15 ve 16'ncı Yüzyılda

PANBUKÖZÜ NAHİYESİ

(Bugün adı sanı olmayan ve anılmayan köyler)

Sohbet esnasında arada bir, rahmetlik Hacı Mustafa, "bizim buraları zelzele vurmuş da bin yıl kimseye yurt olmamış" derdi. Araştırdıkça, inceledikçe benim de aynı cümleyi kurasım geliyor. Onun gibi bin yıl değil de iki yüz, üç yüz yıl desem yanlış olmaz. Zira, sorulan sorular karşısında eski notlarıma bakıyorum, düşüncem çatallaşıyor. Tamamen boşalmasa da bölgede yaşayanların azaldığını ve seyrekleştiğini söylemek abartı olmaz. Son yüzyıllarda mesela: Sanki 1777 yılındaki kuraklık ve kıtlıkla birlikte köyler boşaldı ve gidenler geri dönmediler.

1800 yılından sonra tekrar oradan, buradan insanların gelerek bölgede yerleştiğini düşünüyorum. H.1246 yılında yapılan nüfus sayımında köylerin yeniden yapılandığı / iskana açıldıgı gibi bir izlenim devamlı zihnimi kurcalar. İnsanların geçmişlerine dair sorduğu sorular da bu duruma tuz, biber olur. Yüz yıl, iki yüz yıl önce motorlu araba yok! Göç etmek öyle basit bir iş de değil. Yerlerini, yurtlarını, ailelerini, dostlarını, komşularını, alışkanlıklarını terkediyorlar ve geri gelme, geri dönme ihtimalleri hiç yok!

1575 tarihli Tahrir Defteri'nden Panbuközü nahiyesini takip ettim. Kapladığı alanı gözümle, gönlümle ölçtüm. Karabük'ten sonra Durucasu, Kuzgeçe, Boraboy sınırı ve oradan aşağı Güdere köyü ve Soğanlık köyüne uzanan bir nahiye haritası çizdim. Köyler hakkında defterden notlar aldım. Çünkü haritada geçen yerleşim yerlerini soranlar oldu. Beş yüz yıl önceki köyün hangi nedene bağlı olarak göçtüğünü ve nereye gidip yerleştiğini bilmem mümkün değil. Tahminden öteye geçmez. Bugün, Panbuközü nahiyesinin tam ortasında Durucasu köyü ve Ilıca köyü yerleşmiş durumda. Ilıca köyü, on altıncı yüzyılda Karabük köyünün mezrasıdır. Defterde yazmışlar ki: "Karye-i Karabük'ten bazı kimesneler ziraat ederler."

NAHİYE-İ PANBUKÖZÜ TABİ-İ SONUSA

Sene: 982 H. 1574/1575 M.

Defterdeki sıra numarasına göre köyler:

219-

Karye-i Guden (Güdere: 1530 tarihli defterde bu isimle yazmışlar. Bu isimle Halamaz ve Sepetli arasında, Kedi deresi yatağında bir mıntıka var.)

"Panbuközü sülüsan-ı Mâlikâne mülk-i evlad-ı Devletyar ve sülüs-i âher mülk-i Sunullah, divani tımâr."

Neferen: 10 kişi.

Köyde caba, nim ve mücerred olmak üzere 10 kişi ziraat ederler. Köyün toplam nüfusu 25 kişiye isabet eder.

Bu bölgede iki baştan vergileme vardır. Yani hem mâlikâne sahiplerine hem de devlet adına divani tımâra / sipahiye vergi öderler. (Bu konuyu önceki yıllarda yazmıştım.)

220-

"Karye-i Alan-ı Tekür, tabi-i Panbuközü, İki baştan." (Vergileme iki baştan)

Mevkuf:

Ziraat eden: 5 kişi.

221-

"Mezra'a-i Ilıca, tabi-i Panbuközü, mülk-i Hüseyin Ağa, İki baştan vakf-ı medrese ve cami-i mezkûr." (Anılan Camii / Hüseyin Ağa Camisi.)

Ilıca bu yıllarda yerleşim yeri değil. Bir vakıf arazisi ve Hüseyin Ağa mülküdür. "Kapacubaşı Hüseyin Ağa" ile ilgili olarak internet cevap veriyor.

"Karye-i Karabük'ten bazı kimseler ziraat ederler."

222-

"Karye-i Behram Şah, nam-ı diğer Virancık, tabi-i Panbuközü. Mâlikâne ve divani vakf-ı medrese ve Cami-i Hüseyin Ağa."

Mevkuf.

Mehmet veled-i Ahmet, nim ve k:

Hasıl: 952 (akçe / kuruş / dirhem)

Açıklama:

*Diğer adı Virancık olan Behram Şah köyü Panbuközü nahiyesine bağlıdır.

*Mâlikâne ve divânî sistemi Osmanlı toprak ve vergi düzeninde, gelirlerin mâlikâne ve divânî hisseleriyle ilişkili olduğunu belirtir. Burada iki ayrı gelir ve tasarruf hissesi söz konusudur.

*Behram Şah köyü arazisi, Hüseyin Ağa medresesi ve Hüseyin Ağa Camii vakfına aittir.

Mevkuf:

Vakfedilmiş veya vakıf kapsamında tutulmuş mal ya da gelir demektir.

Ahmet oğlu Mehmet burada bir kısım arazide ziraat etmektedir.

223-

"Karye-i İtburnu, nam-ı diğer Soğanlık, tabi-i Panbuközü. Mâlikâne mülk-i duhter-i Hacı Mehmet hâliyâ mülk-i mebi-i Hüseyin Ağa divani temlik-i Sultan Bayezid hâliyâ vakf-ı medrese ve cami-i hod mefrûzü'l kalem ve maktû'ul kadem."

Neferen: 41

(Bu köyde 1575 yılında 41 erkek nüfus barınmaktadır. İhtiyarı, sabisi, çocuğu, kadını, kızı ve kızanı bu köyün nüfusu 100 civarındadır.

Bugün 1575 yılından geriye kalan, ikamet eden, yaşayan var mıdır? Bu konuda bilgim yok. Fakat Soğanlık köyüne gittim ve gördüm. Küpecik köyü ve Cüce köy ile komşular. Sonusa kazasının Lâdik kazasına sınır köyüdür.

Sonusa kazası yazınca, yanlış anlama oluyor. Defterde böyle geçtiği için aynı şekilde yazıyorum. Yoksa Sonusa kazası, devrinde Sancak statüsündedir. Sancakta en yüksek memur kadıdır. Sonisa kadısının yevmiyesi Sivas Eyaleti kadısı ile eş değerdir.)

225-

"Karye-i Alan-ı Çökürdek. (Alan-ı Yüğürdek)

Mâlikâne mülk-i Ahmet Serdivan ve Yusuf bin Şeyh Ali, divani tımar."

Neferen / Erkek nüfus: 48

(Büyük bir köy. Yenidere, Durucasu, Karabük, Boraboy, Yerkızdı ve Kışlacık köyleri arazisinde bu isimle ilgili bir alan, bir mevkii veya bir yayla, bir mera olabilir. Eski insanlar bilebilirler. Sormak ve soruşturmak lazım.)

226-

"Karye-i Çukur Alanı, tabi-i Panbuközü.

Mâlikâne mülk-i Mahmut ve İbrahim ve İman ve Pir Ahmet ve Yunus bud... divani tımâr."

Neferen: 74

Tahmini toplam nufus: 175

Listede adı geçen köyler dışında 1530 tarihli defterde, Alan-ı Aluç, Koçak alanı, Bey alanı, Alan-ı Çepni gibi köy isimleri geçmektedir. Bölgenin ormanlık olduğunu ve bu yüzden ağaç olmayan bölümlerde köylerin yerleştiğini ve buraları da "alan" adıyla tanımladıklarını düşünüyorum.

Panbuközü Nahiyesi bölgesi, Boraboy, Durucasu ve Ilıca köylerinin yerleştiği alana hitap ediyor. Boraboy'u ve Ilıca'yı biliyorum fakat Durucasu köyüne hiç gitmedim. Boraboy köyü geçmişi eski bir köydür ve Felenbel nahiyesine tabidir.

227-

"Zikr olunan nāhiyede vākiʻ olan reʻāyā Sarukaya’da vākiʻ köprünün taʻmīr ve termīmin etmek üzere ʻavārız-ı dīvānī ve tekālīf-i ʻörfiyye veregelmiş değillerdir ve zikr olunan köprüyü ekser evkāt su alub yeniden taʻmīr ederler deyü Pehlivan Oğulları Mehmed Çavuş ve Ahmed Çavuş ve ahāli-i vilāyet bildirdikleri ecilden olugeldiği üzre zikr olunan köprünün termīm

ve taʻmīrin etmek üzere ʻavārız-ı dīvānī ve tekālīf-i ʻörfiyyeden emīn olmaları defter-i cedīde sebt olundu."

Yapay Zeka tercümesi:

"Anılan nahiyede bulunan reaya, Sarukaya’da bulunan köprünün tamir ve onarımını yapmak üzere avârız-ı dîvâniyye ve tekâlif-i örfiyye vergileri vermemişlerdir. Pehlivan Oğulları’ndan Mehmed Çavuş ve Ahmed Çavuş ile bölge halkının bildirdiklerine göre, söz konusu köprü çoğu zaman su altında kalmakta ve yeniden tamir edilmektedir. Bu nedenle, eskiden beri süregelen uygulama doğrultusunda, anılan köprünün onarım ve tamirini yapmak üzere avârız-ı dîvâniyye ve tekâlif-i örfiyyeden muaf tutulmaları yeni deftere kaydedilmiştir.”

ES

22 Ekim 2026

9 Teşrin 1442

***

Bazan eski takvimden olmak üzere günü ve ayı ve seneyi yazıyorum.

Elbette kırsalda ay adları İstanbul'a göre farklıdır.

Bu ay Rûmi takvimde 09 Orta Güz 1442 (veya 09 Ortagüz 2026) olarak tarihlenir. Fark 13 gündür.

Orta Güz adını, İstanbul'da Teşrin olarak belirlemişler.

Babilceden, Akatçadan ve Sümerceden gelen "Tişri" kelimesiyle başlar ve "başlangıç" demektir. Biraz daha güneyde, sıcakların azalmasıyla birlikte, Cezire'de, Irak'ta ve Ürdün'de kış aylarının başlangıcını ifade ettiğini düşünüyorum.

Bölgemizde Güz / Sonbahar ayları:

İlk Güz

Orta Güz

Son Güz

Bölgemizde Kış ayları:

Karakış

Zemheri

Gücük

O devirden birkaç isim:

Kulu

Taşbeyi

Satı

Pirvende

Taştemûr