Yetmişler, Seksenler
Dünyanın bazı ülkelerinin tamamen emperyalizm rüzgarının önüne düştüğü yıllar...
Planlı yalanlı yıllar...
Amerika'nın yumuşak gücünü pasladığı yıllar...
İzleyenler bilecekler ve anımsayacaklar;
insanların "Yalan Rüzgârı"na kapıldığı yıllar...
İşin bu tarafları biraz karışık ve politik!
Laf olsun diye birkaç cümle kurdum.
Fakat gerçektir ki: "Yeryüzünün hakimleri plansız ve programsız iş yapmazlar."
Güçlü nerede ve hangi çağda olursa olsun, dünya kanunlarını uygular...
Yani kısaca:
"Altın kimdeyse, kuralları o koyar."
"Dahi insanlar olmasa dünya batar."
Bu unutulmaması gereken ikinci kuraldır.
Dahi insanlar altına ve gümüşe değer vermezler.
Yani...
70'lerde, geleceği kotarma çabaları vardı. Köylüler, köylerden kaçmak ve şehirlere yerleşmek istiyordu. Şansı yaver gidenler, Avrupa'nın yolunu tuttular. Şehirlerin nüfusu arttı. Kırsal nüfus azaldı. Bunları bilmek, görmek, anlamak için deha olmaya gerek yok. "Olanlar oldu." İlhan İrem imzalı, böyle bir şarkı radyolarda yıllarca çalındı. İnsanlık, kırsalda, geride bıraktıklarını elli sene sonra aramaya koyuldu. Çoğunluk aradığını bulamadı. Geri döndü ve özlem ateşi söndü!
Aslına bakılırsa kırsalda yaşamak güzeldi.
Kırsal, bir yandan da hayallerle yaşamaktı.
Uzakları, imkânları, imkânsızları hayal etmekti.
Kırsal, gelir seviyesi düşük insanların yurduydu.
Kırsal, ezilmişliği sindirmiş mahçup insanların yurduydu. Derdini kimselere açamazdın. Her şey yasaktı. Dertlenmek, söylenmek, itiraz etmek yasaktı. Bu yasağı en derinde, en dipte, ilk başta aile koyuyordu. Namı "efendi" olan bir kır mollası çıkıp bütün değişime ve dönüşüme muarız duruyordu. Zaman içinde, bu sefer de ipin ucu kaçtı ve kimse kimseyi saymamaya başladı. Değişim ve dönüşüm, şairin deyimiyle "herc ü merc" oldu.
70'lerin ikinci yarısında doğduğum köyün kazasında yaşadım. O da, okula gittiğim için birkaç sene yaşadım. Kaza, bir taraftan şirin bir şehirdi, diğer taraftan canlı, heyecanlı bir köydü. Bir yanda, her sabah resmi dairelerin kapıları açılırken, diğer yanda, ahırın kapısı, bahçenin kapısı, tütün tarlasının kapısı açılıyordu. Geçim demek, tütün demekti. Tütünü iplere dizerler, yol kenarlarında veya avlularda salaçlara asarlardı ve kurumaya bırakırlardı. Bahara karşı da denk yaparlardı. Davar ve sığır besleyenler de vardı; bakkalcılık, mağazacılık ve pazarcılık yapanlar da. Doktor da vardı, eczane de. Okul da vardı, öğretmen de; avukat da, arzuhalci de. Hal de vardı, ekmek fırını ve otel de. Böyle şirin, küçük ve kendine yeten bir şehirdi. Koymadılar ki yaşasın!
Planlı yalanlı dünya ve kapitalizm yürüdü geldi.
Sinemayı daha tam olarak anlamadan peşinden televizyonu piyasa yaptılar. 80'lerin başında acele renklendirdiler. İnsanlar istem dışı eve kapandı. Televizyon bir alışkanlık oldu. Öte yandan radyo artık her evdeydi. Radyo tiyatroları, ailede her bireyi özellikle gençleri bağlıyordu. Radyo tiyatrolarında, hikayeyi anlatan bir kişi de oluyordu. Nedense, aklıma Bozkurt Kuruç ve Çetin Tekindor geldi.
Ses sanatçıları da bu yıllarda epeyce sükse yaptılar. İsimlerini yazacağım da, derleyip toplayayım önce; kadın ses sanatçılarından bazıları bugün bile hâlâ ünlü ve piyasa yapıyor.
Olayları ve olup bitenleri düşünüyorum bazan; hiçbirinin içinden çıkamıyorum. Geri mi kaldık, ileri mi gittik? Bunun bende cevabı yok! Neyi kazandık, neyi kaybettik? Yaşadık mı, öldük mü, aradığımız hayatı bulduk mu? Bu gibi sorular devamlı cevapsız kalır. Mahşer bütün hışmıyla masumları bekler ki zalimler cezasını bulsun!
Cehenneme dolsunlar, elma ve acuk fırkılı gibi kaynasınlar da kaynasınlar. İnanmamak, yalanlamak ve kaçmak, keşke insanı sorumlu olmaktan kurtarsaydı! Yazık ki kurtaramaz. Din, iman, ahiret ve dünya! Hepsi gerçek!
70'ler arayıştır, dönüşümdür ve bekleyiştir. Gurbet hikayesinin dilidir. Neyi beklediğinden habersiz binlerce insan, gurbet türküsünü ağızlarına sakız yaptılar ve hayallerinin peşinden yayan yapıldak koştular.
Kimileri koşarken yüzükoyun düştüler...
Radyolarda ve televizyonlarda Türk müziği üç başlık altında toplaşmıştı.
Türk Halk Müziği.
Türk Sanat Müziği.
Türk Hafif Müziği.
Diğerleri radyolarda fazla önem arz etmezdi!
Aslında her şey, hepsi bir arada, iki yüz senedir yoluna düştüğümüz batı yaşam tarzına katılma, batı yaşam tarzını benimseme gibi bir şeydi. Her insan itiraz ediyordu ama batıdan ne gelse alıp kabul ediyordu! Batıdan döviz de gelmeye başladı! Yüzler güldü! Cıvıklık tavan yaptı!
"Kim arar seni kim arar / Vefasız olanı kim arar.
Seni bir gün görmesem / İçim kanar!"
Bu şarkıyı yetmişlerde Nilüfer söylerdi.
Bugün de şöhretli bir Türk Hafif Müziği sanatçısı kendisi. Şimdilerde adına "pop müzik" diyorlar. Ancak; bir şey var ki garip ve acayip!
Güçlü ve zengin her şeyi yapabilir; her yere girip çıkabilir, yılbaşında "velet bin gani" Paris'te kadeh tokuşturabilir!
Ama!...
Köylü işçi veya normal insan çocuğu bunu yapacak olsa...
Dedikodusu dünyayı üç kere dolaşır!
"Müslümanlık elden gider!"
Neyse!
Yetmişlerden esintiler diyeyim:
Ajda Pekkan, Asu Maralman, Ayla Algan, Ayla Dikmen, Aylin Urgal, Ayten Alpman, Edin Afşar, Esmeray, Funda, Füsun Önal, Gökben, Gülden Karaböcek, Gülistan Olan, Gün Yüksel, Hümeyra, Işıl Yücesoy, Lale Belkıs, Melike Demirağ, Mine Kürkçüoğlu, Neşe Karaböcek, Nil Burak, Nilüfer, Nurhan Damcıoğlu, Nükhet Duru, Parla Şenol, Rana Alagöz, Romalı Perihan, Rüçhan Çamay, Selda, Semiha Yankı, Serpil Barlas, Seyyal Taner, Sezen Aksu, Sibel Egemen, Şenay, Tülay, Uğur Akdora, Yasemin Kumral, Yeliz ve Yeşim.
Bu dünyaya veda edenler var; bu dünyaya dalanlar var; hiç haber ucar alınmayanlar var; filmlerde, dizilerde rol kesenler var.
Var da var.
Hümeyra mesela.
Bir dizide oynadığını anımsıyorum.
Dizide yeniden ünlü de oldu.
Diğerleri hakkında bazan gözüme takılanlar olur.
Esmeray çoktan "teskere aldı ve gitti."
Dedim ya "dahi insanlar!"
Platon diyor ki:
(Biz müslümanlar ona Eflatun diyoruz.)
"Güce tapan insanların olduğu yerde huzur bekleme!"
Socrates de diyor ki:
"Sorgulanmayan hayat yaşamaya değmez."
İbni Haldun adıyla malum bir kişi var ki o da bir filozof.
Selçuklu devletine özel bir takvim yaptı ve verdi.
Matematikte de deha idi.
Hayyam'dan bir dörtlük yazayım:
"Ne bilginler geldi neler buldular
Mumlar gibi dünyaya ışık saldılar
Bu karanlığı hangisi yarıp geçti
Birer masal söyleyip uykuya daldılar"
Yüce Allah "karanlık" kelimesine "zulumât" diyor.
Herkes kendi aynasından "zulumât" dosyasını izleyebilir ve okuyabilir.
Nerede?
Nasıl?
Hangi miktarda?
Selametle!
Enver Seyhan - 24 Haziran 2026






