EVLERİNİN ÖNÜ BULGUR SOKUSU
Yıllarca, yüz yıllarca aynı devran döndü durdu dünyada. Buğday ekilip biçilmeye, harman edilmeye başlandı. Mezopotamya'da başladı. Buğdaydan farklı şekillerde yararlanma imkânı doğdu. Un yapıldı, öğütüldü, elendi, yoğuruldu, pişirildi, sofrada ekmek oldu. Dövüldü bulgur oldu, aşlık oldu. Elbette bütün bunlar, tekerlek, at arabası, kağnı ve kervan; bir süreç içerisinde gelişti ve hayatın otağına kuruldu, oturdu.
Köylü çocuğu olduğumdan dolayı hayatın içindeki çok eşya ile çocukluğumda tanıştım; soku taşı ile de, yaşımın ergen çağında. Köyde, birkaç yerde, uygun yerlerde Soku taşları vardı. Her köyde mecburen vardı; olmazsa olmazdı. "Soku dövmek" derdik adına, şanına, tarifine. Atalardan gördük, seyrederek öğrendik, gün oldu denedik. Harman ayında "aşlık ve bulgur" döverdik. Hayatın mecburiyetleri, olmazsa olmazları sıra ile gelir kapıya dayanırdı. Ekin ekmek, biçmek, toplamak ve harman etmek gibi. Aksi takdirde olmaz, açlık gelir kapıdan içeri girer. Yaşımın erdiği devirde bile sosyal devlet anlayışı dolayısıyla düzeni yoktu. Sosyal devlet yoktu! Sonuçta hepsi birer süreç. Bugün "sosyal devlet yapısını" tartışmaya açmak isteyenler çıkıyor meydana, geveleyip duruyor oturup bir maun masaya. Bunlara yol verilirse, yeniden yokluk, yoksulluk, kıtlık, kölelik gelir, baş köşeye kurulur ve hükmünü sürmeye başlar. Söz hakkı, eylem hakkı halktan geri alınır. Kazanılmış hakları geri almak için tatlı hikayeler anlatılır. "Konuşma hakkını, ifade etme hakkını, gösteri ve toplanma hakkını, susma hakkına" tebdil etmek isteyenler çıkar!..
Neyse!
"Neyse" çünkü bu gibi konuları hukukun içinden alıp siyasete bağlayanlar oluyor. Çıkıyor bunlar. Cehalet her yerde. Adamın kendinden haberi yok! Ekmeğinden aşından işinden hakkından hukukundan haberi yok! Bu mecrada yorum yapıyor, kahvede, handa, çarşıda konuşuyor veya kendince siyaset yaptığını sanıyor! Bir de malı mülkü varsa değme keyfine. Bizim gibi ülkeler biraz da bu yüzden üç ileri beş geri yapıyor; ilerleme, gelişme ve büyüme yolunda yalpalıyor. Bu nedenle uzaklaşmıyor, fakirlik kapı eşiğinde bekliyor.
Kafi!
Yaşından mı, tecrübesinden mi bilmem, hitap edilirken namına "gadinge" denilen kadınlar tanıdım. Bunların yaşları 75’den fazladır. Eli kırışmış, yüzü gözü buruşmuş haldedir. "Soku dövme" sırasında, etrafta olurlar; bir dut ağacı gölgesinde veya duvar dibinde otururlar, laflarlar ve "soku dövme" eylemini takip ederler. Bu, namına "gadinge" dediğim şahıslar da sohbete katılırlar. Arada bir gelir sokuyu, buğdayı, bulguru veya aşlığı yoklarlar, kontrol ederler, teste tabi tutarlar ve olup olmadığına yani kıvama gelip gelmediğine bakarlar, karar verirler. Tabii ki öncesinde "soku ve çevresi" işin sahibi tarafından hazırlanır.
Burada "aşlık" kelimesi geçti. Türkçede bu kelime ve benzerlerine rastlamak mümkün. Dilbilgisi kitabında adına "yapım eki" diyorlar.
Bir adın veya sıfatın önüne gelerek başka bir ad veya sıfat oluşumunu sağlar. Yapım eki "Aş" kelimesinin önüne gelerek başka bir ad oluşturmuştur. "Aşlık" yerine bazı yörelerde "yarma" sözcüğünün kullanıldığı oluyor; bu da yerinde. Sözcük bölgemize has olarak kalmasın, yayılsın diye bu kısa açıklamaya gerek duydum.
Namına, "gadinge" dediğim kadın veya birkaç kadın, sokudaki bulgurun kıvamını belirledikten sonra ve verdikleri karar kesinse, “tamam çocuklar, olmuş; artık gidin, işinize bakın” derlerdi.
Sokuya vurulan tokmağın adı "bayra"dır. Bayra bir ritim üzerinde, önce birinci, sonra ikinci, üçüncü... yani dört kişi sıra ile tam ortaya vururdu. Bayra buğdaya vurulur, geri çekerken sokunun kenarından bir tık ses alınır ve sonraki sefere hazırlıklı beklenirdi. Seri ve ayarında, ölçüsünde bir iştir. İlkel, çok eski, geleneksel bir sistem olarak ezberlenmişti ve her ihtiyaç doğdukça tekrar ederdi. Zaten harman ayında "soku dövmek" mecburdu.
Kim düşünebilirdi ki elektrik diye bir şey çıkacak, dünyaya yayılacak, idaranın, mumun, çıranın, lambanın, fanusun yerini alacak; evi barkı sokağı aydınlatacak ve dahası iş hayatının, işin, gücün, faaliyetin ruhuna, bedenine, kimliğine, kişiliğine, vasfına dokunacak!
Ama oldu.
Elektrik ve su hayatın içinden çekilse, ortada medeniyet, uygarlık ve modern hayat diye bir şey kalmaz.
Öncesi şöyle bir kenarda duruversin; 1970
yılından başlamak üzere, elektrik üretimi, iletimi ve dağıtımı genel olarak yaygınlaştı.1978 veya 1979’dan itibaren bizim köye ve yakın köylere de elektrik verildi. Sokunun elektriklisi icat edildi. Seten mi diyorlardı adına, aklımda öyle kaldı.
Böylece, bir gelenek, bir görenek, bir adet, bir ezber daha bozuldu, ömrünü tüketti, kimliğini, kişiliğini kaybetti, tarihin mezarlığına gömüldü. Taşlar da bayralar da müzelik oldu.
ES
25 Kasım 2017
"Bayra" olarak adlandırdığım "soku tokmağına" köylerde farklı isimler vermişler.
Yorumda yazın ki eskimesin; bin yıllık, beş bin yıllık bir kültür bir gelenek bir hacet yok olmasın.
Bu fotoğrafta hem soku taşı, hem de yuğlak taşı var. Yuğlak taşına Taşova'da, herhangi bir yerde, herhangi bir köyde rastlamadım.






