Toplumumuzun değer ölçülerini bilen her yurttaşımız iyi bir hayat kurmanın yolunun alın teri, emek ve ahlaktan geçtiğini bilir. Ve bu toplumda yaşayan her yurttaş çocuklarının kendisinden daha iyi bir hayat sürebileceği bir ülke bırakmak hayaliyle yaşar. Bu hayal geleceğe olan umuttur. Bugün ne yazık ki bu hayali yaşamanın kolay olmadığını görmekteyiz.

         Her gün başka bir skandalla uyanıyoruz. Yasal olanın değil arkası olanın kazandığı, giderek hayatımızdan “edep, adap, ayıbın çıktığı “haram, helal, günah” gibi kavramların unutulduğu bir çürümenin sergilendiği zamanı yaşıyoruz. Oysa bu topraklar yeniden ortak bir hikâyeye, yeniden emekle, alın teri ve ahlakla var olunabileceği inancına ihtiyaç duyuyor.

         İş, siyaset ve düşünce dünyasında dürüst, sorumluluklarını ibadet ciddiyetinde yerine getiren, olgunluğu bir ihtiras disiplini olarak gören ve değerlendiren kâmil insanlar azalıyor.

         Kara kaplı defterime not olarak almıştım. Avustralya’dan emekli Yeşilyurt (Oba) köyümüzden rahmetli Mustafa Küçükbaş amca torununun yalan söylemediğini beyanından sonra “ Bizde Müslümanlığın adı kalmış, tadını Avrupalı almış” demişti. Milli şairimiz Mehmet Akif’te öyle dememiş miydi? “Dinleri işimiz gibi, işleri dinimiz gibi”…

         Bir zamanlar dünyanın ve insanın fani olduğu hakikatini unutmayan bir hayatı yaşayan bir nesil vardı. Şimdi yeni ve başka bir zamandayız. Okunan salaları duysak da ölümü günlük hayatımızdan çıkardık. Mezarlıkları uzaklara taşıdık. Hiç ölmeyecek gibi yaşamaya başladık. Bu da hırs ve doyumsuzluğu beraberinde getirdi. İnsan hırsı, doymazlığı yüzyıllar içinde çok değişmiyor. Hangi millete inanışa ideolojiye mensup olursa olsun beşerin alçalış örnekleri benzeşiyor. Eğitim, tahsil âdemoğlunun sahip olma hırsını yok edemiyor.

         Bu istemek dünyasında fertler evvela kendileri için isterlerse mensup oldukları millet ölür, evvela mensup oldukları millet için isterlerse onu yaşatırlar. Millet menfaatini başa ve fert menfaatini aşağı alan bir milli ahlaktan başka kurtuluşumuz yoktur. Bu dünyanın güzel insanları, borsa düzenbazları ve haksız emeksiz kazanan milyonerler değil, insanlık tarihinin belirttiği gibi erdemli vatanseverler olacaktır.

         Foncular anlamazlar ama rantı değil, ekmeği bölüşmenin insana huzur veren bir yanı vardır. Yemekten değil, yedirmekten, sahip olmaktan değil paylaşmaktan mutlu olan bir kültür vardı bu topraklarda. İmece kelimesinin başka ülkelerde bir karşılığı var mıdır acaba?. Huzur dolu bir kalple bir parça ekmek, vicdan azabı ile birlikte olan zenginlikten daha iyidir.

         Devlet yöneticileri “Ben” dedirten ne varsa servet, şöhret hepsini terk etmeli meyvesi fazilet, hizmet, merhamet ve hürmet olan “Ahlak ağacı” olmak zorundadırlar.

Dünyevi ve uhrevi adalet yolunda olup bitenlere karşı dini kuruluşlarımız, âlimlerimiz ve aydınlarımız duyarsız kalmadılar. Muhafazakâr bir sivil toplum kuruluşu olan İnsan ve Medeniyet Vakfı (İMV) borsa skandalı konusunda ahlakı ve hukuku hatırlatan sert bir uyarı metnini “Kamuoyuna Açıklama” başlığıyla yayımladı;

“Bir kazancın hukuken mümkün ya da piyasa şartları bakımından geçerli olması, onun mutlaka helal ve adil olduğu anlamına gelmez. Dini söylemler, kardeşlik bağları ve kişisel itibar şeffaflığın, denetimin ve hesap verebilirliğin yerini tutamaz.

Müslüman kimliğiyle tanınan kişilerin hakka hukuka ve ahlaka aykırı davranışları yalnızca kendi itibarlarını değil, İslam’ın toplum nezdindeki itibarını da zedeler. Dinimizin kesinlikle reddettiği haksızlıkları İslam’a mal edilmesine yol açmak, yapılan kötülüğün sorumluluğunu ve vebalini daha da ağırlaştırır. Unutulmamalıdır ki Müslüman kimliği yalnızca bir aidiyet değil, sözümüz davranışımız arasında tutarlılık gerektiren bir emanettir.”

Din kültürümüz “Bizi aldatan bizden değildir” ve her kim ki yaptığı işe, oturduğu koltuğa hakkıyla emek sarf etmiyor başkasının hakkını hukukunu yok sayıyorsa kul hakkı yediğini bilmelidir diyor.

Bakanlık gibi devletin yüksek makamına yükselmişlerin doyumsuzluklarına şahit oldukça ülkenin en önemli meselesinin insan yetiştirmek olduğunu, insan yetiştirmek yani Milli Eğitim olduğunu anlıyoruz. Bunu başarmanın yolu ise değerli fedakâr okuyan idealist öğretmen yetiştirmek ve bunların sayılarını artırmak. Sadece test becerisi değil, hayat bilgisi, yurttaşlık bilgisi kısaca “İnsanlık bilgisi” olan gençler yetiştirmeliyiz.

Tenkit bizde izhar-ı ağraza vesiledir. (Kötü ve gizli niyetleri ortaya çıkarır) Osmanlı da siyaset konuşmaya devlet sohbeti denirmiş. Biz bu yazımızda aklımızın erdiği dilimizin döndüğünce bir güncel olay hakkında düşüncelerimizi okuyucularımızla paylaştık. Ne kötü insan değil, ne kötü iş dedik, faili değil fiili eleştirdik. Fail bizim değil adaletin işi.

Yazar Erdal Bila’nın satırları yazımızın başlığı ve muhtevası oldu;

“Tik tak vururken zamanda yelkovan/ Dalından düşen yaprak gibi savrulduk/ Hayat çarkının dişleri arasında ufalandık/ Unuttuk Azrail ile karşılaşacağımız günü/ Fark etmedik ağlayanın gözyaşlarını/ Aç olan kimsesizin kimsesi olmadık/ Büyüdük, serpildik, sözde adam olduk da/ Gurur çıkmazında boğulduk/ Kızarmaz oldu yüzlerimiz, kaşarlandık/ Canavar nefsimize yenik düşüp/ Çocuk masumiyetimizi geçmişe gömdük/ Duygumuzu yitirip bakar kör olduk/ Ruhumuz toz kir içinde/ KİRLENDİK…