MEMLEKETTE KARA ÇORBA YİYEMEDİM Enver Seyhan

Enver Seyhan

27-05-2023 14:08

Merhaba canan!

Şu kâinat uçsuz bucaksız;

Her saniyesi imtihan!

Yazıma bir takdim başlığı bulamadım; böyle olunca da takiben şiirsel bir tali serlevha koymak istedim; hatta daha derin kelimelere müracaat etmeyi denedim, ancak yetinmenin daha kıymetli olduğunu düşündüm.

Zira yetinmek kadar güzel bir keyfiyet yok bu koca kâinatta…

Bahse nasıl ve nereden başlasam diye kendimi yokladım. Neticede akışa bırakmamın en güvenli yol olduğunda karar kıldım.

Bahsi kısaca geçtikten sonra yöremize ait çorba ve yemeklerden bildiklerimi yazacağım. Bazı çorbalar hakkında bilgi vereceğim. Yemek ve çorba -ekmek konusunda yanılabilirim, yetersiz veya eksik bilgi verebilirim. Okuyucuların müsamahasına sığınıyorum.

Yüce Allah buyuruyor ki:

“İnsanlar, “İnandık” demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannederler?”

(Ankebut Süresi; Ayet: 2)

İbn Hazm diyor ki:

“Doğru söz işine gelmeyenin ağrına gider!”

Allame sözün her sözcüğünü itina ile seçerek sanki biraz genellemeden uzak duruyor, menfi bir fikrin oluşmasına neden bırakmıyor, meseleyi şahsileştirmiyor da. İlimden nasibi olanlar için ilmi bir cümle kuruyor…

Can ve canan:

Bizim dilimize gelip yerleşmiş olan bu iki kelime yıllar içinde istikrar bulmuşlar, ahrında da bizden birileri olup çıkmışlar. O kadar ki Yunus’tan beri şairler ve yazarlar dillerine dolamışlar…

İmtihan:

Bu da benzer bir sözcük!

Nerede ne zaman kat’i bir sınava tabi tutulacağını kimse bilemez; bilmesi ve ihtimal vermesi de düşünülemez!

Hayatın akışına dalıp giderken, günün yorgunluğu geceye merhaba derken, ufkun kızıllığı akşamın perdelerini gererken… imtihan salonuna adım atmak muhtemeldir…

Şu “Doğru Söz” neden işine gelmeyenin zoruna gider?

Çünkü onun imtihanı “işine gelmeyenle” sınanmaktan başlamıştır da ondan. Bunun bir imtihan olduğunu asla kaale almaz. Dünyalık hiçbir işinden de vefa bulmaz. Dünya onun için güç kuvvet ve kudret sahasıdır. Başında bir “bela ve musibet” olmadığını sanır; telakkisi o taraftadır. Yarınla alakalı ne var ne yok unutmuştur, unutturulmuştur. O dünyalık eğlencenin oyuncusudur, oyalanmak hoşuna gider. “Doğru söz ve doğru eylem” onun canını sıkar. Oysa acı bir imtihana düçar olduğu her hal ve hareketinden bellidir. Acemidir, hamdır, toydur. Bunu her göz göremez, her gönül idrak edemez.

Hakikati kabul etmemek gibi bir meziyete hamaldır…

İmtihan!

Yalan söylemek imtihandır…

Teraziyi şaşırmak imtihandır…

Hırsızlık yapmak imtihandır…

İnfaktan kaçınmak imtihandır…

Allah’ın emir ve yasaklarına uymamak imtihandır…

Kibir imtihandır…

Başa kakmak imtihandır…

Zenginlik ve fakirlik imtihandır…

Şöhret imtihandır…

Yalnızlık imtihandır…

Emanet imtihandır…

Müsriflik ve cimrilik imtihandır…

Hüsumet kin nefret ve gayz imtihandır…

Komşuya ve yakınlara karşı durmak, tavır sergilemek imtihandır…

Selamı sabahı kesmek imtihandır…

Baş ağrısı diş ağrısı imtihandır…

İşsiz kalmak imtihandır…

Yan gelip yatmak imtihandır…

Durup dururken makam mevkii kapmak imtihandır…

İmtihan aşikâr ki dünya gözüyle görülmez. Ta ki bu imtihanı görmek anlamak bilmek manevi bir göze eskilerin deyimiyle gönül gözüne ihtiyaç duyar…

Cemil Meriç’ten bir veciz sözle bu bahsi kapatayım:

“Çıkar konuşunca vicdan susar!..”

 

Bizim memlekette et yemeklerinden ziyade süt ürünleriyle muttasıl karışık katışık yemekler, çorbalar ve hamur işleri öncelik arz eder. Bunun nedenini anlamak mümkün şöyle kısa yoldan bakınca ama belki de değil! Burada kapatıp konunun aslına dönmek istiyorum.

Çocukluğumda “zoğal” mevsiminde dalından taze taze toplanarak kurutulur ve kışın soğuk akşamlarında çorba yapılarak sofraya konurdu.

“Zoğal Çorbası” önemli bir yemekti. Bilakis ihtiyar ve halsiz kişiler için birebirdi. Zaten “Diş hekiminden” haberi olmayan dişleri dökülmüş masum, garip ve fakir köylü sıcak sıcak bu çorbayı ekmeğine katık ederdi. Dişe dokunmadan yudumlardı; bilirim hatta kaşığa da ihtiyaç duyulmazdı. Zaten kaşık da ağaç kaşıktı, ağıza sığmazdı.

Sanıyorum vitamin için çok önemliydi. “C vitamini” desem yanılıyor olabilir miyim? Ekşimtrak tadıyla belki de yaşlılık halsizlik yorgunluk hastalığına iyi geliyordu.

Bilen bilir de bilmeyen nereden bilecek? Nerede bu asri sofra araç gereçleri? Bu asri yemekler ve üstüne üstlük israflar… Çünkü israf bu devirde “zenginlik” göstergesi!

Diğer bir çorba ise “Aşlık Çorbası” adıyla bilinirdi. Aşlık yani yarma bir avuç bakla ile beraber kaynayan suya atılırdı ve bir iki taşım kaynadıktan sonra ateşten alınırdı. Soğumaya bırakılan Aşlık Çorbası akşam sofrasında ister yoğurtlu ister sade her derde deva umuduyla kaşıklanırdı. (Kaşığı bulanlar için diyorum…)

Bulgur Çorbası da bu türden bir çorbaydı. Bulgur çorbası basit ve çabuk pişirme yöntemiyle harika bir yemektir. Çabuk yemek! Tarlada bağda bostanda on iki saat durmadan dinlenmeden çalışan hırpalanan yorgun argın durgun bedenlerin akşam yemeği…

Aklımda kaldığı kadarıyla ‘Helle Çorbası’ olarak şöhret bulmuş olan çorba da mühimdir. Un kavrulduktan sonra tencerede kaynayan suya katılıyor ve karıştırılarak pişiriliyordu. Hatırıma gelmişken, yağ soğan nane var mı? Onu bilene sormak lazım…

Memlekette her çorbada nane ve yağ soğan mecburi gibidir…

Helle çorbasına “Kara Helle’ çorbası da deniyordu gibi anımsıyorum.

Unu kavurmak suretiyle bir de “Un Helvası” yaparlardı ki bu tatlının malzemeleri de yine doğrudan doğruya tarım ürünlerine bağlıydı. Buğday unu ve pekmez veya bal yeterliydi tatlıyı yapmak için. Fakat benim çocukluğumda şeker vardı; yüzde yüz doğal aromalı toz pancar şekeri. Köylü çok mutluydu pancar -kocabaş şekeriyle. Kocabaş bir kültürdü köylerde ve taşrada. Fabrika, kocabaş eken her çiftçiye bir çuval şeker verirdi. Bu bir çuval şeker, kocabaş üreticisine destek olmak babında ödül gibiydi sanki…

Yeri gelmişken Pancar Dairesi “küspe” de verirdi mal melal -menal için…

Memlekette önemli ve vazgeçilmez yemeklerden biri de ‘Tarhana Çorbası” namıyla bilinir. Tarhana çorbası sofraya gelene kadar uzunca bir süreçten geçer. Kara kışa hazırlık dedikleri bu olsa gerek…

Yayladan biliyorum. Büyükler, evvela iki üç metre yüksekliğinde bir “Katıklık” yaparlardı. Büyükçe bir beyaz bez torba Katıklık katına yerleştirilerek her yayıktan sonra içine katık =ayran doldururlardı. Katık güneş ışınları vurdukça genleşir; acı ve ekşi suyunu aşağı bırakırdı. Kalan öze ise “Süzme” adını vermişlerdi.Bu süreçten haberi olanlar bileceklerdir. (Destek, Kozluca, Karamuk, Andıran, Karayaka gibi köyler Akdağ yaylalarında bu süreci yaşarlardı.)

Süzme yoğurt, günü geldiğinde katıklıktan indirilir, büyük kazana boşaltılarak ateşe konulur ve içine “aşlık” katılarak kaynamaya bırakılırdı. Ateşe konulan kazan kaynadıkça dibine sarmaması ve kıvamını bulması için adına “güdel” denilen bir gereç yardımıyla karıştırılırdı. Kıvama geldiğinde ateşten alınan kazan soğumaya ve tohtamaya bırakılırdı. Sanırım ertesi gün dökmeye başlarlardı.

Tarhana memlekette çanak şeklinde bulanmaktadır. Marifetli ellerde bulanan tarhana güneşe nazır hazırlanan kızıl otlara yayılır -serilirdi. Bir iki gün başında beklemek gerekiyordu. Yavaş yavaş kuruyup içini çeken tarhana toplanarak muhafaza edilmek üzere çuvala doldurulurdu. Bugünkü yöntemler farklı ve gelişmiş değişmiş olabilir. Son otuz yılda neler değişmedi ki?

Değil mi?

Memlekete has meşhur “Toyga Çorbası:”

Bu çorba da ayran veya yoğurt katılarak ve kaynayana kadar ateş üzerinde karıştırılarak yapılıyor. Farklı şekilde pişirme teknikleri geliştirilmiş olabilir. Bu konuda bilgim yok. Toyga çorbasına bir iki kısım = avuç aşlık atılıyor; aşlık yerine pirinç kullanıldığı da oluyor.

(Pirinç Büyük Nehri’n sahillerinde çokça üretilen bir ürün olduğu halde, vaktinde köylü ürettiği pirince hasret yaşıyordu.)

Bir de “iri” namıyla bilinen ve buğdaydan dövülerek elde edilen, el değirmeninde çekilirken daha az kırılarak özelliği açığa çıkan aşlık benzeri bir ürün ki bundan da “İrili Helle Çorbası” yapılıyor. İçine renkli fasulye ya da bakla atılarak sanırım yağ soğanla birlikte kendine özgü tadı açığa çıkıyor. (Ziyade bilgi için ustasına müracaat etmek gerekiyor.)

Hamurdan kesilerek yapılan “Aş” çorbaları yanında ayrıca etli – etsiz pişirilen ‘Galle” diye bildiğim bir yemek daha var ki bu tıpkı kuru fasulye türü bir yemek olup ayırt edici özelliği ise içine bir miktar helle katılmış olmasıdır.

(Herle ya da Helle Anadolu’da en azından Taşova yöresinde çokça bilinen ve önem arz eden bir yemek katığıdır. Yahut sosu veya süsüdür.)

Çalkama:

Çalkama, mısır ekmeğinin toz haline getirilerek veya alelade küçük küçük doğranarak yoğurtla karılıp katılması karıştırılması sonucu yapılan bir çabuk yemek türüdür. Kırsalın veya taşranın bu çabuk yemeğine inek keçi koyun ve kömüş yoğurtları ayrı kıvam ve farklı tad verir. Tadına varan bir daha vazgeçemez…

Mısır Çorbası:

Mısır Amerika’dan geldikten sonra memlekette ekilmesini ve yerleşmesini takiben unundan ekmeğine çorbasına kadar sanki her öğünde aranan bir ürün haline gelmiş ki süt mısır olarak suda pişirilerek tüketildiği gibi közlenerek de tüketilir. Mısır ekmeğine “Güdül” denir memlekette.

Bu çorba ve yemekler dışında Tevek ve Kelem dolması, Kelem kavurması, pahlalu -baklalı pilav, yahni gibi muhtelif yemeklerden söz etmek mümkündür. Ancak hepsi bu kadar değil. Daha da var, daha da var…

Gataş’ı da unutmamak gerekir.

İçine yeşillik katılarak aşlık veya bulgurdan biraz suluca pişirildiğini sanıyorum.

(Annem bir gün telefonda demişti ki: “Zekiye anañ diy ki bi gataş büşü de yiyek gı Emine.” O aslen Andıranlı. Şimdi yatağa bağlı yaşıyor. “Parantezi mecburen açtım. Zekiye anam, 23 Mayıs 2023 günü 90 küsür yaşında rahmet-i Rahman’ın davetine icabet etti.”)

Ayrıca sac yağlısı işkefe şapalak döndürme bişi

çökelekli gibi hamur işi türü yemekler -ekmekler memlekette halen revaçtadır.

Bulgur ve pirinç yemekleri yanında tabii otlardan yapılan yemekler de kıymetlidir. Madımak ve yer pancarı gibi.

Sahanda yumurta, yumurtalı ekmek kavurması, elma kurusundan hoşaf, domatesli türlü, (domates yoğun biber ve fasulye karışık) patates kızartması gibi çabuk yemekler memlekete ‘hastır.”

(“Hastır” çünkü her memleket her şeyi her mahsulü kendine mâl ediyor. Oysa Türkler kabileler halinde evvela Anadolu’ya Erzurum Sivas Zile ve Sonusa üzerinden geldiler ve yerleştiler.)

(Yeniden gözden geçirerek paylaştığım bu yazıyı Facebook gününde anımsattı.)

2020

Enver Seyhan

Advert
DİĞER YAZILARI Bir yarım harita Sene 1530 01-01-1970 02:00 İHTİYAR ZEYTİN AĞACI 01-01-1970 02:00 TAŞANOĞULLARI 01-01-1970 02:00 NİKSAR SUNA TOKAT AMASYA CANİK SİVAS 01-01-1970 02:00 Kaşka Tarihi 01-01-1970 02:00 RECEP HAFIZ ve TAŞOVA’DAN BİR HATIRA 01-01-1970 02:00 YERKOZLU KÖYÜ 01-01-1970 02:00 Taşova Hatırası, KAĞNI DEVRİLDİ BİR KERE!. 01-01-1970 02:00 2000 Sene Önce Bölge Haritası. 01-01-1970 02:00 SORDUNUZ TEKRAR YAZDIM 01-01-1970 02:00 Taşova'dan ayrıldığımda yaşım on dokuzdu. 01-01-1970 02:00 TAŞOVA’YA GELDİM.. 01-01-1970 02:00 EVLERİNİN ÖNÜ BULGUR SOKUSU 01-01-1970 02:00 BEN İŞTE 01-01-1970 02:00 Uluköy’den Trabzon’a Gönderilen Aileler 01-01-1970 02:00 HADDADİ İLE BERABER MERCİMEK DEPESİ 01-01-1970 02:00 TACETTİN DERGAHI'NDAKİ SIR! 01-01-1970 02:00 (1831 yılına ait Nüfus Defteri okumaları) 01-01-1970 02:00 YAŞAMAYAN HİKAYE SANIR 01-01-1970 02:00 PELİTLİ TEKYE 01-01-1970 02:00 1872’de Erbaa Amasya’ya bağlıydı, 01-01-1970 02:00 50 SENE SONRA… 01-01-1970 02:00 EKSEL KÖYÜ (Koçak köyü) 01-01-1970 02:00 Harman 01-01-1970 02:00 YENİDERE KÖYÜ 01-01-1970 02:00 HASBİHAL 01-01-1970 02:00 SALGINLAR, KARANTİNA, AMASYA 01-01-1970 02:00 UNUTULMAYA YÜZ TUTMUŞ KELİMELER 01-01-1970 02:00 Sivas Vilayet Haritası 01-01-1970 02:00 YAVAN SÜT TOZU İÇTİM! 01-01-1970 02:00 AMASYA TARİHİ Hüseyin Hüsameddin Yasar 01-01-1970 02:00 Ballıca eski Darma Köyü İmamoğulları Sülalesi : 01-01-1970 02:00 GENEL ve ÇEVREMİZ İLE İLGİLİ ÇOK FAYDALI BİLGİLER NOTLAR 01-01-1970 02:00 1944’de TAŞOVA’YA BAĞLIYDI 01-01-1970 02:00 BELEĞÜ / BELEVİ KÖYÜ 01-01-1970 02:00 LAF DOKUZ BOĞUM DERLER.. 01-01-1970 02:00 ÇELTEK BABA (BİDEVİ) 01-01-1970 02:00 TARİHİN DİLİNDEN 01-01-1970 02:00 HEBİÇLER (Hebişler) 01-01-1970 02:00 AKLIM YORULUYOR.. 01-01-1970 02:00 ALPASLAN KÖYÜ 01-01-1970 02:00 BOLADAN KÖYÜ SÜLALE İSİMLERİ 01-01-1970 02:00 (Rum eşkiyalar ve vahim olaylar) 01-01-1970 02:00 SENE 1983 01-01-1970 02:00 KULACANOĞULLARI 01-01-1970 02:00 ”HEY KALABALIKLAR DURUN BİRAZ DURUN” 01-01-1970 02:00 TARİHE DERKENAR 01-01-1970 02:00 YADIMA DÜŞER BAZI BAZI.. 01-01-1970 02:00 EYALET-İ RÛM (15 ve 16’ncı Asır) Sonusa, Erek, Karakuş ve Karayaka bölgeleri 01-01-1970 02:00 EYALET-İ RÛM (15 ve 16’ncı Asır) Sonusa, Erek, Karakuş ve Karayaka bölgeleri 01-01-1970 02:00 GELDİ TEKRAR ANLATTI… (Eski Yazılar) 01-01-1970 02:00 GUŞEYH Kuşuf 01-01-1970 02:00 2000 YILINDA DÜNYA NASIL OLACAK?.. 01-01-1970 02:00 HAYAT TABİAT VE BİR USTA 01-01-1970 02:00 ESKİ YAZILAR 01-01-1970 02:00 KIZDIRDILAR DEMEK Kİ… 01-01-1970 02:00 NE DEMEM GEREKİR 01-01-1970 02:00 GEYDOĞAN KÖYÜ Enver Seyhan 01-01-1970 02:00 DERELİ KÖYÜ (Kasımoğlu Sülalesi) 01-01-1970 02:00 KAÇ YIL GEÇTİ ARADAN! 01-01-1970 02:00 ILICA KIRKHARMAN SERNİÇ Gel suyunu Kavaloluğu'ndan iç! 01-01-1970 02:00 KALEKALE KÖYÜ 01-01-1970 02:00 TARİHİ SUNA ŞEHRİ 01-01-1970 02:00 DECCAL (B) 01-01-1970 02:00 KIŞLAK-I ANDIRAN 01-01-1970 02:00 Unsur Aha Bu Börk… 01-01-1970 02:00 “ELA GÖZLÜM BEN BU ELDEN GİDERSEM” 01-01-1970 02:00 Şimdilik bu kadar yeter.. 01-01-1970 02:00 TANIMADIĞIM İNSANLAR 01-01-1970 02:00 ASIRLIK HATIRALAR 01-01-1970 02:00 HATIRALAR Hayali cihan değer!.. 01-01-1970 02:00 SELE SEPET TOP KANDİL 01-01-1970 02:00 KUH-İ KARAKUŞ 01-01-1970 02:00 TAZE EKMEK Bayat Ekmek 01-01-1970 02:00 Sana Kızıyorum Öğretmenim! 01-01-1970 02:00 İKİ YÜZ SENE ÖNCE YEMİŞEN BÜKÜ KÖYÜ (ENVER SEYHAN) 01-01-1970 02:00 Enver Seyhan – Kadıköy 01-01-1970 02:00 Gücük ayı 1439 ( Enver Seyhan ) 01-01-1970 02:00 KIŞLAK KORAMU Karye-i Koramu 01-01-1970 02:00 HATIRALAR GELİP DİKİLİYOR BAŞIMA (Enver Seyhan) 01-01-1970 02:00 SONUSA (ENVER SEYHAN) 01-01-1970 02:00 PLAN PROĞRAM ARKA PLÂN (Dünya görüldüğü gibi değil asla!) 01-01-1970 02:00 Köy Minibüsü 01-01-1970 02:00 Bu Vatan Kimin? (Enver Seyhan) 01-01-1970 02:00 HASBİHAL (ENVER SEYHAN) 01-01-1970 02:00 KONUŞALIM MI ( ENVER SEYHAN) 01-01-1970 02:00 ANTİK ERBAA’DA BAKIR İSTİHSALİ (Sonusa Yöresinde İlk Tunç Devri) 01-01-1970 02:00 Yedi bin yıl önce Sonusa – Erbaa yöresinde insan yaşamı vardı…( ENVER SEYHAN ) 01-01-1970 02:00 OLUKLU MUKAVVA ADI MACERA, NAMI DOLAR 01-01-1970 02:00 MANİ Manici (Enver Seyhan) 01-01-1970 02:00 NASIL ANLATILIR (ENVER SEYHAN) 01-01-1970 02:00 RADYO (Enver Seyhan) 01-01-1970 02:00 SOKU TAŞI (ENVER SEYHAN) 01-01-1970 02:00 HER CANIN HİKAYESİ BAŞKA.. Enver Seyhan 01-01-1970 02:00 ŞAKA GİBİ HEMİ… (Enver Seyhan) 01-01-1970 02:00 PARA : VAY SOYKA! (ENVER SEYHAN) 01-01-1970 02:00 RECEP AĞA İLE SOHBET (Enver Seyhan) 01-01-1970 02:00 DERDİ Kİ: Cahil Cesur Olur! (Enver Seyhan) 01-01-1970 02:00 TAŞOVA KÖYLERİNDE YER ADLARI 01-01-1970 02:00 PONTUS MESELESİNE DAİR (ENVER SEYHAN) 01-01-1970 02:00 ÖMÜR KISA (Enver Seyhan) 01-01-1970 02:00 “Eşşek ağmasa taş gurbete gitmez.” (Enver Seyhan) 01-01-1970 02:00 TAŞOVA, NAHİYE ve KASABALAR ile KÖYLERİN TARİHÇESİ (Enver Seyhan) 01-01-1970 02:00 TELAŞ TALAŞ (Enver Seyhan) 01-01-1970 02:00 GARİP BİR YAZI (Enver Seyhan) 01-01-1970 02:00 DAR AYAKKABI (Enver Seyhan) 01-01-1970 02:00 SEPETLİ KÖYÜ 1574 (Enver Seyhan) 01-01-1970 02:00 DÜNYA DÖNÜYOR Olan insanlığa oluyor (Enver Seyhan) 01-01-1970 02:00 DESTEK ÇAYI VADİSİ (ENVER SEYHAN) 01-01-1970 02:00 BİR ZAMAN SİZİN KÖY 01-01-1970 02:00 HAYAT BİR HİKAYEDİR 01-01-1970 02:00 GÜRSU KÖYÜ ve KIYMETLİ HATIRALAR 01-01-1970 02:00 TAŞABAD 1840 01-01-1970 02:00 AMASYA DEDİM DE ATABEY SÜLALESİ 01-01-1970 02:00 SEPETLÜ ÇİFTLİĞİ - HADDADİ ÇİFTLİĞİ - SÜLEYMAN AĞA 01-01-1970 02:00 ANILARLA ADIM ADIM Oba Köyü 01-01-1970 02:00 GEÇMİŞE DAİR YENİDEN 01-01-1970 02:00 YERKOZLU KÖYÜ 01-01-1970 02:00 YEŞİLYURT (Sepetlioba) KÖYÜNDE ÖĞRETMENLİK YAPAN ŞAHISLAR 01-01-1970 02:00 SAKIN APRUL'UN 5'İNDEN 01-01-1970 02:00 İnsanlar ve Bayramlar 01-01-1970 02:00 “Yol özgürlüktür!” 01-01-1970 02:00 HATIRA DEFTERİ 01-01-1970 02:00 TÜRKLERE DAİR Enver Seyhan 01-01-1970 02:00 YAŞAM - GEÇİM 01-01-1970 02:00 20 Ekim 1935 Genel Nüfus Sayımı ve Amasya 01-01-1970 02:00 AMASYA GÜNLERİ'nden İlk Gün İzlenimlerim 01-01-1970 02:00 "Ustada Kalırsa Bu Öksüz Yapı" 01-01-1970 02:00 Sayım -Tahrir Defterlerine Göre Bölgemizde Nahiyeler ve Köyler 01-01-1970 02:00 Her Hikaye Biraz Yarımdır Umarım bu hikaye yarım kalmaz 01-01-1970 02:00 ZİĞDİ – KARAYAKA NAHİYESİ KÖYLER VE HANE SAYILARI Sene: 1838 ve 1840 01-01-1970 02:00 GEÇMİŞTEN, GELECEĞE ERBAA ve TAŞOVA.. Enver Seyhan 01-01-1970 02:00 KARYE-İ SEYYİDLÜ 01-01-1970 02:00 TAŞÂBAD Nahiyesi Nüfus Defteri Kayıtları: 01-01-1970 02:00 GELENEKLER ve KÖYLER 01-01-1970 02:00 AKILDA KALANLAR VE YAŞAM HİKAYELERİNDEN KESİTLER 01-01-1970 02:00 YEŞİL DOMATES: KAVATA 01-01-1970 02:00 1838 Yılı TAŞÂBAD Nahiyesi Nüfus Defteri Kayıtları 01-01-1970 02:00 Mehmet Akif'in Annesi 01-01-1970 02:00 TAŞOVA TARİHİ Enver Seyhan 01-01-1970 02:00 TOKAT'TAN GİTMEK Mİ GEREK? 01-01-1970 02:00 Taş Medeniyettir! 01-01-1970 02:00 AMASYA’DA “BİR İNCİ”: 63 KÖYÜ İLE TAŞOVA 01-01-1970 02:00 Boraboy Gölü Normal Bir Göl Değildir... 01-01-1970 02:00 AMASYA’NIN “ALPASLAN” İLÇESİ 01-01-1970 02:00 BİLEYİ TAŞI 01-01-1970 02:00 TAŞOVA İLE İLGİLİ NOTLARIMDAN BAKİYE -HÜLASA- 01-01-1970 02:00 Kıtlık Kapıyı Çalmadan… 01-01-1970 02:00 BOŞLUĞA BAKAN PENCERELER... 01-01-1970 02:00 BALDIRAN YENİ BİR “TABİAT PARKI”MIZ OLABİLİR… 01-01-1970 02:00 SONİSA KAZASI TARİHİ-3 01-01-1970 02:00