KÖY ENSTİTÜLERİNİN KURULUŞ GÜNÜNDE

İsmail Erdal

17-04-2026 18:14

KÖY ENSTİTÜLERİNİN KURULUŞ GÜNÜNDE: NEDEN HÂLÂ ONLARDAN KORKUYORLAR?

17 Nisan…

Bugün, Köy Enstitülerinin kuruluş yıldönümü.

Benim için bu tarih, yalnızca geçmişte açılmış birkaç okulun yıldönümü değildir. Bu tarih, Anadolu’nun en yoksul çocuğuna, en uzak köyüne, en unutulmuş insanına uzatılan bir elin; “Sen de insansın, sen de okuyabilir, düşünebilir, üretebilir, değiştirebilirsin” diyen büyük bir umudun doğduğu gündür.

Ben Köy Enstitüsünde okumadım. Ama daha önce Köy Enstitüsü olan Ladik İlköğretmen Okulunda okudum. Okulumuzdaki bazı öğretmenlerimiz o büyük geleneğin içinden geliyordu. Kimya öğretmenimiz Arif Şendil ve eşi, tarım öğretmenimiz Niyazi Bey, bize yalnızca ders anlatmadılar. Bize insanı sevmeyi, emeğe saygıyı, üretmenin onurunu, köye ve köylüye tepeden bakmamayı öğrettiler. Ben, Köy Enstitülerini kitaplardan önce onların bakışında, konuşmasında, öğrencisine yaklaşımında tanıdım.

O yıllarda öğretmen, yalnızca maaşını alıp sınıfa giren kişi değildi. Öğretmen köyün ışığıydı. Yol gösterendi. Köyde bir çocuk okutulacaksa, bir hastaya yardım edilecekse, bir tarla daha verimli hale getirilecekse, bir kız çocuğu okula gönderilecekse, çoğu zaman öncülüğü öğretmen yapardı.

KÖY ENSTİTÜLERİ, KÖY ÇOCUĞUNA “KADERİNE RAZI OLMA” DİYEN DÜZENE KARŞI KURULMUŞTU.

O okullarda çocuklar yalnızca okuma yazma öğrenmiyordu. Toprağı işlemeyi, ağaç dikmeyi, saz çalmayı, kitap okumayı, düşünmeyi, tartışmayı, soru sormayı öğreniyordu. En önemlisi de, “Ben de bu ülkenin eşit yurttaşıyım” demeyi öğreniyordu.

İşte korku burada başladı.

Çünkü yüzyıllardır köyde düzen belliydi. Ağa konuşur, köylü dinlerdi. Muhtar, imam, eşraf ne derse o olurdu. Köylü hakkını bilmez, devlet karşısında kendisini güçsüz hissederdi. Köy Enstitülerinden gelen öğretmen ise bu düzeni bozuyordu. Köylüye hakkını anlatıyor, çocuğunu okutmasını söylüyor, kadınların da insan olduğunu, kız çocuklarının da okuyabileceğini anlatıyordu.

KÖYDE İLK KEZ AĞANIN KARŞISINA BİLGİ ÇIKIYORDU.

Bu nedenle Köy Enstitülerini kapatan yalnızca bir parti, bir hükümet, bir siyasetçi değildir. Asıl kapatan, halkın bilinçlenmesinden korkan zihniyettir. Dün buna “komünistlik” dediler. Çünkü o yıllarda bir insanı susturmanın en kolay yolu ona “komünist” damgası vurmaktı. Oysa Köy Enstitülerinde okuyan çocukların büyük bölümü komünizmin ne olduğunu bile bilmezdi. Onlar yalnızca çalışmayı, üretmeyi, düşünmeyi öğreniyorlardı.

Bugün üzerinden seksen yıldan fazla zaman geçti. Ama ben aynı zihniyetin hâlâ yaşadığını görüyorum.

Bugün de düşünen, sorgulayan, itiraz eden insan istenmiyor. Bugün de ezberleyen, itaat eden, korkan, susan nesiller isteniyor. Eğitimden bilimi, sanatı, üretimi uzaklaştıran anlayış ile Köy Enstitülerinden korkan anlayış aynı kökten beslenmektedir.

Bunun acı sonucunu bugün okullarımızda yaşıyoruz.

Ben bir emekli eğitimci olarak son günlerde Urfa’da ve Maraş’ta yaşanan okul saldırılarına yalnızca bir “asayiş olayı” gibi bakamıyorum. Çünkü okul dediğimiz yer, toplumun kendisini yeniden ürettiği yerdir. Eğer çocukların, öğretmenlerin ve velilerin gözünde okul artık güvenli değilse, yalnızca okul değil, toplumun geleceğe olan inancı sarsılıyor demektir.

Şanlıurfa’da yaşanan saldırıda bir okulun kapısından silah girdi. Maraş’ta bir öğretmenin okul içinde uğradığı saldırı hepimizi sarstı. Bir çocuğun defteri yarım kaldı. Bir öğretmenin eli titredi. Bir annenin yüreği parçalandı.

Sonra yine ekranlara çıktılar. Yine aynı şeyi söylediler:

“Okullara daha fazla güvenlik görevlisi koyalım.”

“Her yere kamera takalım.”

“Olmadı, emekli uzman çavuşları okullarda görevlendirelim.”

Ben buna itiraz ediyorum.

ŞİDDETİ KAPIYA GÜVENLİK GÖREVLİSİ KOYARAK DEĞİL, TOPLUMU DEĞİŞTİREREK ÖNLERİZ.

Çünkü şiddet okula kapıdan girmiyor. Şiddet, toplumun içinden geliyor.

Evinde silahın normal görüldüğü, televizyonlarda şiddetin özendirildiği, siyasette bağıranın haklı sayıldığı, öğretmenin değersizleştirildiği, çocuğun yalnız bırakıldığı bir toplumda; okulun kapısına kaç görevli koyarsanız koyun, sorunu çözemezsiniz.

Bugün çocuklarımız, yarışın ve yalnızlığın içinde büyüyor. Sınav kazanmak için yaşayan, birbirini rakip gören, başarısız olursa değersiz hisseden bir kuşak yetiştiriyoruz. Oysa Köy Enstitülerinde çocuklar imeceyi öğrenirdi. Birbirine rakip olmayı değil, birlikte üretmeyi öğrenirdi.

KÖY ENSTİTÜLERİNDE BİR ÇOCUK YALNIZCA DERS GÖRMEZDİ; BİR TOPLULUĞUN PARÇASI OLMAYI ÖĞRENİRDİ.

Bugün ise okullarımızda çocuklar kalabalıkların içinde yalnız bırakılıyor. Rehber öğretmen yetersiz, psikolojik destek yetersiz, öğretmen mutsuz, veli çaresiz. Öğretmenler ağır ekonomik sorunlarla, değersizlik duygusuyla, baskıyla ve tükenmişlikle baş başa bırakılıyor.

Ben yıllarca Anadolu’nun birçok yerinde görev yaptım. Amasya’da, Samsun’da, Urfa’da, Gümüşhane’de, Trabzon’da, Muğla’da… Şunu gördüm: Çocukların büyük çoğunluğu kötü değildir. Her çocuğun içinde bir ışık vardır. Ama o ışığı görecek, elinden tutacak, yüreğine dokunacak öğretmenler azalırsa; çocuk yalnız kalır.

Köy Enstitüsü mezunu İbrahim Belek’in anlattığı bir anı hâlâ aklımdadır. Bir köy okuluna gider. Okulun duvarına bir yazı asılacaktır. Öğretmenlerden yardım eden olmaz. Ama ortaokul çağındaki çocuklar koşup gelir. Kimi merdiveni tutar, kimi kabloyu taşır, kimi tornavida getirir. Hep birlikte işi bitirirler. Sonra öğretmenler odasında bazı öğretmenlerin o çocuklar için “Bunlardan adam olmaz” dediğini duyar.

İbrahim Belek’in cevabı çok anlamlıdır:

“BU ÇOCUKLAR KÖY ENSTİTÜLERİNDE ÖĞRENCİ OLURLARDI. AMA BUGÜN ONLARI YETİŞTİRECEK BİR TONGUÇ BULAMAYIZ.”

Bence bugün eğitimimizin en büyük sorunu budur.

Sorun çocuklarda değildir.

Sorun, onların içindeki cevheri görecek eğitim anlayışının kaybolmuş olmasıdır.

Bugün köy okulları kapalıdır. Taşımalı eğitimle çocuklar sabahın karanlığında servislerle kilometrelerce uzağa taşınmaktadır. Oysa köy okulu yalnızca ders yapılan bir bina değildi. Köyün kalbiydi. Bayram orada kutlanırdı. Tiyatro orada yapılırdı. Köylü orada toplanırdı. Öğretmen, köyün derdiyle ilgilenirdi.

KÖYLERDE OKUL KALDI AMA RUHU KALMADI.

Bugün yüz binlerce öğretmen atama bekliyor. Ama köylerde öğretmen yok. Köylerde sağlık görevlisi yok. Rehber yok. Gençler köyden gitmiş. Geriye yalnızca boşalan evler ve sessizlik kalmış.

Ben soruyorum:

Madem bu kadar öğretmenimiz var, neden yeniden bir eğitim seferberliği başlatmıyoruz?

Neden her köye bir öğretmen, bir sağlık görevlisi, bir rehber göndermiyoruz?

Neden köyde kalan iki çocuğu bile kaderine terk ediyoruz?

Çünkü Köy Enstitülerini kapatan anlayış hâlâ sürüyor.

KÖYLÜ FAZLA DÜŞÜNMESİN.

FAZLA SORGULAMASIN.

FAZLA İSTEMESİN.

Ama ben buna inanmıyorum.

Ben, bu ülkenin yeniden ayağa kalkmasının yolunun eğitimden geçtiğine inanıyorum. Köy Enstitülerini birebir aynı biçimde yeniden açmak belki mümkün değildir. Ama onların ruhunu yeniden yaşatmak mümkündür.

Çocukların üreterek öğrendiği…

Öğretmenin yeniden saygı gördüğü…

Sanatın, müziğin, bilimin, tarımın bir arada olduğu…

Köydeki çocuğun da şehirdeki çocuk kadar değerli sayıldığı…

Sorgulayan, düşünen, üreten nesiller yetiştiren bir eğitim anlayışı yeniden kurulabilir.

Bugün, Köy Enstitülerinin kuruluş gününde, onları yalnızca nostalji olsun diye anmak yetmez.

Eğer gerçekten saygı duyuyorsak, onların neden kapatıldığını da, bugün neden hâlâ aynı korkuların sürdüğünü de görmek zorundayız.

Çünkü mesele yalnızca geçmiş değildir.

Mesele, bu ülkenin yarınıdır.

Ve ben, bir emekli eğitimci olarak, bütün yaşadıklarıma rağmen hâlâ umutluyum.

Çünkü bu ülkenin çocuklarının gözlerinde, Köy Enstitülerinin o eski ışığını hâlâ görüyorum.

Yeter ki o ışığın üstünü korkuyla, baskıyla, suskunlukla örtmeyelim.

İSMAİL ERDAL

EMEKLİ EĞİTİMCİ – MUĞLA

Advert
DİĞER YAZILARI TAŞLANAN ECEVİT’TEN COŞKUYLA KARŞILANAN ÖZGÜR ÖZEL’E… 01-01-1970 02:00 BİR VEFA BORCU, BİR HATIRAYI YAŞATMA ÇABASI 01-01-1970 02:00 İKTİDAR RÜZGÂRINI KESENLERİ TARİH AFFETMEYECEKTİR 01-01-1970 02:00 SAMSUN’DA 19 MAYIS… 01-01-1970 02:00 RESİMDE KURDUM SENİN HAYALİNİ ANA 01-01-1970 02:00 HIDIRELLEZ: YENİDEN DOĞUŞUN SIRRI MI, YOKSA İNSANIN UNUTTUĞU GERÇEK Mİ? 01-01-1970 02:00 BOĞALI DAĞI’NA BAKINCA SADECE BİR DAĞ DEĞİL, BİR HAYAT GÖRÜRÜM 01-01-1970 02:00 TAŞOVA’DA TİCARETİN YÜKSELİŞİ: NAKLİYE, SİNEMA VE SANAYİ 01-01-1970 02:00 BİR VEFANIN SATIRLARI: YÜKSEL AİLESİNE ARMAĞANIM 01-01-1970 02:00 TAŞOVA’NIN HAFIZASINDA YAŞAYANLAR 01-01-1970 02:00 PERDENİN IŞIĞINDA, RADYONUN SESİNDE YAŞAYAN BİR TAŞOVA İNSANI: ÖMER CABA 01-01-1970 02:00 FOTOĞRAFÇI ALİ AMCAM VE KAYBOLMAMASI GEREKEN TAŞOVA HAFIZASI 01-01-1970 02:00 ÇOCUKLARIMIZI NEDEN KAYBEDİYORUZ; SUÇLU SADECE O ÇOCUK MU? 01-01-1970 02:00 ŞİDDETİ KAPIYA POLİS KOYARAK DEĞİL, TOPLUMU VE OKULU DEĞİŞTİREREK ÖNLERİZ 01-01-1970 02:00 ATATÜRK’E AÇIK MEKTUP 01-01-1970 02:00 17 Nisan, Köy Enstitülerinin kuruluş yıldönümü… 01-01-1970 02:00 HEMŞEHRİMİZ İRFAN SANCI IŞIKLARA YÜRÜDÜ 01-01-1970 02:00 TÜRKİYE’NİN ÖNÜNDEKİ BÜYÜK SINAV 01-01-1970 02:00 KÖY ENSTİTÜLERİNİ KİM KAPATTI DEĞİL, NEDEN KAPATTILAR? 01-01-1970 02:00 İNSAN, HAYAT VE TOPLUM: AKLIN IŞIĞINDA BİR YOLCULUK 01-01-1970 02:00 ZAMANIN BASAMAKLARINDA KALAN YÜZLER 01-01-1970 02:00 Bugün Dilediğim 01-01-1970 02:00 GÜNEŞİN DOĞDUĞU ÜLKEDE BİR CAMİ VE BİR SORGULAMA 01-01-1970 02:00 16 MART – ÖĞRETMEN OKULLARININ IŞIĞI 01-01-1970 02:00 BİR ÇAĞIN TANIKLIĞIYDI: İLBER ORTAYLI’YA VEDA 01-01-1970 02:00 ASLAN’IN SAVAŞI PARS’A, HESABI EJDERHA’YA 01-01-1970 02:00 KADIN VARSA HAYAT VARDIR 01-01-1970 02:00 AHMET GÖKREM’E VEDA 01-01-1970 02:00 İRAN’A SALDIRI: HEDEF GÜVENLİK DEĞİL, ENERJİ VE GÜÇ 01-01-1970 02:00 SANDIKLARDA SAKLANAN EMEK: BİR ÖRTÜDEN DAHA FAZLASI 01-01-1970 02:00 SEVGİ BİR GÜNE SIĞMAZ 01-01-1970 02:00 “Mesele Baş Değil, Beyindir” 01-01-1970 02:00 DÜNYAYI GERİ ALIYORUZ 01-01-1970 02:00 BORABAY GÖLÜ DONUNCA 01-01-1970 02:00 BİR DÜNYAYI NASIL YEDİK 01-01-1970 02:00 BİR AYDINLANMA VE DİRENİŞ HAYATI 01-01-1970 02:00 TAŞOVA DA EĞLENCEDE SÖYLENMEYEN TÜRKÜLER HATİPOĞLU 01-01-1970 02:00 SESLE YAZILAN HABERLER 01-01-1970 02:00 ATEŞE BASAN AYAKLAR, AYNI RİTİMDE ATAN YÜREKLER 01-01-1970 02:00 2025’ten 2026’ya: Bir Temenni Değil, Bir Talep 01-01-1970 02:00 AMASYADA ASKER SEVKİYATI 01-01-1970 02:00 KÖY ENSTİTÜLERİ: YARIM BIRAKILAN AYDINLANMA 01-01-1970 02:00 AVUSTRALYA: YOK SAYILARAK YOK EDİLEN BİR HALK 01-01-1970 02:00 HİNDİSTAN VE GÜNEY ASYA: AÇLIKLA TERBİYE EDİLEN UYGARLIKLAR 01-01-1970 02:00 AFRİKA: İNSANLIĞIN METAYA DÖNÜŞTÜRÜLDÜĞÜ KITA BÖLÜM 4 01-01-1970 02:00 AMERİKA YERLİLERİ: DOĞAYLA BARIŞIK BİR YAŞAM NASIL YOK EDİLDİ? BÖLÜM 3 01-01-1970 02:00 BOŞ TOPRAK MASALI VE AVRUPA KİPRİ BÖLÜM 2 01-01-1970 02:00 “Keşif” Denilen Büyük Yalan- BÖLÜM 1 01-01-1970 02:00 BİR YAZI DİZİSİ DUYURUSU “Keşif Değil, Sömürü” 01-01-1970 02:00 İYİLİK PERDESİ ALTINDA DÖNEN OYUNLAR 01-01-1970 02:00 TÜRKÇE İSİM REHBERİ 01-01-1970 02:00 24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ: 01-01-1970 02:00 NECDET CANİK’E AÇIK MEKTUP 01-01-1970 02:00 TAŞOVA GENÇLERİ VE KAYIP BİR BAHAR 01-01-1970 02:00 GİDENLER DÖNMEDİ… 01-01-1970 02:00 TADI KAÇAN DÜNYA 01-01-1970 02:00 "Karanlığın İçinden Aydınlığa: 2026’ya Girerken Nasıl Bir Dünya İstiyoruz?" 01-01-1970 02:00 KIRIK ÇÖMLEKLERDE YAZILI DEMOKRASİ 01-01-1970 02:00 ATATÜRK ÖLMEDİ, AKLINDA VE ONURUNDA YAŞAYANLARDA YAŞIYOR 01-01-1970 02:00 SUYUN AKIŞI KİMİN TARAFINDA? 01-01-1970 02:00 “Unutulan Kanatlar ve Susturulan Fabrikalar” 01-01-1970 02:00 “Dillerin Doğuşu, Yazının Doğuşu ve Sessizliğe Gömülen Sözler” 01-01-1970 02:00 CUMHURİYET: AKLIN VE KÜLTÜRÜN ZAFERİ 01-01-1970 02:00 BİR SOFRA DÜŞÜ: İNSANLIĞIN KOPAN HALKASI 01-01-1970 02:00 Geleceğimizi Satıyoruz 01-01-1970 02:00 KANLA YAZILAN TAHT 01-01-1970 02:00 “Taşova, Halkının Doktoru “Derman Bey”i Uğurluyor” 01-01-1970 02:00 CUMHURİYET: YENİDEN DOĞUŞUN ADI 01-01-1970 02:00 TELEVİZYON DİZİLERİ: EĞLENCE Mİ, GİZLİ SENARYO MU? 01-01-1970 02:00 “Atatürk’ün Kapalı Gözleri” 01-01-1970 02:00 TÜRKÇEMİZ, DİL BAYRAMINIZ 01-01-1970 02:00 Ahilik ve Bizim Yolumuz 01-01-1970 02:00 Delegeden Üyeye: 01-01-1970 02:00 “Destek Çayı’nın Çağlayan Hatıraları” 01-01-1970 02:00 Bir Gülümseme, Bir El Sıkış 01-01-1970 02:00 “Mustafa Alpat Öğretmen’e Veda” 01-01-1970 02:00 “Bu Dünyada Cenneti Yaratalım” 01-01-1970 02:00 Türk Töresinde Kadın Özgürdür! 01-01-1970 02:00 30 Ağustos: Ulusun Kaderini Değiştiren Zafer 01-01-1970 02:00 Zorunlu İstikamet: İmam Hatip 01-01-1970 02:00 Suyun, Yolların ve Umudun Başkanı Kadir Torun 01-01-1970 02:00 “Kervanı Bırakıf Padişah Çadırına Giden” 01-01-1970 02:00 DEMOKRASİ KAHRAMANI FAZLI KURU 01-01-1970 02:00 “Dağın Sessiz Çığlığı – Bir Vicdan Manifestosu” 01-01-1970 02:00 KELİKÇİ ZİYA – TAŞOVA’NIN AYAK İZLERİNDE BİR ÖMÜR 01-01-1970 02:00 Yemişenbükü Köyü 01-01-1970 02:00 "NACI EREN: İnançtan Bilince, 01-01-1970 02:00 Yüreği Halkla Atan Bir Ömür 01-01-1970 02:00 “Muhtar Koca Fatma’nın Gölgesinde Yükselen Taşova. Bir Kadının İzinde Kurulan İlçe” 01-01-1970 02:00 “Derman Bey Osman Gürer: Taşova’nın Vicdanı, Halkın Doktoru”” 01-01-1970 02:00 Arif Meşhur’u Anarken: 01-01-1970 02:00 İyilik, Bazen Sessiz Kalmamaktır 01-01-1970 02:00 24 Temmuz Lozan: Türkiye Tapusudur, Kutlu Olsun! 01-01-1970 02:00 Kimlik Üzerinden Siyaset 01-01-1970 02:00 “Sağılır İneği Kestik, Gözümüz Aydın!” 01-01-1970 02:00 ŞAŞIP KALIYORUM! 01-01-1970 02:00 “Mermer Tozundan Çimento Olmaz!” 01-01-1970 02:00 “Madımak’tan Bana Ne Diyenlere…” 01-01-1970 02:00 YOĞURDUN GERİ DÖNÜŞÜMÜ OLMAZ 01-01-1970 02:00 LASTİK GİBİ UZUYAN YALANLAR: 01-01-1970 02:00 ASİTTEN TOPRAĞA KURŞUNDAN CİĞERE 01-01-1970 02:00 ZEHRİN RENGİ YOK 01-01-1970 02:00 12 Haziran 2025 Amasya’nın Tarih Yazdığı Gün 01-01-1970 02:00 "Bir Işık Gibi Geçti Bu Topraktan: Osman Bolulu’yu Anmak" 01-01-1970 02:00 Boğalı Dağı’nda Sessiz Çığlık 01-01-1970 02:00 "Bu Dünya Kâr Uğruna Katlediliyor!" 01-01-1970 02:00 “Tarık Ziya Ekinci ve Kürt Sorunu Raporu Üzerine Gözlemlerim” 01-01-1970 02:00 “19 Mayıs… Gençliğin Bayramı, Cumhuriyet’in Umudu” 01-01-1970 02:00 ANA DEDİĞİM TOPRAKTIR, KADIN DEDİĞİN GELECEKTİR 01-01-1970 02:00 YEŞEREN UMUTLAR, DARAĞACINDA SOLMAYAN ÜÇ FİDAN 01-01-1970 02:00 EGE’NİN KIYILARI BİZİM, AMA BİZ ARTIK ORADA YOKUZ 01-01-1970 02:00 “Çobansız Dağlar, Açlığa Giden Yoldur” 01-01-1970 02:00 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Kutlu Olsun! 01-01-1970 02:00 Urfa’da Göçer Öğretmenlerle Bir Zaman 01-01-1970 02:00 ÇARIKLA GEÇEN YILLAR: 01-01-1970 02:00 “Veda Değil Saygı Duruşu: Volkan Konak Gibi Yaşamak!” 01-01-1970 02:00 “Yıkılmış Sistemden Doğan Bilinç: 01-01-1970 02:00 “Atatürk Tek Adam mıydı?” 01-01-1970 02:00 GÜNEŞLE GELEN, ATEŞTEN DOĞAN BARIŞ 01-01-1970 02:00 “Kendi Geleceğini Yok Eden İşçilere Açık Mektup” 01-01-1970 02:00 8 Mart, Bir Kutlama Günü Değil 01-01-1970 02:00 Yıldızlar Yoldaşın Olsun Edip Akbayram 01-01-1970 02:00 “Eğitim ve Edebiyatın Sessiz Kahramanı: Dursun Sever” 01-01-1970 02:00 “Sevgi Bir Güne Sığmaz” 01-01-1970 02:00 DEPREM VE GERÇEKLER: JAPONYA VE TÜRKİYE KARŞILAŞTIRMASI 01-01-1970 02:00 “Deprem: Doğanın Değil, Mühendisliğin İmtihanı” 01-01-1970 02:00 Kadın: Hayatın Ta Kendisi 01-01-1970 02:00 Bir Köyün Uyanışı 01-01-1970 02:00 47 Yıl Önce İnşa Edilen Binanın Sorumluluğu 01-01-1970 02:00 1950-1970 Yılları Arasında Taşova Perşembe Pazarı 01-01-1970 02:00 Köy Enstitüsü Öğrencilerinin Yolculuğu 01-01-1970 02:00 Gürsu Köyü’nün Ulu Çınarı ve Hayat Veren Suyu” 01-01-1970 02:00 “Sarı Öküz’ü Verdiğimiz Gün Kaybettik 01-01-1970 02:00 “Emeklilik: Onurlu Bir Yaşam mı, Sessiz Bir Terk Ediliş mi?” 01-01-1970 02:00 “Mezhep Savaşları ve İnsanlık Dramı: 01-01-1970 02:00 Salih Korkmaz ile Geçmişe Yolculuk 01-01-1970 02:00 Nardugan Bayramı 01-01-1970 02:00 “Erbaa Depremi: Bir Milletin Hafızası ve Geleceği İçin Bir Uyarı” 01-01-1970 02:00 Ortadoğu’da Çatışmanın Maskeleri 01-01-1970 02:00 “Kadın Hakları ve Gelecek: Kölelik mi, Özgürlük mü?” 01-01-1970 02:00 Cumhuriyetle Hesaplaşmanın Şifresi 01-01-1970 02:00 ZANA DERESİ - ROMA HAMAMI 01-01-1970 02:00