ÇOCUKLARIMIZI NEDEN KAYBEDİYORUZ; SUÇLU SADECE O ÇOCUK MU?

İsmail Erdal

20-04-2026 17:47

ÇOCUKLARIMIZI NEDEN KAYBEDİYORUZ; SUÇLU SADECE O ÇOCUK MU?

Maraş’ta yaşanan o korkunç olaydan sonra günlerdir aynı cümleyi duyuyorum: “Bu çocuk caniydi… Bu çocuk hastaydı… Bu çocuk çok zekiydi ama uyumsuzdu…”

Ben bir eğitimci olarak bunların hiçbirinin tek başına yeterli açıklama olmadığını düşünüyorum. Çünkü ben yıllarca köylerde, kasabalarda, şehirlerde binlerce çocuk gördüm. İçine kapananını da gördüm, çok öfkeli olanını da gördüm, sürekli yalnız gezenini de, kimsenin anlamadığı çok zeki çocukları da gördüm. Ama şunu öğrendim: HİÇBİR ÇOCUK BİR GÜNDE BU NOKTAYA GELMEZ.

Bir çocuk önce sessizleşir. Sonra içine kapanır. Sonra yalnızlaşır. Sonra kimsenin duymadığı bir çığlık atmaya başlar. Biz ise çoğu zaman bunu ya “ergenlik” sanırız ya “şımarıklık” ya da “çok zeki çocuk, biraz farklı” diyerek geçeriz.

Oysa çocuklar bazen konuşamaz; davranışlarıyla bağırırlar.

Odalarına kapanırlar. Saatlerce telefonun, bilgisayarın, sosyal medyanın içinde yaşarlar. Kimseyle göz göze gelmezler. Arkadaş edinemezler. “Kimse beni anlamıyor”, “Ben bu dünyaya ait değilim”, “Bir gün hepinize göstereceğim” gibi cümleler kurarlar.

BUNLAR ŞIMARIKLIK DEĞİL, YARDIM ÇIĞLIĞIDIR.

Ne yazık ki bugün anne babaların büyük bölümü çocuklarının sadece bedenini büyütüyor, ruhunu ihmal ediyor. Çocuğa en pahalı telefonu alıyoruz, odasını en güzel şekilde döşüyoruz, kurslara gönderiyoruz, özel ders aldırıyoruz. Ama akşam eve geldiğimizde çocuğumuza “Bugün nasılsın?”, “Canını sıkan bir şey var mı?”, “Kendini yalnız hissediyor musun?” diye sormuyoruz.

ÇOCUĞUN ODASI VAR AMA DÜNYASI YOK.

Eskiden çocuklar sokakta oynardı. Toprağa basardı. Ağaca tırmanırdı. Arkadaş edinirdi. Kavga eder, barışır, paylaşmayı öğrenirdi. Doğayı tanırdı. Şimdi çocuklarımız dört duvar arasında, ekranların içinde büyüyor. Ellerinde telefon var ama ellerini tutan yok. Yüzlerce sanal arkadaşları var ama bir tane gerçek dostları yok.

SONRA DA “BU ÇOCUK NEDEN YALNIZDI?” DİYE SORUYORUZ.

Yalnızdı; çünkü biz onu yalnız bıraktık.

Bir başka acı gerçek de şudur: Çocuklarımızı bu dünyaya değil, sanki sadece öte dünyaya hazırlıyoruz. Küçücük çocukların karşısına, çocuk psikolojisinden anlamayan, pedagojiyi bilmeyen, hayatı tanımayan insanlar çıkarıyoruz. Onlara soru sormayı, düşünmeyi, kendini ifade etmeyi değil; korkmayı, susmayı ve itaat etmeyi öğretiyoruz.

Yaz tatili gelir gelmez birçok aile çocuğunu doğaya, spora, kitaba, sanata, müziğe değil; çoğu zaman sadece kursa, ezbere ve korkuya teslim ediyor. Çocuk toprağa dokunmuyor. Ağaç dikmiyor. Bir kuşun sesini, bir derenin akışını, bir kitabın heyecanını, bir tiyatronun coşkusunu tanımıyor.

AMA ÇOCUK BU DÜNYADA YAŞAYACAK.

Arkadaşlık kurmayı bu dünyada öğrenecek.

Sevmeyi, üzülmeyi, paylaşmayı, yenilmeyi, yeniden ayağa kalkmayı bu dünyada öğrenecek.

Sen çocuğa sürekli öte dünyayı anlatır, bu dünyayı yaşamayı öğretmezsen; o çocuk hayata tutunamaz.

DÜŞÜNMEYEN, SORGULAMAYAN, KORKARAK BÜYÜYEN ÇOCUK SAĞLIKLI BİR İNSAN OLARAK YETİŞEMEZ.

Ben bugün en çok bundan korkuyorum. Çünkü çocuklarımızı bilimin, sanatın, doğanın, düşüncenin elinden alıp; baskının, korkunun, yalnızlığın ve ezberin içine itiyoruz.

Sonra çocukların ruhu kırılıyor.

Bir kısmı sessizce içine kapanıyor.

Bir kısmı öfke biriktiriyor.

Bir kısmı kendine zarar veriyor.

Bir kısmı da bir gün bütün o sessiz çığlığını korkunç bir şekilde dışarı vuruyor.

Maraş’taki çocuk hakkında anlatılanlara bakıyorum. Sessizmiş. İçine kapanıkmış. Sürekli yalnızmış. Kimseyle doğru dürüst konuşmazmış. Kendini farklı, anlaşılmamış, herkesten üstün görüyormuş. Belki de aslında içten içe kendini değersiz hissediyordu. Çünkü yıllarca çocuklarla çalışan biri olarak biliyorum ki, KENDİNİ HERKESTEN ÜSTÜN GÖSTERMEYE ÇALIŞAN ÇOCUKLARIN BÜYÜK BİR KISMI, İÇTEN İÇE KENDİNİ ÇOK DEĞERSİZ HİSSEDER.

Kendine hayalde bir dünya kurar.

Orada kimse onu dışlamaz.

Kimse ona “sen yetersizsin” demez.

Ama gerçek hayatla o hayal arasındaki uçurum büyüdükçe, çocuk insanlardan biraz daha uzaklaşır.

İşte o zaman tehlike başlar.

Fakat bu olayda yalnızca aileyi suçlamak da doğru değildir. Çünkü okulun da, devletin de, toplumun da büyük sorumluluğu vardır.

Eskiden okullarda rehber öğretmen vardı. Öğrenciyi tanıyan öğretmen vardı. Müdür yardımcısı çocuğun gözünden, yürüyüşünden, susuşundan bir şeylerin yanlış gittiğini anlardı. Müfettiş okula gelir, sorunları inceler, aileyle konuşur, rehberlik servisiyle birlikte tedbir alırdı.

BUGÜN BUNLARIN BÜYÜK BÖLÜMÜ YOK EDİLDİ.

Maraş’taki okulda da öğrenciyi tanıyan, onu izleyen bazı öğretmenler ve yöneticiler görevden alınmıştı. Çocuğun çantasını kontrol eden, ailesini uyaran, tehlikeyi hisseden insanlar okuldan uzaklaştırılmıştı. Yerlerine gelenler ise ne çocuğu tanıyordu ne okulun sorunlarını.

İŞTE EN BÜYÜK TEHLİKE BURADADIR.

Bir okulun hafızasını yok ederseniz, çocukların sessiz çığlığını duyacak kimse kalmaz.

Ben bugün okullarda sadece denetimsizlik değil, büyük bir yalnızlık görüyorum. Öğretmen yalnız… Rehber öğretmen yetersiz… Müdür çaresiz… Aile yorgun… Çocuk ise hepsinden daha yalnız…

TOPLUMUN GERGİNLİĞİ DE ÇOCUKLARIN RUHUNA İŞLİYOR.

Bugün televizyonu açıyorsunuz, kavga…

Sokağa çıkıyorsunuz, öfke…

Siyasette bağıranlar, birbirine düşman edilen insanlar…

Evlerde geçim sıkıntısı, baskı, huzursuzluk…

Çocuk bütün bunların ortasında büyüyor.

Çocuklar büyüklerin söylediklerini değil, yaşadıklarını öğrenir.

Evde sürekli bağırılıyorsa, çocuk da bağırmayı öğrenir.

Evde şiddet varsa, çocuk gücü şiddette sanır.

Evde sevgi yoksa, çocuk sevgiyi başka yerde arar.

Ve o yer bazen yanlış bir arkadaş, bazen karanlık bir internet dünyası, bazen de çocuğu bu dünyadan koparan yanlış insanlar olur.

KÖY ENSTİTÜLERİ’NDE ÇOCUKLAR HEM KİTAP OKUR, HEM AĞAÇ DİKER, HEM TÜRKÜ SÖYLER, HEM TİYATRO OYNARDI.

Çünkü eğitim yalnızca bilgi vermek değil, insan yetiştirmektir.

Bugün ise biz çocuklara test çözdürüyoruz ama duygularını öğretmiyoruz.

Sınava hazırlıyoruz ama hayata hazırlamıyoruz.

İtaat etmeyi öğretiyoruz ama düşünmeyi öğretmiyoruz.

İşte bu yüzden çocuklarımızı kaybediyoruz.

Ve eğer bugün durup düşünmezsek, sadece Maraş’taki çocuğu konuşur, ama onu o noktaya getiren toplumu, aileyi, okulu ve sistemi konuşmazsak; yarın başka bir şehirde, başka bir okulda, başka bir çocuğun sessiz çığlığını duyarız.

ÇÜNKÜ BİR ÇOCUK BİR GÜNDE KAYBOLMAZ.

ÖNCE SUSAR.

SONRA YALNIZLAŞIR.

SONRA KARANLIĞA YÜRÜR.

VE EĞER O SIRADA KİMSE ELİNDEN TUTMAZSA, SADECE KENDİ HAYATINI DEĞİL, BAŞKALARININ HAYATINI DA KARARTIR.

İsmail Erdal Emekli Eğitimci

Muğla 19.04.2026

Advert
DİĞER YAZILARI RESİMDE KURDUM SENİN HAYALİNİ ANA 01-01-1970 02:00 HIDIRELLEZ: YENİDEN DOĞUŞUN SIRRI MI, YOKSA İNSANIN UNUTTUĞU GERÇEK Mİ? 01-01-1970 02:00 BOĞALI DAĞI’NA BAKINCA SADECE BİR DAĞ DEĞİL, BİR HAYAT GÖRÜRÜM 01-01-1970 02:00 TAŞOVA’DA TİCARETİN YÜKSELİŞİ: NAKLİYE, SİNEMA VE SANAYİ 01-01-1970 02:00 BİR VEFANIN SATIRLARI: YÜKSEL AİLESİNE ARMAĞANIM 01-01-1970 02:00 TAŞOVA’NIN HAFIZASINDA YAŞAYANLAR 01-01-1970 02:00 PERDENİN IŞIĞINDA, RADYONUN SESİNDE YAŞAYAN BİR TAŞOVA İNSANI: ÖMER CABA 01-01-1970 02:00 FOTOĞRAFÇI ALİ AMCAM VE KAYBOLMAMASI GEREKEN TAŞOVA HAFIZASI 01-01-1970 02:00 KÖY ENSTİTÜLERİNİN KURULUŞ GÜNÜNDE 01-01-1970 02:00 ŞİDDETİ KAPIYA POLİS KOYARAK DEĞİL, TOPLUMU VE OKULU DEĞİŞTİREREK ÖNLERİZ 01-01-1970 02:00 ATATÜRK’E AÇIK MEKTUP 01-01-1970 02:00 17 Nisan, Köy Enstitülerinin kuruluş yıldönümü… 01-01-1970 02:00 HEMŞEHRİMİZ İRFAN SANCI IŞIKLARA YÜRÜDÜ 01-01-1970 02:00 TÜRKİYE’NİN ÖNÜNDEKİ BÜYÜK SINAV 01-01-1970 02:00 KÖY ENSTİTÜLERİNİ KİM KAPATTI DEĞİL, NEDEN KAPATTILAR? 01-01-1970 02:00 İNSAN, HAYAT VE TOPLUM: AKLIN IŞIĞINDA BİR YOLCULUK 01-01-1970 02:00 ZAMANIN BASAMAKLARINDA KALAN YÜZLER 01-01-1970 02:00 Bugün Dilediğim 01-01-1970 02:00 GÜNEŞİN DOĞDUĞU ÜLKEDE BİR CAMİ VE BİR SORGULAMA 01-01-1970 02:00 16 MART – ÖĞRETMEN OKULLARININ IŞIĞI 01-01-1970 02:00 BİR ÇAĞIN TANIKLIĞIYDI: İLBER ORTAYLI’YA VEDA 01-01-1970 02:00 ASLAN’IN SAVAŞI PARS’A, HESABI EJDERHA’YA 01-01-1970 02:00 KADIN VARSA HAYAT VARDIR 01-01-1970 02:00 AHMET GÖKREM’E VEDA 01-01-1970 02:00 İRAN’A SALDIRI: HEDEF GÜVENLİK DEĞİL, ENERJİ VE GÜÇ 01-01-1970 02:00 SANDIKLARDA SAKLANAN EMEK: BİR ÖRTÜDEN DAHA FAZLASI 01-01-1970 02:00 SEVGİ BİR GÜNE SIĞMAZ 01-01-1970 02:00 “Mesele Baş Değil, Beyindir” 01-01-1970 02:00 DÜNYAYI GERİ ALIYORUZ 01-01-1970 02:00 BORABAY GÖLÜ DONUNCA 01-01-1970 02:00 BİR DÜNYAYI NASIL YEDİK 01-01-1970 02:00 BİR AYDINLANMA VE DİRENİŞ HAYATI 01-01-1970 02:00 TAŞOVA DA EĞLENCEDE SÖYLENMEYEN TÜRKÜLER HATİPOĞLU 01-01-1970 02:00 SESLE YAZILAN HABERLER 01-01-1970 02:00 ATEŞE BASAN AYAKLAR, AYNI RİTİMDE ATAN YÜREKLER 01-01-1970 02:00 2025’ten 2026’ya: Bir Temenni Değil, Bir Talep 01-01-1970 02:00 AMASYADA ASKER SEVKİYATI 01-01-1970 02:00 KÖY ENSTİTÜLERİ: YARIM BIRAKILAN AYDINLANMA 01-01-1970 02:00 AVUSTRALYA: YOK SAYILARAK YOK EDİLEN BİR HALK 01-01-1970 02:00 HİNDİSTAN VE GÜNEY ASYA: AÇLIKLA TERBİYE EDİLEN UYGARLIKLAR 01-01-1970 02:00 AFRİKA: İNSANLIĞIN METAYA DÖNÜŞTÜRÜLDÜĞÜ KITA BÖLÜM 4 01-01-1970 02:00 AMERİKA YERLİLERİ: DOĞAYLA BARIŞIK BİR YAŞAM NASIL YOK EDİLDİ? BÖLÜM 3 01-01-1970 02:00 BOŞ TOPRAK MASALI VE AVRUPA KİPRİ BÖLÜM 2 01-01-1970 02:00 “Keşif” Denilen Büyük Yalan- BÖLÜM 1 01-01-1970 02:00 BİR YAZI DİZİSİ DUYURUSU “Keşif Değil, Sömürü” 01-01-1970 02:00 İYİLİK PERDESİ ALTINDA DÖNEN OYUNLAR 01-01-1970 02:00 TÜRKÇE İSİM REHBERİ 01-01-1970 02:00 24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ: 01-01-1970 02:00 NECDET CANİK’E AÇIK MEKTUP 01-01-1970 02:00 TAŞOVA GENÇLERİ VE KAYIP BİR BAHAR 01-01-1970 02:00 GİDENLER DÖNMEDİ… 01-01-1970 02:00 TADI KAÇAN DÜNYA 01-01-1970 02:00 "Karanlığın İçinden Aydınlığa: 2026’ya Girerken Nasıl Bir Dünya İstiyoruz?" 01-01-1970 02:00 KIRIK ÇÖMLEKLERDE YAZILI DEMOKRASİ 01-01-1970 02:00 ATATÜRK ÖLMEDİ, AKLINDA VE ONURUNDA YAŞAYANLARDA YAŞIYOR 01-01-1970 02:00 SUYUN AKIŞI KİMİN TARAFINDA? 01-01-1970 02:00 “Unutulan Kanatlar ve Susturulan Fabrikalar” 01-01-1970 02:00 “Dillerin Doğuşu, Yazının Doğuşu ve Sessizliğe Gömülen Sözler” 01-01-1970 02:00 CUMHURİYET: AKLIN VE KÜLTÜRÜN ZAFERİ 01-01-1970 02:00 BİR SOFRA DÜŞÜ: İNSANLIĞIN KOPAN HALKASI 01-01-1970 02:00 Geleceğimizi Satıyoruz 01-01-1970 02:00 KANLA YAZILAN TAHT 01-01-1970 02:00 “Taşova, Halkının Doktoru “Derman Bey”i Uğurluyor” 01-01-1970 02:00 CUMHURİYET: YENİDEN DOĞUŞUN ADI 01-01-1970 02:00 TELEVİZYON DİZİLERİ: EĞLENCE Mİ, GİZLİ SENARYO MU? 01-01-1970 02:00 “Atatürk’ün Kapalı Gözleri” 01-01-1970 02:00 TÜRKÇEMİZ, DİL BAYRAMINIZ 01-01-1970 02:00 Ahilik ve Bizim Yolumuz 01-01-1970 02:00 Delegeden Üyeye: 01-01-1970 02:00 “Destek Çayı’nın Çağlayan Hatıraları” 01-01-1970 02:00 Bir Gülümseme, Bir El Sıkış 01-01-1970 02:00 “Mustafa Alpat Öğretmen’e Veda” 01-01-1970 02:00 “Bu Dünyada Cenneti Yaratalım” 01-01-1970 02:00 Türk Töresinde Kadın Özgürdür! 01-01-1970 02:00 30 Ağustos: Ulusun Kaderini Değiştiren Zafer 01-01-1970 02:00 Zorunlu İstikamet: İmam Hatip 01-01-1970 02:00 Suyun, Yolların ve Umudun Başkanı Kadir Torun 01-01-1970 02:00 “Kervanı Bırakıf Padişah Çadırına Giden” 01-01-1970 02:00 DEMOKRASİ KAHRAMANI FAZLI KURU 01-01-1970 02:00 “Dağın Sessiz Çığlığı – Bir Vicdan Manifestosu” 01-01-1970 02:00 KELİKÇİ ZİYA – TAŞOVA’NIN AYAK İZLERİNDE BİR ÖMÜR 01-01-1970 02:00 Yemişenbükü Köyü 01-01-1970 02:00 "NACI EREN: İnançtan Bilince, 01-01-1970 02:00 Yüreği Halkla Atan Bir Ömür 01-01-1970 02:00 “Muhtar Koca Fatma’nın Gölgesinde Yükselen Taşova. Bir Kadının İzinde Kurulan İlçe” 01-01-1970 02:00 “Derman Bey Osman Gürer: Taşova’nın Vicdanı, Halkın Doktoru”” 01-01-1970 02:00 Arif Meşhur’u Anarken: 01-01-1970 02:00 İyilik, Bazen Sessiz Kalmamaktır 01-01-1970 02:00 24 Temmuz Lozan: Türkiye Tapusudur, Kutlu Olsun! 01-01-1970 02:00 Kimlik Üzerinden Siyaset 01-01-1970 02:00 “Sağılır İneği Kestik, Gözümüz Aydın!” 01-01-1970 02:00 ŞAŞIP KALIYORUM! 01-01-1970 02:00 “Mermer Tozundan Çimento Olmaz!” 01-01-1970 02:00 “Madımak’tan Bana Ne Diyenlere…” 01-01-1970 02:00 YOĞURDUN GERİ DÖNÜŞÜMÜ OLMAZ 01-01-1970 02:00 LASTİK GİBİ UZUYAN YALANLAR: 01-01-1970 02:00 ASİTTEN TOPRAĞA KURŞUNDAN CİĞERE 01-01-1970 02:00 ZEHRİN RENGİ YOK 01-01-1970 02:00 12 Haziran 2025 Amasya’nın Tarih Yazdığı Gün 01-01-1970 02:00 "Bir Işık Gibi Geçti Bu Topraktan: Osman Bolulu’yu Anmak" 01-01-1970 02:00 Boğalı Dağı’nda Sessiz Çığlık 01-01-1970 02:00 "Bu Dünya Kâr Uğruna Katlediliyor!" 01-01-1970 02:00 “Tarık Ziya Ekinci ve Kürt Sorunu Raporu Üzerine Gözlemlerim” 01-01-1970 02:00 “19 Mayıs… Gençliğin Bayramı, Cumhuriyet’in Umudu” 01-01-1970 02:00 ANA DEDİĞİM TOPRAKTIR, KADIN DEDİĞİN GELECEKTİR 01-01-1970 02:00 YEŞEREN UMUTLAR, DARAĞACINDA SOLMAYAN ÜÇ FİDAN 01-01-1970 02:00 EGE’NİN KIYILARI BİZİM, AMA BİZ ARTIK ORADA YOKUZ 01-01-1970 02:00 “Çobansız Dağlar, Açlığa Giden Yoldur” 01-01-1970 02:00 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Kutlu Olsun! 01-01-1970 02:00 Urfa’da Göçer Öğretmenlerle Bir Zaman 01-01-1970 02:00 ÇARIKLA GEÇEN YILLAR: 01-01-1970 02:00 “Veda Değil Saygı Duruşu: Volkan Konak Gibi Yaşamak!” 01-01-1970 02:00 “Yıkılmış Sistemden Doğan Bilinç: 01-01-1970 02:00 “Atatürk Tek Adam mıydı?” 01-01-1970 02:00 GÜNEŞLE GELEN, ATEŞTEN DOĞAN BARIŞ 01-01-1970 02:00 “Kendi Geleceğini Yok Eden İşçilere Açık Mektup” 01-01-1970 02:00 8 Mart, Bir Kutlama Günü Değil 01-01-1970 02:00 Yıldızlar Yoldaşın Olsun Edip Akbayram 01-01-1970 02:00 “Eğitim ve Edebiyatın Sessiz Kahramanı: Dursun Sever” 01-01-1970 02:00 “Sevgi Bir Güne Sığmaz” 01-01-1970 02:00 DEPREM VE GERÇEKLER: JAPONYA VE TÜRKİYE KARŞILAŞTIRMASI 01-01-1970 02:00 “Deprem: Doğanın Değil, Mühendisliğin İmtihanı” 01-01-1970 02:00 Kadın: Hayatın Ta Kendisi 01-01-1970 02:00 Bir Köyün Uyanışı 01-01-1970 02:00 47 Yıl Önce İnşa Edilen Binanın Sorumluluğu 01-01-1970 02:00 1950-1970 Yılları Arasında Taşova Perşembe Pazarı 01-01-1970 02:00 Köy Enstitüsü Öğrencilerinin Yolculuğu 01-01-1970 02:00 Gürsu Köyü’nün Ulu Çınarı ve Hayat Veren Suyu” 01-01-1970 02:00 “Sarı Öküz’ü Verdiğimiz Gün Kaybettik 01-01-1970 02:00 “Emeklilik: Onurlu Bir Yaşam mı, Sessiz Bir Terk Ediliş mi?” 01-01-1970 02:00 “Mezhep Savaşları ve İnsanlık Dramı: 01-01-1970 02:00 Salih Korkmaz ile Geçmişe Yolculuk 01-01-1970 02:00 Nardugan Bayramı 01-01-1970 02:00 “Erbaa Depremi: Bir Milletin Hafızası ve Geleceği İçin Bir Uyarı” 01-01-1970 02:00 Ortadoğu’da Çatışmanın Maskeleri 01-01-1970 02:00 “Kadın Hakları ve Gelecek: Kölelik mi, Özgürlük mü?” 01-01-1970 02:00 Cumhuriyetle Hesaplaşmanın Şifresi 01-01-1970 02:00 ZANA DERESİ - ROMA HAMAMI 01-01-1970 02:00