17 Nisan, Köy Enstitülerinin kuruluş yıldönümü…

İsmail Erdal

12-04-2026 12:16

17 NİSAN’IN IŞIĞINDA: BİR KÖY ENSTİTÜLÜSÜNÜN İZİ MEHMET ÖNDER VE BİR KÖYÜN DEĞİŞEN KADERİ DARMA’DAN BALLICA’YA UZANAN DEĞİŞİM

17 Nisan, Köy Enstitülerinin kuruluş yıldönümü…

Bu anlamlı gün nedeniyle, Anadolu’nun yoksul ve ücra köşelerinde yalnızca çocukları değil, bir köyün kaderini değiştiren öğretmenleri anlatmak istedim.

Köy Enstitüleri ve onların devamı olan İlköğretmen Okulları, yalnızca öğretmen yetiştiren kurumlar değildi. Bu okullar, Anadolu’nun unutulmuş köylerine giden; elinde kitap, yüreğinde umut taşıyan insanları yetiştirdi. Onlar gittikleri yerlerde yalnızca ders anlatmadılar; köylere yol gösterdiler, kooperatif kurdular, üretimi artırdılar, çocukları okuttular ve insanlara “Yoksulluk kader değildir” düşüncesini öğrettiler.

Mehmet Önder de bu öğretmenlerden biriydi. Darma’da, Dereli’de ve çevre köylerde yalnızca bir öğretmen olarak değil; bir öncü, bir yol gösterici ve bir aydınlanma insanı olarak iz bıraktı. Onun yaşamı üzerinden, Köy Enstitülü öğretmenlerin ve onların devamı olan İlköğretmen Okulu mezunlarının Anadolu’da nasıl sessiz ama büyük bir değişim yarattığını anlatmaya çalıştım.

Bu yazı, yalnız Mehmet Önder’in değil; Anadolu’nun dört bir yanında bir köyün, bir çocuğun, bir kuşağın hayatına dokunan bütün o adsız kahraman öğretmenlerin anısına kaleme alınmıştır.

Mehmet Önder’i anlatırken yalnızca bir insanın yaşam öyküsünü değil, bir dönemin, bir köyün ve bir anlayışın hikâyesini de anlatmak gerekir. Çünkü o, Anadolu’nun yoksul yıllarında yalnızca kendi hayatını değil, çevresindeki insanların kaderini de değiştirmeyi başarmış Köy Enstitülü öğretmenlerden biriydi.

1931 yılında Darma’da, bugünkü adıyla Ballıca’da dünyaya gelen Mehmet Önder, Ahmet ve Nuriye’nin oğluydu. Çocukluğu, Anadolu köylerinin yokluk içinde geçen yıllarında geçti. O yıllarda Darma ile Dereli birbirine çok yakın, iç içe geçmiş iki köydü. İnsanlar toprağa, birkaç hayvana ve alın terine bağlı yaşardı. Yol yoktu, iş yoktu, elektrik yoktu. Kışın kar köyleri dünyadan ayırır, yazın kuraklık insanların elindeki azıcık umudu da azaltırdı.

Mehmet Önder işte böyle bir ortamda büyüdü. Ama onu yaşıtlarından ayıran önemli bir özelliği vardı: O, bu yoksulluğu kader olarak görmüyordu.

İlkokulu Darma–Dereli’de başarıyla bitirdikten sonra, dönemin en büyük eğitim atılımlarından biri olan Ladik Akpınar Köy Enstitüsü’ne kabul edildi. Onun hayatındaki en büyük dönüm noktası da bu oldu.

Köy Enstitüleri yalnızca öğretmen yetiştiren okullar değildi. Orada çocuklara ders anlatmayı öğrenen gençler, aynı zamanda tarım yapmayı, ağaç dikmeyi, marangozluğu, demirciliği, kooperatifçiliği ve bir köyü nasıl ayağa kaldıracaklarını da öğrenirdi. Mehmet Önder de Akpınar’dan yalnızca bir öğretmen olarak değil; üretmeyi bilen, düşündüğünü uygulayan, insanlara yol göstermeyi görev sayan bir aydın olarak mezun oldu.

Hayat arkadaşı Mediha Hanım ile kurduğu aile de onun eğitim anlayışının bir yansımasıydı. Çocukları Ayhan’ı kooperatifçilik alanında, Beyhan’ı öğretmen olarak, Reyhan’ı ise doktor olarak yetiştirdi. Kendi çocuklarını ülkeye yararlı bireyler olarak yetiştiren Mehmet Önder, aynı anlayışı köyüne ve çevresine de taşımaya çalıştı.

Onu tanıyan herkes “Memet Hoca” derdi. Bu sözün içinde hem sevgi hem saygı vardı. Çünkü Mehmet Önder’in öğretmenliği okulun kapısında bitmezdi. O, öğrencisinin yalnız dersini değil, evini, ailesini, yoksulluğunu, geleceğini de düşünürdü. Fakir bir çocuğun ayakkabısı yoksa onu dert edinirdi. Okula devam edemeyen bir öğrencinin ailesiyle konuşur, gerekirse kendi imkânlarıyla destek olurdu. Onun için öğretmenlik, yalnızca tahtaya yazı yazmak değil; bir insanın hayatına dokunmaktı.

Ben Mehmet Önder’i yakından tanıyanlardan biriyim. 1973 yılında Darma–Dereli İlkokulu’nda görev yaptığımda, Dereli köyünde, köyün ortasındaki Mustafa Bey Konağı’nda kalıyordum. Bir grup arkadaşımız Darma’da kalıyordu. O günlerde iki köy hâlâ birbirine çok yakındı; daha sonra birleşerek belediye oldular, yıllar sonra ise göç nedeniyle belediyeleri kapandı.

Ama o yıllarda hangi eve girsek, hangi yaşlıyla konuşsak, hangi gençten söz açılsa Mehmet Önder’in adı mutlaka geçerdi.

“MEMET HOCA OLMASAYDI BİZ ALMANYA’YA GİDEMEZDİK” derlerdi.

1960’lı yıllar, Darma ve Dereli için yokluk ve yoksulluk yıllarıydı. Toprak az, iş imkânı sınırlı, geçim zordu. Bu nedenle Darma’dan, Dereli’den ve çevre köylerden çok sayıda insan Almanya’ya gitmek zorunda kaldı.

O yıllarda köylerde sık sık söylenen bir söz vardı:

“DERELİ, DARMA; PEK İLERİ VARMA…”

Bu söz, biraz yoksulluğu, biraz da bu iki köyün içine kapanık ve zor şartlar içindeki yaşamını anlatırdı. Ama bütün bu yokluğun içinde insanlar birbirine daha yakındı. En güzel sohbetler, kış akşamlarında ya da harman sonrası, tütün denk yapılırken olurdu. Erkekler tütünleri dizer, bağlar; kadınlar yardım ederdi. O sırada eski günler, Almanya’ya gidenler, köyün yoksul ama umutlu yılları konuşulurdu.

Kimi Mehmet Önder’i anlatır, kimi:

“MEMET HOCA OLMASAYDI BİZ BU GÜNLERİ GÖREMEZDİK” derdi.

Tütün kokusunun, soba sıcaklığının ve eski hatıraların içinde, Darma ile Dereli’nin geçmişi yeniden yaşanırdı.

Okul çıkışlarında Darma ile Dereli’nin çocukları arasında da tatlı sert bir rekabet yaşanırdı. Ders biter bitmez iki köyün öğrencileri birbirine sataşır, zaman zaman kavga eder, birbirlerine taş atarlardı. Biz öğretmenler de peşlerinden koşar, onları ayırmaya, sakinleştirmeye çalışırdık.

O yıllarda çocuklar, büyüklerinden duydukları “Dereli, Darma; pek ileri varma” sözünü kendi aralarında da sürdürür gibiydi. Ama ertesi gün aynı okulun bahçesinde yine birlikte oynar, aynı sırada oturur, aynı ekmeği paylaşırlar; birkaç gün sonra yeniden barışırlardı. Aslında o küçük kavgaların altında düşmanlık değil, iki komşu köy çocuğunun birbirine karşı duyduğu çocukça bir rekabet ve yakınlık vardı.

Gerçekten de Mehmet Önder’in en büyük başarılarından biri, Darma, Dereli ve çevre köylerin kaderini değiştiren Almanya göçüne öncülük etmesidir.

1960’lı yılların ortalarında Türkiye’den Almanya’ya işçi göçü başladığında, köylüler için bu bilinmez bir yoldu. İnsanlar korkuyor, çekiniyor, neyle karşılaşacaklarını bilmiyordu. Mehmet Önder ise yalnızca kendi geleceğini düşünmedi; köyünün gençlerini düşündü.

1966 YILININ MART AYINDA, ONUN GİRİŞİMLERİ VE TEŞVİKLERİYLE BALLICA’DAN, DERELİ’DEN VE ÇEVRE KÖYLERDEN İLK İNSANLAR ALMANYA’NIN LOHNE VE VECHTA BÖLGELERİNE GİTTİ. O gün atılan bu adım, yalnızca birkaç kişinin yurt dışına gitmesi değildi. Bu, bir köyün kaderini değiştiren tarihî bir başlangıçtı.

Yıllar içinde bu göç büyüdü. Bugün Almanya’nın Lohne ve Vechta çevresinde yaklaşık 1500, Almanya genelinde ise 2000’den fazla Ballıcalı yaşamaktadır. Üç nesildir devam eden bu göç sayesinde nice aile çocuklarını okutmuş, nice genç meslek sahibi olmuştur. Bugün doktor, öğretmen, mühendis, avukat, işletmeci olmuş insanların hikâyesinde Mehmet Önder’in açtığı yolun izleri vardır.

Ama Mehmet Önder’in büyüklüğü yalnızca insanları Almanya’ya göndermesinde değildi. Asıl büyüklüğü, onlara köylerini unutmamayı öğretmesindeydi. O, insanlara hep şöyle derdi:

“KAZANDIĞINIZI YALNIZCA BUGÜNE HARCAMAYIN. ÇOCUKLARINIZI OKUTUN. KÖYÜNÜZE YATIRIM YAPIN.”

İşte bu düşünceyle Darma ve Dereli’de kalkınma kooperatifinin kurulmasına öncülük etti. MAHDUT MESULİYETLİ BALLICA İSTİHLAK, İSTİHSAL VE KREDİ KOOPERATİFİ, o yılların Anadolu köyü için büyük bir adımdı. Çünkü insanlar ilk kez birlikte hareket etmeyi, ortaklaşa üretmeyi ve dayanışmayı öğreniyordu.

Kooperatif sayesinde traktör alındı. O güne kadar öküzle sürülen tarlalar, makineyle işlenmeye başladı. Köye araç kazandırıldı. Tavukçuluk geliştirildi. İnsanlar ek gelir elde etmeye başladı. Jeneratör getirildi, köyün ana yolları aydınlatıldı. Modern bir ekmek fırını kuruldu. O günlerin yoksul Anadolu köyünde bunlar yalnızca bir hizmet değil, adeta küçük bir devrimdi.

Daha sonra çocuklarının eğitimi için Ankara’ya giden Mehmet Önder, Köy İşleri Bakanlığı’nda görev yaptı. Ama köyüne olan bağlılığı hiç azalmadı.

Emekli olduktan sonra yeniden Ballıca’ya döndü. Bu kez daha büyük bir hayal kuruyordu: Köyde fabrika kurmak.

15 ŞUBAT 1980’DE ALMANYA’DAKİ BALLICALILARLA BİRLİKTE BOTAŞTAŞ TOPRAK VE AĞAÇ SANAYİ A.Ş.’Yİ KURDU. Doksan iki ortak bir araya geldi. Amaç, köyde iş imkânı yaratmak, gençlerin göç etmek zorunda kalmadan kendi memleketlerinde yaşayabilmesini sağlamaktı.

Ne yazık ki 1980 sonrasında yaşanan siyasi gelişmeler ve verilen teşviklerin geri çekilmesi nedeniyle bu büyük proje tamamlanamadı.

Ama Mehmet Önder’in başarısı, o fabrikanın tamamlanıp tamamlanmamasında değildir. Onun başarısı, insanlara büyük düşünmeyi öğretmesindedir. O, köylüye “Siz de yapabilirsiniz” duygusunu verdi. İnsanlara yoksulluğun kader olmadığını gösterdi.

Onun hayatını en iyi anlatan söz de kendisine aittir:

“HUZUR VE MUTLULUK TÜM ÇEVREDE OLMADIĞI SÜRECE, KİŞİSEL HUZUR VE MUTLULUK SAĞLAMAK TAMAMEN İMKÂNSIZDIR.”

İşte Mehmet Önder’in bütün hayatı bu düşüncenin etrafında geçti. O, yalnız kendisi için yaşamadı. Çevresindeki insanların hayatını değiştirmek için yaşadı.

Bugün Darma’da, Dereli’de, Ballıca’da ve Almanya’da yaşayan binlerce insanın hayatında onun izi vardır. Bir traktörde, bir okulda, Almanya’ya gitmiş bir işçinin çocuğunun diplomasında, bir doktorun, bir öğretmenin, bir mühendisin başarısında Mehmet Önder’in emeği vardır.

Ben Mehmet Önder’i böyle hatırlıyorum:

Sessiz ama kararlı…

Gösterişsiz ama büyük düşünen…

Bir köyün, bir kuşağın ve belki de bir ülkenin kaderine dokunan gerçek bir Köy Enstitülüsü olarak.

İsmail Erdal

Emekli Eğitimci

Muğla

Not: Bu yazının hazırlanmasında, Mehmet Önder’in yaşamına, çalışmalarına ve Ballıca’nın geçmişine ilişkin değerli bilgi ve belgeleri benimle paylaşan, bugün Almanya’da yaşayan Ballıcalı yeğeni İbrahim Önder’in katkıları büyük olmuştur. Kendisine, çocukluk anılarını, aile büyüklerinden dinlediklerini ve yıllardır koruduğu fotoğraf ile belgeleri benimle paylaşarak bu çalışmaya ışık tuttuğu için içten teşekkür ederim.

Advert
DİĞER YAZILARI TAŞLANAN ECEVİT’TEN COŞKUYLA KARŞILANAN ÖZGÜR ÖZEL’E… 01-01-1970 02:00 BİR VEFA BORCU, BİR HATIRAYI YAŞATMA ÇABASI 01-01-1970 02:00 İKTİDAR RÜZGÂRINI KESENLERİ TARİH AFFETMEYECEKTİR 01-01-1970 02:00 SAMSUN’DA 19 MAYIS… 01-01-1970 02:00 RESİMDE KURDUM SENİN HAYALİNİ ANA 01-01-1970 02:00 HIDIRELLEZ: YENİDEN DOĞUŞUN SIRRI MI, YOKSA İNSANIN UNUTTUĞU GERÇEK Mİ? 01-01-1970 02:00 BOĞALI DAĞI’NA BAKINCA SADECE BİR DAĞ DEĞİL, BİR HAYAT GÖRÜRÜM 01-01-1970 02:00 TAŞOVA’DA TİCARETİN YÜKSELİŞİ: NAKLİYE, SİNEMA VE SANAYİ 01-01-1970 02:00 BİR VEFANIN SATIRLARI: YÜKSEL AİLESİNE ARMAĞANIM 01-01-1970 02:00 TAŞOVA’NIN HAFIZASINDA YAŞAYANLAR 01-01-1970 02:00 PERDENİN IŞIĞINDA, RADYONUN SESİNDE YAŞAYAN BİR TAŞOVA İNSANI: ÖMER CABA 01-01-1970 02:00 FOTOĞRAFÇI ALİ AMCAM VE KAYBOLMAMASI GEREKEN TAŞOVA HAFIZASI 01-01-1970 02:00 ÇOCUKLARIMIZI NEDEN KAYBEDİYORUZ; SUÇLU SADECE O ÇOCUK MU? 01-01-1970 02:00 KÖY ENSTİTÜLERİNİN KURULUŞ GÜNÜNDE 01-01-1970 02:00 ŞİDDETİ KAPIYA POLİS KOYARAK DEĞİL, TOPLUMU VE OKULU DEĞİŞTİREREK ÖNLERİZ 01-01-1970 02:00 ATATÜRK’E AÇIK MEKTUP 01-01-1970 02:00 HEMŞEHRİMİZ İRFAN SANCI IŞIKLARA YÜRÜDÜ 01-01-1970 02:00 TÜRKİYE’NİN ÖNÜNDEKİ BÜYÜK SINAV 01-01-1970 02:00 KÖY ENSTİTÜLERİNİ KİM KAPATTI DEĞİL, NEDEN KAPATTILAR? 01-01-1970 02:00 İNSAN, HAYAT VE TOPLUM: AKLIN IŞIĞINDA BİR YOLCULUK 01-01-1970 02:00 ZAMANIN BASAMAKLARINDA KALAN YÜZLER 01-01-1970 02:00 Bugün Dilediğim 01-01-1970 02:00 GÜNEŞİN DOĞDUĞU ÜLKEDE BİR CAMİ VE BİR SORGULAMA 01-01-1970 02:00 16 MART – ÖĞRETMEN OKULLARININ IŞIĞI 01-01-1970 02:00 BİR ÇAĞIN TANIKLIĞIYDI: İLBER ORTAYLI’YA VEDA 01-01-1970 02:00 ASLAN’IN SAVAŞI PARS’A, HESABI EJDERHA’YA 01-01-1970 02:00 KADIN VARSA HAYAT VARDIR 01-01-1970 02:00 AHMET GÖKREM’E VEDA 01-01-1970 02:00 İRAN’A SALDIRI: HEDEF GÜVENLİK DEĞİL, ENERJİ VE GÜÇ 01-01-1970 02:00 SANDIKLARDA SAKLANAN EMEK: BİR ÖRTÜDEN DAHA FAZLASI 01-01-1970 02:00 SEVGİ BİR GÜNE SIĞMAZ 01-01-1970 02:00 “Mesele Baş Değil, Beyindir” 01-01-1970 02:00 DÜNYAYI GERİ ALIYORUZ 01-01-1970 02:00 BORABAY GÖLÜ DONUNCA 01-01-1970 02:00 BİR DÜNYAYI NASIL YEDİK 01-01-1970 02:00 BİR AYDINLANMA VE DİRENİŞ HAYATI 01-01-1970 02:00 TAŞOVA DA EĞLENCEDE SÖYLENMEYEN TÜRKÜLER HATİPOĞLU 01-01-1970 02:00 SESLE YAZILAN HABERLER 01-01-1970 02:00 ATEŞE BASAN AYAKLAR, AYNI RİTİMDE ATAN YÜREKLER 01-01-1970 02:00 2025’ten 2026’ya: Bir Temenni Değil, Bir Talep 01-01-1970 02:00 AMASYADA ASKER SEVKİYATI 01-01-1970 02:00 KÖY ENSTİTÜLERİ: YARIM BIRAKILAN AYDINLANMA 01-01-1970 02:00 AVUSTRALYA: YOK SAYILARAK YOK EDİLEN BİR HALK 01-01-1970 02:00 HİNDİSTAN VE GÜNEY ASYA: AÇLIKLA TERBİYE EDİLEN UYGARLIKLAR 01-01-1970 02:00 AFRİKA: İNSANLIĞIN METAYA DÖNÜŞTÜRÜLDÜĞÜ KITA BÖLÜM 4 01-01-1970 02:00 AMERİKA YERLİLERİ: DOĞAYLA BARIŞIK BİR YAŞAM NASIL YOK EDİLDİ? BÖLÜM 3 01-01-1970 02:00 BOŞ TOPRAK MASALI VE AVRUPA KİPRİ BÖLÜM 2 01-01-1970 02:00 “Keşif” Denilen Büyük Yalan- BÖLÜM 1 01-01-1970 02:00 BİR YAZI DİZİSİ DUYURUSU “Keşif Değil, Sömürü” 01-01-1970 02:00 İYİLİK PERDESİ ALTINDA DÖNEN OYUNLAR 01-01-1970 02:00 TÜRKÇE İSİM REHBERİ 01-01-1970 02:00 24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ: 01-01-1970 02:00 NECDET CANİK’E AÇIK MEKTUP 01-01-1970 02:00 TAŞOVA GENÇLERİ VE KAYIP BİR BAHAR 01-01-1970 02:00 GİDENLER DÖNMEDİ… 01-01-1970 02:00 TADI KAÇAN DÜNYA 01-01-1970 02:00 "Karanlığın İçinden Aydınlığa: 2026’ya Girerken Nasıl Bir Dünya İstiyoruz?" 01-01-1970 02:00 KIRIK ÇÖMLEKLERDE YAZILI DEMOKRASİ 01-01-1970 02:00 ATATÜRK ÖLMEDİ, AKLINDA VE ONURUNDA YAŞAYANLARDA YAŞIYOR 01-01-1970 02:00 SUYUN AKIŞI KİMİN TARAFINDA? 01-01-1970 02:00 “Unutulan Kanatlar ve Susturulan Fabrikalar” 01-01-1970 02:00 “Dillerin Doğuşu, Yazının Doğuşu ve Sessizliğe Gömülen Sözler” 01-01-1970 02:00 CUMHURİYET: AKLIN VE KÜLTÜRÜN ZAFERİ 01-01-1970 02:00 BİR SOFRA DÜŞÜ: İNSANLIĞIN KOPAN HALKASI 01-01-1970 02:00 Geleceğimizi Satıyoruz 01-01-1970 02:00 KANLA YAZILAN TAHT 01-01-1970 02:00 “Taşova, Halkının Doktoru “Derman Bey”i Uğurluyor” 01-01-1970 02:00 CUMHURİYET: YENİDEN DOĞUŞUN ADI 01-01-1970 02:00 TELEVİZYON DİZİLERİ: EĞLENCE Mİ, GİZLİ SENARYO MU? 01-01-1970 02:00 “Atatürk’ün Kapalı Gözleri” 01-01-1970 02:00 TÜRKÇEMİZ, DİL BAYRAMINIZ 01-01-1970 02:00 Ahilik ve Bizim Yolumuz 01-01-1970 02:00 Delegeden Üyeye: 01-01-1970 02:00 “Destek Çayı’nın Çağlayan Hatıraları” 01-01-1970 02:00 Bir Gülümseme, Bir El Sıkış 01-01-1970 02:00 “Mustafa Alpat Öğretmen’e Veda” 01-01-1970 02:00 “Bu Dünyada Cenneti Yaratalım” 01-01-1970 02:00 Türk Töresinde Kadın Özgürdür! 01-01-1970 02:00 30 Ağustos: Ulusun Kaderini Değiştiren Zafer 01-01-1970 02:00 Zorunlu İstikamet: İmam Hatip 01-01-1970 02:00 Suyun, Yolların ve Umudun Başkanı Kadir Torun 01-01-1970 02:00 “Kervanı Bırakıf Padişah Çadırına Giden” 01-01-1970 02:00 DEMOKRASİ KAHRAMANI FAZLI KURU 01-01-1970 02:00 “Dağın Sessiz Çığlığı – Bir Vicdan Manifestosu” 01-01-1970 02:00 KELİKÇİ ZİYA – TAŞOVA’NIN AYAK İZLERİNDE BİR ÖMÜR 01-01-1970 02:00 Yemişenbükü Köyü 01-01-1970 02:00 "NACI EREN: İnançtan Bilince, 01-01-1970 02:00 Yüreği Halkla Atan Bir Ömür 01-01-1970 02:00 “Muhtar Koca Fatma’nın Gölgesinde Yükselen Taşova. Bir Kadının İzinde Kurulan İlçe” 01-01-1970 02:00 “Derman Bey Osman Gürer: Taşova’nın Vicdanı, Halkın Doktoru”” 01-01-1970 02:00 Arif Meşhur’u Anarken: 01-01-1970 02:00 İyilik, Bazen Sessiz Kalmamaktır 01-01-1970 02:00 24 Temmuz Lozan: Türkiye Tapusudur, Kutlu Olsun! 01-01-1970 02:00 Kimlik Üzerinden Siyaset 01-01-1970 02:00 “Sağılır İneği Kestik, Gözümüz Aydın!” 01-01-1970 02:00 ŞAŞIP KALIYORUM! 01-01-1970 02:00 “Mermer Tozundan Çimento Olmaz!” 01-01-1970 02:00 “Madımak’tan Bana Ne Diyenlere…” 01-01-1970 02:00 YOĞURDUN GERİ DÖNÜŞÜMÜ OLMAZ 01-01-1970 02:00 LASTİK GİBİ UZUYAN YALANLAR: 01-01-1970 02:00 ASİTTEN TOPRAĞA KURŞUNDAN CİĞERE 01-01-1970 02:00 ZEHRİN RENGİ YOK 01-01-1970 02:00 12 Haziran 2025 Amasya’nın Tarih Yazdığı Gün 01-01-1970 02:00 "Bir Işık Gibi Geçti Bu Topraktan: Osman Bolulu’yu Anmak" 01-01-1970 02:00 Boğalı Dağı’nda Sessiz Çığlık 01-01-1970 02:00 "Bu Dünya Kâr Uğruna Katlediliyor!" 01-01-1970 02:00 “Tarık Ziya Ekinci ve Kürt Sorunu Raporu Üzerine Gözlemlerim” 01-01-1970 02:00 “19 Mayıs… Gençliğin Bayramı, Cumhuriyet’in Umudu” 01-01-1970 02:00 ANA DEDİĞİM TOPRAKTIR, KADIN DEDİĞİN GELECEKTİR 01-01-1970 02:00 YEŞEREN UMUTLAR, DARAĞACINDA SOLMAYAN ÜÇ FİDAN 01-01-1970 02:00 EGE’NİN KIYILARI BİZİM, AMA BİZ ARTIK ORADA YOKUZ 01-01-1970 02:00 “Çobansız Dağlar, Açlığa Giden Yoldur” 01-01-1970 02:00 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Kutlu Olsun! 01-01-1970 02:00 Urfa’da Göçer Öğretmenlerle Bir Zaman 01-01-1970 02:00 ÇARIKLA GEÇEN YILLAR: 01-01-1970 02:00 “Veda Değil Saygı Duruşu: Volkan Konak Gibi Yaşamak!” 01-01-1970 02:00 “Yıkılmış Sistemden Doğan Bilinç: 01-01-1970 02:00 “Atatürk Tek Adam mıydı?” 01-01-1970 02:00 GÜNEŞLE GELEN, ATEŞTEN DOĞAN BARIŞ 01-01-1970 02:00 “Kendi Geleceğini Yok Eden İşçilere Açık Mektup” 01-01-1970 02:00 8 Mart, Bir Kutlama Günü Değil 01-01-1970 02:00 Yıldızlar Yoldaşın Olsun Edip Akbayram 01-01-1970 02:00 “Eğitim ve Edebiyatın Sessiz Kahramanı: Dursun Sever” 01-01-1970 02:00 “Sevgi Bir Güne Sığmaz” 01-01-1970 02:00 DEPREM VE GERÇEKLER: JAPONYA VE TÜRKİYE KARŞILAŞTIRMASI 01-01-1970 02:00 “Deprem: Doğanın Değil, Mühendisliğin İmtihanı” 01-01-1970 02:00 Kadın: Hayatın Ta Kendisi 01-01-1970 02:00 Bir Köyün Uyanışı 01-01-1970 02:00 47 Yıl Önce İnşa Edilen Binanın Sorumluluğu 01-01-1970 02:00 1950-1970 Yılları Arasında Taşova Perşembe Pazarı 01-01-1970 02:00 Köy Enstitüsü Öğrencilerinin Yolculuğu 01-01-1970 02:00 Gürsu Köyü’nün Ulu Çınarı ve Hayat Veren Suyu” 01-01-1970 02:00 “Sarı Öküz’ü Verdiğimiz Gün Kaybettik 01-01-1970 02:00 “Emeklilik: Onurlu Bir Yaşam mı, Sessiz Bir Terk Ediliş mi?” 01-01-1970 02:00 “Mezhep Savaşları ve İnsanlık Dramı: 01-01-1970 02:00 Salih Korkmaz ile Geçmişe Yolculuk 01-01-1970 02:00 Nardugan Bayramı 01-01-1970 02:00 “Erbaa Depremi: Bir Milletin Hafızası ve Geleceği İçin Bir Uyarı” 01-01-1970 02:00 Ortadoğu’da Çatışmanın Maskeleri 01-01-1970 02:00 “Kadın Hakları ve Gelecek: Kölelik mi, Özgürlük mü?” 01-01-1970 02:00 Cumhuriyetle Hesaplaşmanın Şifresi 01-01-1970 02:00 ZANA DERESİ - ROMA HAMAMI 01-01-1970 02:00