeyi ekranlarda yapıyoruz — sadece çömlek yerine parmaklarımız var.

Adaletin, aklın ve vicdanın sınandığı o eski meydan artık bütün dünyanın ortasında duruyor.

Kimi susuyor, kimi bağırıyor, kimi alkışlıyor… ama çok azı gerçekten düşünüyor.

Bu yazı, demokrasinin kırık çömleklerinde yankılanan sesi dinlemeye çağırıyor bizi.

Çünkü bazen halkın sesi, adaletin sesini bastırır;

ve o zaman insanlık, kendi aklını kendi elleriyle idam eder.

İsmail Erdal

Emekli Eğitimci

KIRIK ÇÖMLEKLERDE YAZILI DEMOKRASİ: HALKIN

VİCDANI MI, ÖFKESİMİ?

Kırılmış seramik parçalarına bakınca, önce sıradan bir yığın gibi görünür gözümüze. Oysa o çanak parçaları, insanlığın adaletle olan kadim imtihanının sessiz tanıklarıdır. Her biri üzerine kazınmış bir isim taşır: bir kahraman, bir komutan, bir bilge ya da halkın gözünde tehlikeli hale gelen bir siyasetçi. Bunlar, Atina demokrasisinin en özgün uygulaması olan ostrakismos geleneğinin izleridir. Halk, içlerinden birinin tiranlığa meylettiğine kanaat getirirse, adını bir çömlek parçasına kazırdı. En çok adı yazılan kişi on yıl boyunca şehirden sürülürdü. Ne öldürülür, ne hapsedilirdi; sadece uzaklaştırılırdı. Ama o sürgün, halkın hafızasında bir uyarı olarak kalırdı: “Hiç kimse halkın üstünde değildir.”

Demokrasinin ilk nefesini aldığı o topraklarda, halkın sesi yalnızca sandıkta değil, elindeki çömlek parçasında yankılanırdı. Halkın iradesi, tiranlık korkusuyla birleştiğinde o parça bir silaha dönüşürdü; ne kılıç ne mızrak kadar keskin ama bir yaşamı devre dışı bırakacak kadar güçlü. Themistokles, Persleri Salamis’te bozguna uğratarak Yunan dünyasını kurtarmıştı. Fakat bir gün halk onun gücünden ürktü; adı çömleklerde çoğaldı ve on yıl boyunca sürüldü. Aristeides, dürüstlüğüyle “Adil Aristeides” diye anılıyordu. Bir yurttaş, kendi adını yazmak için yardım isterken nedenini sorduğunda “Onun adil olmasından bıktım” demişti. Halk bazen adaletin fazlasına bile tahammül edemiyordu. Kimon da aynı akıbete uğradı; zaferleriyle anıldığı halde politik ilişkileri yüzünden uzaklaştırıldı. Demokrasi böylece kendi kahramanlarını bile dizginleyerek ayakta kalmayı öğrenmişti, ama aynı zamanda halkın vicdanının ne kadar kolay öfkeye dönüşebileceğini de göstermişti.

Sokrates’e gelince… Onun adı hiçbir çömleğe kazınmadı. Çünkü o ostrakonla değil, mahkeme kürsüsünde yargılandı. “Gençleri yozlaştırmak” ve “tanrılara inanmamak” suçlamasıyla 501 yurttaşın önüne çıktı. Biçimsel olarak her şey bir demokrasi örneği gibiydi: mahkeme halka açıktı, jüri yurttaşlardan oluşuyordu, karar çoğunlukla verildi. Ama özünde bu bir adalet arayışı değil, bir korkunun dışavurumuydu. Halk, Sokrates’in düşüncelerinin düzeni sarsacağından endişe etmişti.

Ona ölüm cezası verildiğinde, Atina demokrasisi biçim olarak doğru bir karar vermişti belki ama vicdanen yanlış bir yoldaydı. O gün halkın sesi yükseldi, filozofun sesi sustu. Biçimsel olarak adalet yerindeydi, fakat özünde adaletin vicdanı kısıldı. Sokrates’in yargılanması, aklın değil korkunun galip geldiği bir andı.

D e m o k r a s i n i n k e n d i

e l l e r i y l e k e n d i a k l ı n ı

i d a m e t t i ğ i g ü n d ü o.

O günden sonra filozofların sesi biraz daha kısıldı, halkın sesi biraz daha yükseldi. Fakat adaletin sesi, bir daha hiç o kadar berrak çıkmadı; çünkü halkın korkusu bilgelikten daha yüksek sesle konuşmuştu.

Halkın çoğunluğunun aldığı her karar demokrasi değildir; bazen çoğunluk, tıpkı Sokrates’in yargılanmasında olduğu gibi, bilgelikten çok korkunun sesini dinler.

Bugün artık kimseyi çömlek parçalarına kazımıyoruz. Fakat elimizdeki telefon ekranları, o eski çanakların yerini aldı. Bir “paylaş” tuşuyla insanlar, beğenmedikleri fikirleri ya da kişileri dijital sürgüne gönderiyor. Bir bakıma her gün yeni ostrakonlar yazıyoruz; kimi zaman bilgeyi, kimi zaman dürüstü, kimi zaman da gerçeği. Oysa demokrasi, sadece çoğunluğun sesiyle değil, o sesin ardındaki vicdanla yaşar. Halkın öfkesi bazen adaletin üstünü örter, tıpkı Sokrates’in yargısında olduğu gibi.

Günümüzde birçok ülkede demokrasinin biçimi var, fakat ruhu zayıflamış durumda. Halkın iradesi sandığa sıkıştırılmış, sorgulama ve denetim mekanizmaları giderek körelmiş. Oysa demokrasi sadece oy vermek değil; hesap sormak, sorgulamak, yönetenin değil, halkın aklının ışığında yürümektir.

Ne var ki bugün bazı toplumlarda, demokratik haklardan yararlanan kesimler, özellikle de kadınlar, kendi özgürlük alanlarını daraltacak fikirlerin savunuculuğunu yapabiliyor. “Şeriat isteriz” diye meydanlarda bağıran bir kadının sesi, aslında kendi zincirinin sesidir. Demokrasi, inanç özgürlüğünü korur; ancak hiçbir inancın başkalarının yaşam hakkını sınırlandırmasına izin vermez. Özgürlük, kendi kendini yok etmeye başladığında artık özgürlük değildir. İnsan, inancını dayatma aracına çevirdiğinde, özgürlüğünü değil, teslimiyetini savunur. Demokrasiyi zedeleyen her hareket, adı ne olursa olsun, demokrasi değildir. Halkın iradesi bilgiyle, vicdanla ve eşitlik duygusuyla birleşmediğinde, özgürlük sandıkta başlar ama zindanda biter.

Artık dünyada hukuk, demokrasinin en zayıf halkası haline geldi. Anayasalar uygulanmıyor, yüksek mahkemelerin kararları görmezden geliniyor, uluslararası adalet mekanizmaları hiçe sayılıyor. Yargı, hukukun değil, gücün emrine girmiş durumda. Basın baskı altında; kalemiyle gerçeği yazan gazeteciler, asılsız suçlamalarla zindanlarda. Seçilmişler cezaevlerinde, seçmenler sessizliğe mahkûm. Böyle bir düzende demokrasi yalnızca kâğıt üzerindedir; adaletin sesi sustuğunda sandığın da anlamı kalmaz. Antik çağda halk tiranlıktan korktuğu için çömlek parçasına isim kazırdı; bugün adaletin sustuğu dünyada insanlık, vicdanına kazımalı o isimleri. Çünkü hukuk askıya alındığında demokrasi vitrine, adalet ise sessizliğe dönüşür.

Gerçek demokrasi, sadece seçimden seçime hatırlanan bir yönetim biçimi değil, her gün yeniden kurulması gereken bir ahlaki sorumluluktur. Adaletin, aklın, vicdanın olmadığı yerde oy pusulası sadece bir kâğıttır; tıpkı kırık bir çömlek parçası gibi. Eskiden halk tiranlıktan korkardı, bugünse halk korkunun gölgesinde yaşıyor. Oysa demokrasiyi yaşatmak, halkın korkmamasına, konuşmasına, hesap sormasına bağlıdır.

Bugün gerçek demokrasi, Atina’daki gibi çömlek parçalarına değil, halkın yüreğine yazılmalı.

O yürek sustuğunda, hakikat de sürgüne gider.

Bu yüzden o kırık parçalar bana hâlâ aynı cümleyi fısıldar:

“Demokrasiyi yaşatmak, sadece oy vermek değil; adaleti, özgürlüğü ve aklı koruma cesaretidir.”

Son Söz

Demokrasi, insanın kendi aklına, vicdanına ve özgür iradesine güvenmesidir.

Ne yalnızca sandıkta atılan bir oy, ne de yönetenlerin verdiği bir ayrıcalıktır;

demokrasinin özü, insanın korkmadan düşünmesi, konuşması ve haksızlığa karşı susmamasıdır.

Gerçek demokrasi, herkesin eşit olduğu, kimsenin inancı ya da gücüyle başkasının yaşamına yön vermediği bir düzendir.

O, bir yönetim biçiminden çok, insanların birbirine saygı duymayı öğrendiği bir bilinç hâlidir.

Çünkü özgürlük, paylaşıldıkça büyür; adalet, vicdanla yaşar;

ve demokrasi, işte bu üçünün kalpte buluştuğu yerdir.

“Bir toplum, özgürlük ve bağımsızlıktan mahrumsa, o toplumda insanlık da yoktur.”

— Mustafa Kemal Atatürk

İsmail Erdal Emekli Eğitimci

NOT: Tarihsel Terimler:

Ostrakismos:

Antik Atina’da halkın, gücünü kötüye kullanabileceğinden endişe ettiği kişileri oylayarak on yıl süreyle şehirden uzaklaştırdığı uygulamadır. Halk, oyunu bir çömlek parçası (ostrakon) üzerine ismini kazıyarak verirdi. En çok adı yazılan kişi sürülürdü. Ostrakismos kelimesi “çanakla oylama” veya “çanakla sürgün” anlamına gelir. Bu yöntem, demokrasinin kendi kendini koruma refleksinin erken bir örneğidir; halkın tiranlığa karşı uyanık kalma çabasıdır.

Tiranlık:

Başlangıçta Antik Yunan’da “meşru olmayan yoldan iktidarı ele geçiren kişi” anlamında kullanılan tiran, zamanla halkın iradesini hiçe sayan, eleştiriyi susturan, gücü kendi çıkarı için kullanan her yönetici tipiyle özdeşleşmiştir. Tiranlık yalnızca siyasal bir baskı biçimi değildir; aynı zamanda korkunun, öfkenin ve itaatin birleştiği yerde aklın susturulmasıdır. Demokrasi, tiranlığın tam karşısında durur; biri korkuya, diğeri bilince dayanır.

Dipnot:

“Bir toplum, özgürlük ve bağımsızlıktan mahrumsa, o toplumda insanlık da yoktur.”

Bu söz, Atatürk’ün 1923 yılında Konya’da yaptığı konuşmada dile getirdiği

“Bir millet, hürriyetinden ve bağımsızlığından yoksunsa, o milletin varlığı yoktur.”

ifadesinin halk arasında sadeleştirilmiş biçimidir.

Atatürk, bu sözle özgürlük, bağımsızlık ve insanlık kavramlarının birbirinden ayrılmaz bir bütün olduğunu vurgulamıştır.

Advert
DİĞER YAZILARI TAŞLANAN ECEVİT’TEN COŞKUYLA KARŞILANAN ÖZGÜR ÖZEL’E… 01-01-1970 02:00 BİR VEFA BORCU, BİR HATIRAYI YAŞATMA ÇABASI 01-01-1970 02:00 İKTİDAR RÜZGÂRINI KESENLERİ TARİH AFFETMEYECEKTİR 01-01-1970 02:00 SAMSUN’DA 19 MAYIS… 01-01-1970 02:00 RESİMDE KURDUM SENİN HAYALİNİ ANA 01-01-1970 02:00 HIDIRELLEZ: YENİDEN DOĞUŞUN SIRRI MI, YOKSA İNSANIN UNUTTUĞU GERÇEK Mİ? 01-01-1970 02:00 BOĞALI DAĞI’NA BAKINCA SADECE BİR DAĞ DEĞİL, BİR HAYAT GÖRÜRÜM 01-01-1970 02:00 TAŞOVA’DA TİCARETİN YÜKSELİŞİ: NAKLİYE, SİNEMA VE SANAYİ 01-01-1970 02:00 BİR VEFANIN SATIRLARI: YÜKSEL AİLESİNE ARMAĞANIM 01-01-1970 02:00 TAŞOVA’NIN HAFIZASINDA YAŞAYANLAR 01-01-1970 02:00 PERDENİN IŞIĞINDA, RADYONUN SESİNDE YAŞAYAN BİR TAŞOVA İNSANI: ÖMER CABA 01-01-1970 02:00 FOTOĞRAFÇI ALİ AMCAM VE KAYBOLMAMASI GEREKEN TAŞOVA HAFIZASI 01-01-1970 02:00 ÇOCUKLARIMIZI NEDEN KAYBEDİYORUZ; SUÇLU SADECE O ÇOCUK MU? 01-01-1970 02:00 KÖY ENSTİTÜLERİNİN KURULUŞ GÜNÜNDE 01-01-1970 02:00 ŞİDDETİ KAPIYA POLİS KOYARAK DEĞİL, TOPLUMU VE OKULU DEĞİŞTİREREK ÖNLERİZ 01-01-1970 02:00 ATATÜRK’E AÇIK MEKTUP 01-01-1970 02:00 17 Nisan, Köy Enstitülerinin kuruluş yıldönümü… 01-01-1970 02:00 HEMŞEHRİMİZ İRFAN SANCI IŞIKLARA YÜRÜDÜ 01-01-1970 02:00 TÜRKİYE’NİN ÖNÜNDEKİ BÜYÜK SINAV 01-01-1970 02:00 KÖY ENSTİTÜLERİNİ KİM KAPATTI DEĞİL, NEDEN KAPATTILAR? 01-01-1970 02:00 İNSAN, HAYAT VE TOPLUM: AKLIN IŞIĞINDA BİR YOLCULUK 01-01-1970 02:00 ZAMANIN BASAMAKLARINDA KALAN YÜZLER 01-01-1970 02:00 Bugün Dilediğim 01-01-1970 02:00 GÜNEŞİN DOĞDUĞU ÜLKEDE BİR CAMİ VE BİR SORGULAMA 01-01-1970 02:00 16 MART – ÖĞRETMEN OKULLARININ IŞIĞI 01-01-1970 02:00 BİR ÇAĞIN TANIKLIĞIYDI: İLBER ORTAYLI’YA VEDA 01-01-1970 02:00 ASLAN’IN SAVAŞI PARS’A, HESABI EJDERHA’YA 01-01-1970 02:00 KADIN VARSA HAYAT VARDIR 01-01-1970 02:00 AHMET GÖKREM’E VEDA 01-01-1970 02:00 İRAN’A SALDIRI: HEDEF GÜVENLİK DEĞİL, ENERJİ VE GÜÇ 01-01-1970 02:00 SANDIKLARDA SAKLANAN EMEK: BİR ÖRTÜDEN DAHA FAZLASI 01-01-1970 02:00 SEVGİ BİR GÜNE SIĞMAZ 01-01-1970 02:00 “Mesele Baş Değil, Beyindir” 01-01-1970 02:00 DÜNYAYI GERİ ALIYORUZ 01-01-1970 02:00 BORABAY GÖLÜ DONUNCA 01-01-1970 02:00 BİR DÜNYAYI NASIL YEDİK 01-01-1970 02:00 BİR AYDINLANMA VE DİRENİŞ HAYATI 01-01-1970 02:00 TAŞOVA DA EĞLENCEDE SÖYLENMEYEN TÜRKÜLER HATİPOĞLU 01-01-1970 02:00 SESLE YAZILAN HABERLER 01-01-1970 02:00 ATEŞE BASAN AYAKLAR, AYNI RİTİMDE ATAN YÜREKLER 01-01-1970 02:00 2025’ten 2026’ya: Bir Temenni Değil, Bir Talep 01-01-1970 02:00 AMASYADA ASKER SEVKİYATI 01-01-1970 02:00 KÖY ENSTİTÜLERİ: YARIM BIRAKILAN AYDINLANMA 01-01-1970 02:00 AVUSTRALYA: YOK SAYILARAK YOK EDİLEN BİR HALK 01-01-1970 02:00 HİNDİSTAN VE GÜNEY ASYA: AÇLIKLA TERBİYE EDİLEN UYGARLIKLAR 01-01-1970 02:00 AFRİKA: İNSANLIĞIN METAYA DÖNÜŞTÜRÜLDÜĞÜ KITA BÖLÜM 4 01-01-1970 02:00 AMERİKA YERLİLERİ: DOĞAYLA BARIŞIK BİR YAŞAM NASIL YOK EDİLDİ? BÖLÜM 3 01-01-1970 02:00 BOŞ TOPRAK MASALI VE AVRUPA KİPRİ BÖLÜM 2 01-01-1970 02:00 “Keşif” Denilen Büyük Yalan- BÖLÜM 1 01-01-1970 02:00 BİR YAZI DİZİSİ DUYURUSU “Keşif Değil, Sömürü” 01-01-1970 02:00 İYİLİK PERDESİ ALTINDA DÖNEN OYUNLAR 01-01-1970 02:00 TÜRKÇE İSİM REHBERİ 01-01-1970 02:00 24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ: 01-01-1970 02:00 NECDET CANİK’E AÇIK MEKTUP 01-01-1970 02:00 TAŞOVA GENÇLERİ VE KAYIP BİR BAHAR 01-01-1970 02:00 GİDENLER DÖNMEDİ… 01-01-1970 02:00 TADI KAÇAN DÜNYA 01-01-1970 02:00 "Karanlığın İçinden Aydınlığa: 2026’ya Girerken Nasıl Bir Dünya İstiyoruz?" 01-01-1970 02:00 ATATÜRK ÖLMEDİ, AKLINDA VE ONURUNDA YAŞAYANLARDA YAŞIYOR 01-01-1970 02:00 SUYUN AKIŞI KİMİN TARAFINDA? 01-01-1970 02:00 “Unutulan Kanatlar ve Susturulan Fabrikalar” 01-01-1970 02:00 “Dillerin Doğuşu, Yazının Doğuşu ve Sessizliğe Gömülen Sözler” 01-01-1970 02:00 CUMHURİYET: AKLIN VE KÜLTÜRÜN ZAFERİ 01-01-1970 02:00 BİR SOFRA DÜŞÜ: İNSANLIĞIN KOPAN HALKASI 01-01-1970 02:00 Geleceğimizi Satıyoruz 01-01-1970 02:00 KANLA YAZILAN TAHT 01-01-1970 02:00 “Taşova, Halkının Doktoru “Derman Bey”i Uğurluyor” 01-01-1970 02:00 CUMHURİYET: YENİDEN DOĞUŞUN ADI 01-01-1970 02:00 TELEVİZYON DİZİLERİ: EĞLENCE Mİ, GİZLİ SENARYO MU? 01-01-1970 02:00 “Atatürk’ün Kapalı Gözleri” 01-01-1970 02:00 TÜRKÇEMİZ, DİL BAYRAMINIZ 01-01-1970 02:00 Ahilik ve Bizim Yolumuz 01-01-1970 02:00 Delegeden Üyeye: 01-01-1970 02:00 “Destek Çayı’nın Çağlayan Hatıraları” 01-01-1970 02:00 Bir Gülümseme, Bir El Sıkış 01-01-1970 02:00 “Mustafa Alpat Öğretmen’e Veda” 01-01-1970 02:00 “Bu Dünyada Cenneti Yaratalım” 01-01-1970 02:00 Türk Töresinde Kadın Özgürdür! 01-01-1970 02:00 30 Ağustos: Ulusun Kaderini Değiştiren Zafer 01-01-1970 02:00 Zorunlu İstikamet: İmam Hatip 01-01-1970 02:00 Suyun, Yolların ve Umudun Başkanı Kadir Torun 01-01-1970 02:00 “Kervanı Bırakıf Padişah Çadırına Giden” 01-01-1970 02:00 DEMOKRASİ KAHRAMANI FAZLI KURU 01-01-1970 02:00 “Dağın Sessiz Çığlığı – Bir Vicdan Manifestosu” 01-01-1970 02:00 KELİKÇİ ZİYA – TAŞOVA’NIN AYAK İZLERİNDE BİR ÖMÜR 01-01-1970 02:00 Yemişenbükü Köyü 01-01-1970 02:00 "NACI EREN: İnançtan Bilince, 01-01-1970 02:00 Yüreği Halkla Atan Bir Ömür 01-01-1970 02:00 “Muhtar Koca Fatma’nın Gölgesinde Yükselen Taşova. Bir Kadının İzinde Kurulan İlçe” 01-01-1970 02:00 “Derman Bey Osman Gürer: Taşova’nın Vicdanı, Halkın Doktoru”” 01-01-1970 02:00 Arif Meşhur’u Anarken: 01-01-1970 02:00 İyilik, Bazen Sessiz Kalmamaktır 01-01-1970 02:00 24 Temmuz Lozan: Türkiye Tapusudur, Kutlu Olsun! 01-01-1970 02:00 Kimlik Üzerinden Siyaset 01-01-1970 02:00 “Sağılır İneği Kestik, Gözümüz Aydın!” 01-01-1970 02:00 ŞAŞIP KALIYORUM! 01-01-1970 02:00 “Mermer Tozundan Çimento Olmaz!” 01-01-1970 02:00 “Madımak’tan Bana Ne Diyenlere…” 01-01-1970 02:00 YOĞURDUN GERİ DÖNÜŞÜMÜ OLMAZ 01-01-1970 02:00 LASTİK GİBİ UZUYAN YALANLAR: 01-01-1970 02:00 ASİTTEN TOPRAĞA KURŞUNDAN CİĞERE 01-01-1970 02:00 ZEHRİN RENGİ YOK 01-01-1970 02:00 12 Haziran 2025 Amasya’nın Tarih Yazdığı Gün 01-01-1970 02:00 "Bir Işık Gibi Geçti Bu Topraktan: Osman Bolulu’yu Anmak" 01-01-1970 02:00 Boğalı Dağı’nda Sessiz Çığlık 01-01-1970 02:00 "Bu Dünya Kâr Uğruna Katlediliyor!" 01-01-1970 02:00 “Tarık Ziya Ekinci ve Kürt Sorunu Raporu Üzerine Gözlemlerim” 01-01-1970 02:00 “19 Mayıs… Gençliğin Bayramı, Cumhuriyet’in Umudu” 01-01-1970 02:00 ANA DEDİĞİM TOPRAKTIR, KADIN DEDİĞİN GELECEKTİR 01-01-1970 02:00 YEŞEREN UMUTLAR, DARAĞACINDA SOLMAYAN ÜÇ FİDAN 01-01-1970 02:00 EGE’NİN KIYILARI BİZİM, AMA BİZ ARTIK ORADA YOKUZ 01-01-1970 02:00 “Çobansız Dağlar, Açlığa Giden Yoldur” 01-01-1970 02:00 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Kutlu Olsun! 01-01-1970 02:00 Urfa’da Göçer Öğretmenlerle Bir Zaman 01-01-1970 02:00 ÇARIKLA GEÇEN YILLAR: 01-01-1970 02:00 “Veda Değil Saygı Duruşu: Volkan Konak Gibi Yaşamak!” 01-01-1970 02:00 “Yıkılmış Sistemden Doğan Bilinç: 01-01-1970 02:00 “Atatürk Tek Adam mıydı?” 01-01-1970 02:00 GÜNEŞLE GELEN, ATEŞTEN DOĞAN BARIŞ 01-01-1970 02:00 “Kendi Geleceğini Yok Eden İşçilere Açık Mektup” 01-01-1970 02:00 8 Mart, Bir Kutlama Günü Değil 01-01-1970 02:00 Yıldızlar Yoldaşın Olsun Edip Akbayram 01-01-1970 02:00 “Eğitim ve Edebiyatın Sessiz Kahramanı: Dursun Sever” 01-01-1970 02:00 “Sevgi Bir Güne Sığmaz” 01-01-1970 02:00 DEPREM VE GERÇEKLER: JAPONYA VE TÜRKİYE KARŞILAŞTIRMASI 01-01-1970 02:00 “Deprem: Doğanın Değil, Mühendisliğin İmtihanı” 01-01-1970 02:00 Kadın: Hayatın Ta Kendisi 01-01-1970 02:00 Bir Köyün Uyanışı 01-01-1970 02:00 47 Yıl Önce İnşa Edilen Binanın Sorumluluğu 01-01-1970 02:00 1950-1970 Yılları Arasında Taşova Perşembe Pazarı 01-01-1970 02:00 Köy Enstitüsü Öğrencilerinin Yolculuğu 01-01-1970 02:00 Gürsu Köyü’nün Ulu Çınarı ve Hayat Veren Suyu” 01-01-1970 02:00 “Sarı Öküz’ü Verdiğimiz Gün Kaybettik 01-01-1970 02:00 “Emeklilik: Onurlu Bir Yaşam mı, Sessiz Bir Terk Ediliş mi?” 01-01-1970 02:00 “Mezhep Savaşları ve İnsanlık Dramı: 01-01-1970 02:00 Salih Korkmaz ile Geçmişe Yolculuk 01-01-1970 02:00 Nardugan Bayramı 01-01-1970 02:00 “Erbaa Depremi: Bir Milletin Hafızası ve Geleceği İçin Bir Uyarı” 01-01-1970 02:00 Ortadoğu’da Çatışmanın Maskeleri 01-01-1970 02:00 “Kadın Hakları ve Gelecek: Kölelik mi, Özgürlük mü?” 01-01-1970 02:00 Cumhuriyetle Hesaplaşmanın Şifresi 01-01-1970 02:00 ZANA DERESİ - ROMA HAMAMI 01-01-1970 02:00