HASBİHAL

Enver Seyhan

10-07-2025 09:18

HASBİHAL Enver Seyhan

Facebook da gelişmeleri takip ediyor. İnsanlardan haberdar. Hareketten bereketten hararetten maharetten haberdar. Yıllar önceki yazıları getirip masama koyuyor; bir daha, incele ve bak, diyor. Dediğim gibi çoğunu siliyorum. Silmediklerimi yine facebook mecrasında saklamayı düşünüyorum.

Bakalım Mevla n’eyler / N’eylerse güzel eyler.

Arada bir işimin düştüğü büroya, sebep hasıl olmuş ki sıra butonu koymuşlar. Buton kelimesi ecnebi diline mahsus olduğundan yer vermek istemiyorum ama… Gelişmeden, ilerlemeden, terakkiden haberi olmayan, icat edemeyen, kendisi üretemeyen ülkeler, takip ettikleri kültürlerin kelimelerine sözlerine sözcüklerine, adetlerine ihtiyaç duyarlar, dahası mecbur kalırlar.

Buton lügat diline göre elektronik cihazları açıp kapamaya yarayan düğme imiş. Teknolojisi ile beraber kelimesi de gelmiş dilimize yerleşmiş.

Sıramı aldıktan sonra baştan aşağı yenilenmiş, minderleri ayrı ayrı renklendirilmiş, duruşuna görünüşüne bahardan ahenk katılmış koltuklardan birine oturdum. Dışarıdaki sıcak ile denge sağlamak maksadıyla olacak, soğutucuya öyle bir ayar vermişler ki sıcağın şahmeti içerinin serinliğinde gündüzün geceye karıştığı gibi karışmış kaybolup gitmiş. Memurlar hiç oralı değil. Sakince, sessizce, dış etkenlerden alakasızca işlerini yapıyorlar. Sıra alıp bekleyen varmış, bekleyenin işi aceleymiş, akıllarından bile geçmiyor. Sükunet içinde, arada bir de cep telefonlarına bakıp gülümseyerek işlerini takip ediyorlar. Aslında olması gereken de bu diye geçti içimden! “Acele işe şeytan karışır” derler.

Çalışma ortamı o kadar sakin ki nefes alıp veren bile yok sanki. Ferah, rahat, huzurlu, serin…

Camdan dışarı bakınca caddedeki çınar ağacının dibini süsleyen çiçeklerle göz göze geldim. Üç beş kök kadar var. Yaprakları kabalduruk yaprağı gibi kocaman. İki kökte açılmış sarı kırmızı pembe çiçekler birbiriyle uyum içinde gelene geçene gülümsüyor. Bu çiçeklerin ne adını biliyordum ne de böyle güzel, rengarenk açtığından haberim vardı bugüne kadar. Caddeden gelip geçtikçe bu büyük yapraklı çiçekleri yıllardır görürdüm de hiç mi hiç kıymet vermezdim, hakikaten mest oldum…

Gözlerimi bir noktaya dikip öylece kala kaldım. Hiç aklımda yokken gayri ihtiyari yıllar yıllar evveline doğru yürüdüm, kendimden geçtim, dalıp gittim…

Haziran sonlarında başlayıp Ağustos başına değin devam eden ekin biçtiğim günler sıralandı, gözümün önünden bir bir geçmeye başladı. Bugünkü gibi değil. Kırk sene önce köyde mevcut tarım aletlerinin, makinelerin, yeniliklerin hiç birinin bulunmadığı günlere gittim. Tarlalar dolusunca ekin beden ve el yordamıyla, orak ve tırpanla biçilirdi. Ekin dediğim de bizim oralarda genelde arpa, buğday, çavdar ve yulaf ekilirdi. Kırsal ekim sahasında başka ekilip hasat edilen ürünler de vardır belki ama hiç rast gelmedim. Orak ayında, güneşin alnında ekin biçmek öyle küçümsenecek, basite alınacak bir şey değildir, zordur, dayanıklılık ister, güç ister, azim ister, kuvvet ister. Soğutucunun ferahlığında iş yapmaya benzemez. Bu aylarda güneş vurduğu taşı yakar, taş temmuz güneşinin kızgın ateşinde fokurdar da kimse duymaz sesini…

Orak ayında sabah ezanıyla beraber yataktan kalkılır. Yatak da yere serilmiş yün döşek veya makat üzerinde şilte. Divan denilen bir şey daha vardı ki gövdesi demirden yapılmış ve yatak kısmına yay tertibatı geçirilerek gövdeye bağlanmıştır. Yatak yaylı bölüme konur. Divan aynı zamanda şimdiki koltuk vazifesini de görür. Makat ve divan ile çok eski, hiç değişmeyen düzenden bir adım beri gelindi, toprak zemine, kilim üstüne atılan minderden vaz geçilmedi ama bir nebze olsun iyileşme sağlandı. Geleneksel ev düzeni yavaş yavaş yerini yeni ve daha rahat ürünlerle, konforla değiştirildi. Toprak evler de yıkılıp yerine betonarme evler dikildi. 50 sene önce başladı değişim azar azar…

Dediğim gibi sabah ezanıyla beraber cümbür cemaat yataktan kalkılırdı. Ay adını belli ki orak biçmekten almış. Orak ayı gelmeden on beş gün önce orak biçme eşyaları, alet edevatı hazır edilir, bir yerde toplanır ve el altına konurdu. Kösüre taşında oraklar bileylenirdi. Gün dönümüyle birlikte arpalar ağarmaya başlar, birkaç gün içinde biçilmeye hazır hale gelirdi.

Köylünün hemen hemen hepsi, kağnısı olan kağnısıyla, merkebi olan merkebiyle, kimisi de yükünü sırtlayıp kuşluk vaktiyle beraber yola koyulurdu. Zaman içinde traktöre sahip olanlar bile ilk yıllarda yürüyerek giderdi ekin biçmeye. Herkes herkesi tanır, bilirdi. Hangi tarla kimin o da herkes tarafından tereddütsüz bilinirdi. İnsan adını unuturdu da tarlanın, bağın, bahçenin kime ait olduğunu asla unutmazdı. Bir de ekin tarlasına su götürülürdü. Suluk diyeceğim eşyanın adı boduçtu. Boduç, ensiz, kalınca ve elli santimetre boyundaki özel kesilip hazırlanmış tahtaların dizilerek metal sac kuşaklarla, şıfatlarla sarılıp bağlanmasıyla yapılıyordu. Küçük ebattaki tahta taraba mamülü olarak tanımlamak istedim birden.

Boduç bir hafta önceden suya yatırılırdı, tahtaları iyice şişsin de su doldurulduğunda dışına sızmasın diye. Gerçekten de dışına su sızdırmazdı. Tarlaya varınca su hemen ılımasın diye gölgede, gölgenin en koyu yerinde muhafaza edilirdi. Boduçlar, sabahın köründe cağıştaktan doldurulurdu. Cağıştaktan aşağı beyaz köpükler saçarak düşen suyun temiz ve soğuk olduğuna karar verilmiş vakti zamanında. Cağıştak için küçük şelale demek de uygun.

Daha sonraları boduç birdenbire yerini plastik bidonlara bırakıverdi. Elli bir sene geçti üzerinden tamı tamına. Taşınması daha kolaydı. Hatta su tükense bile yakın bir çeşmeden, gözeden doldurmak mümkündü. Sırası gelmişken evlerde bugünkü anlamda şibe yoktu. İbrik ve leğen kullanılıyordu, başka çare de yoktu. Hatta ibrik dışarı çıkmak için, abdest almak için devamlı dolu dururdu. Belki yüzyıllar boyunca ibrik ya topraktan ya da bakır madeninden imal edilmişti. Sonra alüminyum mamül dönemi başladı. Gün geldi sanayileşme ve teknoloji klasik ve gelenekle gelen ne varsa hepsini eskiciler çarşısına gönderdi, müzelik yaptı. Bunların alayı son kırk yıl içinde olup bitti.

Dünyanın bildiği ettiği hayat düzeni göz açıp yumuncaya kadar çarçabuk değişti ve geçmiş unutuldu gitti.

Tarlalardan geçerken insanlar selamlaşır ve yoldan geçen tarlada iş görenlere “kolay gelsin, bereketli olsun” diye temennilerini sunardı, onlar da “hoş geldiniz, sefa geldiniz” diye mukabele ederlerdi. Ayak üstü beş dakika, on dakika sohbete bile dalarlardı.

O sohbetlerin tadı damaklarda kaldı. Kimse de özlemiyor o sohbetleri artık…

İnsan da düzen de değişti. Değişmek yetti mi?

İnsanlık huzura erdi mi? Yapanın yanına kâr kaldı mı?

Bütün bu sorular benim inancıma göre, ayrıntılı ve tafsilatlı bir şekilde sinde yanıtlanacak!

Ve cevabı akla hayale gelmedik bir biçimde çok ama çok acı olacak!

Advert
DİĞER YAZILARI Bir yarım harita Sene 1530 01-01-1970 02:00 İHTİYAR ZEYTİN AĞACI 01-01-1970 02:00 TAŞANOĞULLARI 01-01-1970 02:00 NİKSAR SUNA TOKAT AMASYA CANİK SİVAS 01-01-1970 02:00 Kaşka Tarihi 01-01-1970 02:00 RECEP HAFIZ ve TAŞOVA’DAN BİR HATIRA 01-01-1970 02:00 YERKOZLU KÖYÜ 01-01-1970 02:00 Taşova Hatırası, KAĞNI DEVRİLDİ BİR KERE!. 01-01-1970 02:00 2000 Sene Önce Bölge Haritası. 01-01-1970 02:00 SORDUNUZ TEKRAR YAZDIM 01-01-1970 02:00 Taşova'dan ayrıldığımda yaşım on dokuzdu. 01-01-1970 02:00 TAŞOVA’YA GELDİM.. 01-01-1970 02:00 EVLERİNİN ÖNÜ BULGUR SOKUSU 01-01-1970 02:00 BEN İŞTE 01-01-1970 02:00 Uluköy’den Trabzon’a Gönderilen Aileler 01-01-1970 02:00 HADDADİ İLE BERABER MERCİMEK DEPESİ 01-01-1970 02:00 TACETTİN DERGAHI'NDAKİ SIR! 01-01-1970 02:00 (1831 yılına ait Nüfus Defteri okumaları) 01-01-1970 02:00 YAŞAMAYAN HİKAYE SANIR 01-01-1970 02:00 PELİTLİ TEKYE 01-01-1970 02:00 1872’de Erbaa Amasya’ya bağlıydı, 01-01-1970 02:00 50 SENE SONRA… 01-01-1970 02:00 EKSEL KÖYÜ (Koçak köyü) 01-01-1970 02:00 Harman 01-01-1970 02:00 YENİDERE KÖYÜ 01-01-1970 02:00 SALGINLAR, KARANTİNA, AMASYA 01-01-1970 02:00 UNUTULMAYA YÜZ TUTMUŞ KELİMELER 01-01-1970 02:00 Sivas Vilayet Haritası 01-01-1970 02:00 YAVAN SÜT TOZU İÇTİM! 01-01-1970 02:00 AMASYA TARİHİ Hüseyin Hüsameddin Yasar 01-01-1970 02:00 Ballıca eski Darma Köyü İmamoğulları Sülalesi : 01-01-1970 02:00 GENEL ve ÇEVREMİZ İLE İLGİLİ ÇOK FAYDALI BİLGİLER NOTLAR 01-01-1970 02:00 1944’de TAŞOVA’YA BAĞLIYDI 01-01-1970 02:00 BELEĞÜ / BELEVİ KÖYÜ 01-01-1970 02:00 LAF DOKUZ BOĞUM DERLER.. 01-01-1970 02:00 ÇELTEK BABA (BİDEVİ) 01-01-1970 02:00 TARİHİN DİLİNDEN 01-01-1970 02:00 HEBİÇLER (Hebişler) 01-01-1970 02:00 AKLIM YORULUYOR.. 01-01-1970 02:00 ALPASLAN KÖYÜ 01-01-1970 02:00 BOLADAN KÖYÜ SÜLALE İSİMLERİ 01-01-1970 02:00 (Rum eşkiyalar ve vahim olaylar) 01-01-1970 02:00 SENE 1983 01-01-1970 02:00 KULACANOĞULLARI 01-01-1970 02:00 ”HEY KALABALIKLAR DURUN BİRAZ DURUN” 01-01-1970 02:00 TARİHE DERKENAR 01-01-1970 02:00 YADIMA DÜŞER BAZI BAZI.. 01-01-1970 02:00 EYALET-İ RÛM (15 ve 16’ncı Asır) Sonusa, Erek, Karakuş ve Karayaka bölgeleri 01-01-1970 02:00 EYALET-İ RÛM (15 ve 16’ncı Asır) Sonusa, Erek, Karakuş ve Karayaka bölgeleri 01-01-1970 02:00 GELDİ TEKRAR ANLATTI… (Eski Yazılar) 01-01-1970 02:00 GUŞEYH Kuşuf 01-01-1970 02:00 2000 YILINDA DÜNYA NASIL OLACAK?.. 01-01-1970 02:00 HAYAT TABİAT VE BİR USTA 01-01-1970 02:00 ESKİ YAZILAR 01-01-1970 02:00 KIZDIRDILAR DEMEK Kİ… 01-01-1970 02:00 NE DEMEM GEREKİR 01-01-1970 02:00 GEYDOĞAN KÖYÜ Enver Seyhan 01-01-1970 02:00 DERELİ KÖYÜ (Kasımoğlu Sülalesi) 01-01-1970 02:00 KAÇ YIL GEÇTİ ARADAN! 01-01-1970 02:00 ILICA KIRKHARMAN SERNİÇ Gel suyunu Kavaloluğu'ndan iç! 01-01-1970 02:00 KALEKALE KÖYÜ 01-01-1970 02:00 TARİHİ SUNA ŞEHRİ 01-01-1970 02:00 DECCAL (B) 01-01-1970 02:00 KIŞLAK-I ANDIRAN 01-01-1970 02:00 Unsur Aha Bu Börk… 01-01-1970 02:00 “ELA GÖZLÜM BEN BU ELDEN GİDERSEM” 01-01-1970 02:00 Şimdilik bu kadar yeter.. 01-01-1970 02:00 TANIMADIĞIM İNSANLAR 01-01-1970 02:00 ASIRLIK HATIRALAR 01-01-1970 02:00 HATIRALAR Hayali cihan değer!.. 01-01-1970 02:00 SELE SEPET TOP KANDİL 01-01-1970 02:00 KUH-İ KARAKUŞ 01-01-1970 02:00 TAZE EKMEK Bayat Ekmek 01-01-1970 02:00 Sana Kızıyorum Öğretmenim! 01-01-1970 02:00 İKİ YÜZ SENE ÖNCE YEMİŞEN BÜKÜ KÖYÜ (ENVER SEYHAN) 01-01-1970 02:00 Enver Seyhan – Kadıköy 01-01-1970 02:00 Gücük ayı 1439 ( Enver Seyhan ) 01-01-1970 02:00 KIŞLAK KORAMU Karye-i Koramu 01-01-1970 02:00 HATIRALAR GELİP DİKİLİYOR BAŞIMA (Enver Seyhan) 01-01-1970 02:00 SONUSA (ENVER SEYHAN) 01-01-1970 02:00 PLAN PROĞRAM ARKA PLÂN (Dünya görüldüğü gibi değil asla!) 01-01-1970 02:00 Köy Minibüsü 01-01-1970 02:00 Bu Vatan Kimin? (Enver Seyhan) 01-01-1970 02:00 HASBİHAL (ENVER SEYHAN) 01-01-1970 02:00 KONUŞALIM MI ( ENVER SEYHAN) 01-01-1970 02:00 ANTİK ERBAA’DA BAKIR İSTİHSALİ (Sonusa Yöresinde İlk Tunç Devri) 01-01-1970 02:00 Yedi bin yıl önce Sonusa – Erbaa yöresinde insan yaşamı vardı…( ENVER SEYHAN ) 01-01-1970 02:00 OLUKLU MUKAVVA ADI MACERA, NAMI DOLAR 01-01-1970 02:00 MANİ Manici (Enver Seyhan) 01-01-1970 02:00 NASIL ANLATILIR (ENVER SEYHAN) 01-01-1970 02:00 RADYO (Enver Seyhan) 01-01-1970 02:00 SOKU TAŞI (ENVER SEYHAN) 01-01-1970 02:00 HER CANIN HİKAYESİ BAŞKA.. Enver Seyhan 01-01-1970 02:00 ŞAKA GİBİ HEMİ… (Enver Seyhan) 01-01-1970 02:00 PARA : VAY SOYKA! (ENVER SEYHAN) 01-01-1970 02:00 RECEP AĞA İLE SOHBET (Enver Seyhan) 01-01-1970 02:00 DERDİ Kİ: Cahil Cesur Olur! (Enver Seyhan) 01-01-1970 02:00 TAŞOVA KÖYLERİNDE YER ADLARI 01-01-1970 02:00 PONTUS MESELESİNE DAİR (ENVER SEYHAN) 01-01-1970 02:00 ÖMÜR KISA (Enver Seyhan) 01-01-1970 02:00 “Eşşek ağmasa taş gurbete gitmez.” (Enver Seyhan) 01-01-1970 02:00 TAŞOVA, NAHİYE ve KASABALAR ile KÖYLERİN TARİHÇESİ (Enver Seyhan) 01-01-1970 02:00 TELAŞ TALAŞ (Enver Seyhan) 01-01-1970 02:00 GARİP BİR YAZI (Enver Seyhan) 01-01-1970 02:00 DAR AYAKKABI (Enver Seyhan) 01-01-1970 02:00 SEPETLİ KÖYÜ 1574 (Enver Seyhan) 01-01-1970 02:00 DÜNYA DÖNÜYOR Olan insanlığa oluyor (Enver Seyhan) 01-01-1970 02:00 DESTEK ÇAYI VADİSİ (ENVER SEYHAN) 01-01-1970 02:00 BİR ZAMAN SİZİN KÖY 01-01-1970 02:00 HAYAT BİR HİKAYEDİR 01-01-1970 02:00 GÜRSU KÖYÜ ve KIYMETLİ HATIRALAR 01-01-1970 02:00 TAŞABAD 1840 01-01-1970 02:00 AMASYA DEDİM DE ATABEY SÜLALESİ 01-01-1970 02:00 SEPETLÜ ÇİFTLİĞİ - HADDADİ ÇİFTLİĞİ - SÜLEYMAN AĞA 01-01-1970 02:00 ANILARLA ADIM ADIM Oba Köyü 01-01-1970 02:00 GEÇMİŞE DAİR YENİDEN 01-01-1970 02:00 YERKOZLU KÖYÜ 01-01-1970 02:00 YEŞİLYURT (Sepetlioba) KÖYÜNDE ÖĞRETMENLİK YAPAN ŞAHISLAR 01-01-1970 02:00 MEMLEKETTE KARA ÇORBA YİYEMEDİM Enver Seyhan 01-01-1970 02:00 SAKIN APRUL'UN 5'İNDEN 01-01-1970 02:00 İnsanlar ve Bayramlar 01-01-1970 02:00 “Yol özgürlüktür!” 01-01-1970 02:00 HATIRA DEFTERİ 01-01-1970 02:00 TÜRKLERE DAİR Enver Seyhan 01-01-1970 02:00 YAŞAM - GEÇİM 01-01-1970 02:00 20 Ekim 1935 Genel Nüfus Sayımı ve Amasya 01-01-1970 02:00 AMASYA GÜNLERİ'nden İlk Gün İzlenimlerim 01-01-1970 02:00 "Ustada Kalırsa Bu Öksüz Yapı" 01-01-1970 02:00 Sayım -Tahrir Defterlerine Göre Bölgemizde Nahiyeler ve Köyler 01-01-1970 02:00 Her Hikaye Biraz Yarımdır Umarım bu hikaye yarım kalmaz 01-01-1970 02:00 ZİĞDİ – KARAYAKA NAHİYESİ KÖYLER VE HANE SAYILARI Sene: 1838 ve 1840 01-01-1970 02:00 GEÇMİŞTEN, GELECEĞE ERBAA ve TAŞOVA.. Enver Seyhan 01-01-1970 02:00 KARYE-İ SEYYİDLÜ 01-01-1970 02:00 TAŞÂBAD Nahiyesi Nüfus Defteri Kayıtları: 01-01-1970 02:00 GELENEKLER ve KÖYLER 01-01-1970 02:00 AKILDA KALANLAR VE YAŞAM HİKAYELERİNDEN KESİTLER 01-01-1970 02:00 YEŞİL DOMATES: KAVATA 01-01-1970 02:00 1838 Yılı TAŞÂBAD Nahiyesi Nüfus Defteri Kayıtları 01-01-1970 02:00 Mehmet Akif'in Annesi 01-01-1970 02:00 TAŞOVA TARİHİ Enver Seyhan 01-01-1970 02:00 TOKAT'TAN GİTMEK Mİ GEREK? 01-01-1970 02:00 Taş Medeniyettir! 01-01-1970 02:00 AMASYA’DA “BİR İNCİ”: 63 KÖYÜ İLE TAŞOVA 01-01-1970 02:00 Boraboy Gölü Normal Bir Göl Değildir... 01-01-1970 02:00 AMASYA’NIN “ALPASLAN” İLÇESİ 01-01-1970 02:00 BİLEYİ TAŞI 01-01-1970 02:00 TAŞOVA İLE İLGİLİ NOTLARIMDAN BAKİYE -HÜLASA- 01-01-1970 02:00 Kıtlık Kapıyı Çalmadan… 01-01-1970 02:00 BOŞLUĞA BAKAN PENCERELER... 01-01-1970 02:00 BALDIRAN YENİ BİR “TABİAT PARKI”MIZ OLABİLİR… 01-01-1970 02:00 SONİSA KAZASI TARİHİ-3 01-01-1970 02:00