YAŞAMAYAN HİKAYE SANIR
(Çeteler : İkinci Bölüm)
Kuzey Anadolu'nun Rum Çeteleri:
"Merzifon Koleji öğretmenlerinden Mehmet Zeki'nin 14 Şubat 1921'de öldürülmesi üzerine Merzifon Amerikan Kolejinde, Samsun ve Trabzon Metropolithanelerinde yapılan aramalarda ele geçen belgeler Pontus devleti
kurma çabalarının senelerden beri büyük bir dikkatle hazırlandığını ortaya koymuştur. Yüzyıllardan beri vatandaşlık haklarından en geniş şekilde yararlanan Rumlar, anavatanımızı istilâ etmek isteyen Yunanlılarla işbirliği
yaparak senelerce Kuzey Anadoluyu kasıp kavurmuşlar, cinayetler işlemişlerdir. Yapılan incelemelerden ele geçen belgelerden Rumların asayişi bozarak, mütarekenin 7'nci maddesi gereğince bölgeyi müttefiklere işgal ettirmek, daha sonra da genel bir isyanla Osmanlı devletinden ayrılarak Pontus devletini kurmak amacında oldukları anlaşılmıştır."
Pontus Krallığı MÖ. 281 (302) tarihinde Amasya'da Pers Devleti ardılları tarafından kuruldu. Halkın yüzde kaçı Rum, yüzde kaçı Ermeni, yüzde kaçı Pers veya diğer milletlerden, bunun tam olarak hesap edilmesi mümkünse, bilim dünyasına düşer. Roma halkının genel
adı Rûm olarak bilinir. Yunanlılarla bazı ortak noktalarda birleşirler. Konunun özü Pontus devletiyle başlar. Bölgede daha evvel Kimmer ve İskit ismiyle Türkler de yaşamaktaydılar. Haçlı orduları 1204 yılında İstanbul'u istila edince Trabzon'a kaçan Kral Komnenos'un torunları ve Rum ahalisi devlet kurdular. 1461 yılında Trabzon, Fatih tarafından fethedildi. Rumlara dokunmadı. Kitabımızda Rûm Suresi var: Araplar, Anadolu, İstanbul ve Yunan ahalisine öteden beri Rum adıyla hitap ederler.
TOKAT BÖLGESİNDE ÇETELERİN FAALİYETLERİ :
Taşabâd, Karayaka ve Sonusa nahiyeleri birlikte 1848 yılından başlayarak Erbaa kazasına tabi oldular. Erbaa kazası 1872 yılında Amasya'ya bağlandı. 1892 yılında, sancağın teşekkül etmesiyle birlikte Tokat sancağının kazası yapıldı. Bu nedenle, bölgeyi bu şekilde bir
bütün olarak görmeli ve değerlendirmelidir.
Coğrafi ve ulaşım gibi bazı nedenlerle gereksinimden ötürü, Taşova kazası 1944 yılında kuruldu ve 01 Mart 1953 tarihinde Amasya'ya bağlı ilçe tayin edildi.
"Turhal ve Erbaa ilçeleri Rum çetelerinin amansız saldırıları karşısında senelerce tam
bir dehşet ve şiddet havası içinde yaşamıştır. Tokat Milletvekilleri Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde bu durumu birçok kereler dile getirerek Rum barbarIığna son verilmesini istemişlerdir.
Bu bölgede gerçekleşen önemli olaylara gelince:
A. Tokat Mutasarrıflığının 2 Mart 1921 tarihli telgrafından anlaşıldığına göre Rumlar, Erbaa pazarından dönen köylülerin önüne çıkarak 20 öküz, 7 merkep, 250 liralık tahıl ve eşya gaspetmişlerdir. Genç bir kızla kardeşini öldürmüşlerdir, anasını ağır yaralamışlardır.
Köy bekçisinin kulaklarını kesip işkence ederek öldürmüşlerdir.
B. Tokat Mutasarrıflığının 8 Mart 1921 tarihli telgrafına göre, 80 kişilik Rum çetesi Turhal’ın Serpim ve Bağlı Alan köylerinden üç kişiyi öldürüp, bir kişiyi yaralamışlar, bir kadını dağa kaldırmışlar ve köylülerin 2585 hayvanını
gaspetmişlerdir.
C. Halilbey Köyü çeşitli tarihlerde Rum çeteleri tarafından beş kere basılıp yağma edilmiştir.
D. Dimit ve Yani çeteleri Mayıs 1919’da Turhal'dan dönmekte olan Serpim köyünden Hüseyin Onbaşı'yı parça parça ederek
öldürmüşler ve karısı Afife'yi beraberlerinde götürüp günlerce ırzına geçtikten sonra feci şekilde öldürmüşlerdir. Çeteler daha sonraları Hüseyin Onbaşı'nın 304 koyun ve keçisini
almışlardır.
E. Çetelerin en azılılarından 91 kişi Erbaa ilçe sınırları içinde şekavet yapmışlardır.
Silâhlı Rum çeteleri boğazlarda, önemli geçitlerde, ormanlarda pusu kurarak pazardan veya komşu köylerden dönen köylülere saldırarak onları kurşunlayarak, bıçakla boğazından keserek, kulaklarını veya burunlarını kesip gözlerini oyarak, kafalarını vücutlarından ayırarak yahut ateşe atarak yakmak suretiyle öldürmüşlerdir. Rumlar, 275 kişiyi öldürmüşlerdir. Köylerdeki genç ve güzel kadınları dağa kaldırıp uzun süre hayvani hislerini tatmin ettikten sonra, bu zavallıların memelerini keserek işkence ederek korkunç bir şekilde öldürmüşlerdir."
Bu işkencelere can dayanmaz. Halkın her devirde uyanık olmasının gerekli olduğunu bu tarihi kayıtlar anlatmaktadır. Uyanık olmak, haberdar olmak, olayları enine boyuna düşünmek ve boy aynasında ardını önünü seyretmek her yurttaşın görevidir.
"Erbaa ilçesindeki önemli olaylardan bazılarını özetlemek gerekirse:
01. Ekim 1921'de Rum çeteleri Niksar'dan gelen bir konvoyu basarak, ticaret eşyası yüklü 14 atı gaspetmişlerdir. Jandarma eri Reşadiyeli Kamil'i feci şekilde öldürerek silâh ve cephanelerini almışlardır.
02. Mayıs 1921'de 3 kişiyi dağa kaldırıp öldürmüşlerdir.
03. 8 Ocak 1922’de 70 haneli Buladan köyünü basarak bütün evleri yakmışlardır. 11 kişi evleriyle birlikte yanmışlardır. Rumlar köyün bütün hayvanlarını, tarım araçlarını alıp götürmüşlerdir.
04. 31 Ocak 1922'de 40 haneli Bornes köyünü ateşliyerek, evlerin tümünü yakmışlardır. Bu arada 2 köylüyü de ateşe atarak diri diri yakmışlardır.
05. Yüzlerce kişiden oluşan bir Rum çetesi 1921 senesi Eylül ayında 500 hanelik Şıhlı köyüne saldırarak evlerin tümünü yakmışlardır. 20 köylü evleriyle birlikte yanmışlardır. Yangından kurtulmak için dışarı fırlayanlardan 31 erkek ve 29 kadın Rum kurşunlarıyla can vermişlerdir. Köylüye ait 1300 hayvan
gaspedilmiştir.
06. Karlık köyü 1 Eylül 1921’de Rumların baskınına uğramıştır. Çeteler 12 evi yakmışlar, 6 kişiyi öldürmüşlerdir. Ayrıca, 3 erkekle 2 kadını beraberlerinde götürerek parçalayarak öldürmüşlerdir. 100'den fazla sığır ve
mandayı gaspetmişlerdir.
07. Rumlar Destek Bucak Müdürüyle Jandarma Karakol Komutanını öldürmüşlerdir.
08. 14 Eylül 1921’de Dere köyünü basarak 6 genç kadınla 4 bakire kızı dağa kaldırıp günlerce tecavüz ettikten sonra hepsinin memelerini kesip işkencelerle öldürerek cesetlerini yolların kıvrımlarına bırakmışlardır. 30 kadın bu şekilde dağa kaldırılıp tecavüz edildikten sonra öldürülmüşlerdir."
Makalede yer almadığını gördüm. "Rum azması" yıllarında Halamaz köyünün de basıldığını ve yakıldığını tarihi kaynaklarda görüp incelemek mümkün olduğu gibi halkın hafızasında da silinmeden yaşadığını belirteyim. Bu gibi olaylar, Türk milletinin bölgesinde önemli bir güç olmasını mecbur kılar. Bu güç evvela, milletin kendi azmi ve iradesidir.
"Cumhuriyetimizin 102'nci kuruluş yılı kutlu olsun."
Gözüme ilişiyor:
Efendim! Biz işte şuradan geldik de, şöyle oldu da, Osmanlı da, gibi. Kimsenin Osmanlı'dan ve Selçuklu'dan vazgeçtigi yok. Binalar temeller üzerine kurulur. Osmanlı Devleti, ömrünü tamamladıktan sonra tarifsiz acılarla boğuşan Türk milleti aynı topraklarda yeniden inkişaf ederek yönetim biçimini kendisinin belirlediği Cumhuriyet sistemini kurdu. Mondros mütarekesini yok saymak, sanki ülke yıkılmamış, sanki orduları dağıtılmamış gibi hayallere yelken açmak olsa olsa sadece cehalet ürünü olur.
Bölgemizde beş yıl boyunca sürüp giden şekavet dolu, meşakkat dolu, dehşet dolu olayların anlamı büyüktür. Unutmak asla mümkün değildir.
ES
29 Ekim 2025
...
...
İLAVE:
Yazar:
Hüseyin Işık
E. Tümg.
Makalenin bütünlüğünü korumak için yazara ait bölümleri tırnak içerisine aldım.





