Bir Gülümseme, Bir El Sıkış
Fotoğraflar vardır, bazen sözlerin en derinini söyler. İşte bu iki kare, farklı zamanlarda çekilmiş olsalar da aynı hikâyeyi anlatıyor.
Biri 43 yıl öncesinden: 12 Eylül’ün karanlığında Bülent Ecevit sanık sandalyesinde. Başını kaldırıyor, Rahşan Hanım’a bakıyor. Gülümsemesiyle bütün zincirleri kırıyor. Demir parmaklıkların ötesinde bile birbirine ulaşabilen bir sevda, bir yol arkadaşlığı…
Diğeri dünün karesi: Bu kez sanık sandalyesinde Ekrem İmamoğlu. Elini uzatıyor, Dilek Hanım’ın avuçlarına. Bir el sıkış… Yanlarında jandarmalar, arkalarında kameralar, önlerinde tarihe düşülen utanç.
Değişen ne? O gün tank gölgesinde bir yargı vardı, bugün başka vesayetlerin sopası. Ama değişmeyen bir şey var: Bu ülkenin muhalifleri hep aynı sandalyeye oturtuluyor. Halkın iradesi, halkın umudu, yine loş mahkeme salonlarında sınav veriyor.
Rahşan Ecevit’in gülümsemesiyle Dilek İmamoğlu’nun el sıkışı aynı şeyi söylüyor: Umudu susturamazsınız! Sevgiyi zincirleyemezsiniz! Halkın iradesini duvarların içine hapsedemezsiniz!
Bu kareler bize bir kez daha hatırlatıyor: Demokrasiye inananların sınavı sandıkta değil, mahkeme salonlarında veriliyor. Ama o gülümseme ve o el sıkış, halkın vicdanında çoktan tarihe mühürlendi.
—İsmail Erdal
