Okuduğum kitapların ilk sayfasına kitabı bitirdiğim tarihi ve yeri yazarım. “Yaşamla yoğrulmuş bilgi” kitabının ilk sayfasında 27 Haziran 2010 Dikili yazıyor. Kitap mühendis felsefeci Ahmet İnam’ın akademik yaşam, bilgi, mühendislik ve felsefe üstüne yazdığı denemelerden oluşmuş.

“Akademisyenler Bildirisi”ni imzalayan aydınların tepki gördüğü, akademisyenlerin eleştirildiği günümüzde, okumuş olduğum bu kitabın akademisyenler bölümünde “Bir akademisyenin vicdan titremesi” denemesini günceli yansıttığı için sizlerle paylaşmak istiyorum.

Sadri

Dün gece yüzüme tükürdüm aynada. Benim kadar adi bir insan olamaz. Okumuş yazmış; üstelik okumuş yazmışlara nutuk atıp vaaz veren biriyim. Akademisyen diyorlar bana. Bu sözü şöyle okuyorum: Ak-adam-isyan gerçekten “ak” mıdır? Kirlenen dünyada ak kalabiliyor mu? Kalabilecek mi? Ben kalamadım Sadriciğim. Kalamıyorum. 

“Ak-adam-isyan” değilim artık, “kara-herif-utan’ım !” Güçsüz, ikiyüzlü, kendini beğenmiş, korkağın biriyim. Neden böyleyim neden? Güçsüzlüğümü herkese söyleyemiyorum? Bu sorudan başlayalım. Akademisyenin içtenliği elden gitmiştir. Numara yapan akademisyen dolaşıyor ortalıkta. Nasılsa biliyor; anlıyor, öneriyor, eleştiriyor. Her şeyi eleştiriyor. Aydınım, ağzımı açtığımda ağzımdan eleştiriler fışkırır. Sorumluyum ben her şeyden, hayat benden sorulur; haddini bilmeyenlere hadlerini bildiririm. 

Şov yapmak hoşuma gidiyor. Nerede beni dinleyen bir kalabalık bulsam coşuyorum. Onları aydınlatmaya kalkıyorum. 

Biliyorsun çocukluğumuz birlikte geçti. Ne güzel günlerdi. Sorumsuz, özgür. Sonra? Sonra gittim ben. Kitaplarda boğuldum. Oysa, iş adamı olamaz mıydım, senin gibi? Bol bol spor yapıp uzun tatillere çıkamaz mıydım. Ne olacak benim sonum? Ne olacak?

Düşünebilen bir kafaya sahip olma felaketi. İnsanları anlayıp eleştirebilme belası! Genç insanlara yol gösterme vebası! Okuyarak kirlenme kanseri! Neden temiz kalamıyorum ben? Başkalarına köle olmayın derken köleleşiyor; eşya haline gelmeyin derken eşyalaşıyorum! 

Bende yanlış olan ne? Dünyanın değişimi ne yönde değiştiriyor beni? Kirlenmemi nasıl önleyebilirim? Hangi hamam bizi günahlarımızdan arındırır. 

Okumak, üste kalmış, derinlerime inmemiş. Bilgi bende hep sırıtmıştır. Pipomda, saç traşımda, sakalımda! Bilgi bende çirkindir. Ukalalıktır. Paradır. Konumdur. İnsanlara egemenlik kurmaktır. Bilmeyi bilmemenin acısını çekiyorum.

Bilgiyle sınıflar geçmiş diplomalar almışız. Bilgiyi ezberlemiş kazandıracağı parayı kollamışız. Bense bilgiye hep bilgi aşkı için baktım. İnceliklerini öğrendim bir çok alanın. İnsanla, politikayla ilgili alanın. Bilgimden para kazanmaya kalkmadım; memurluğun çarkına kapıldım gittim yalnızca. Bilim nasıl yapılır ustalarımızdan öğrendik. Oysa dünya öyle hızlı değişti ki ustalarımız birer “hasta” ya da kolayca “yiyebileceğimiz” pastalara dönmüştüler. 

Görüyorsun Sadri! Derdimi biliyorsun. Türkiye ne zaman batacak? Ben sorumluyum toprağıma karşı. İnsanımıza karşı. Bilgime karşı sorumluyum. Oysa sorumluluğumu bir türlü yerine getiremedim. Ödünler mi verdim, çok? Bilgim kişiliğimle bütünleşmiyor. Damarlarımdan akmıyor. Buna “bilgi pıhtılaşması” diyorum. Bir gün tıkayacak kan akışını bu pıhtılaşma. 

Bilgiyle dönüşemiyoruz. Bizi dönüştüren etkenleri bilemiyoruz. Bildiklerimiz de bizi dönüştüremiyor. Kendinden iğrenen herkesten tiksinen kibirli kasıntı insanlar oluyoruz. 

Sadriciğim, ben bu akademisyenliği bırakacak; senin fabrikanda çalışacağım. Elbette yönetim kurulu üyesi olarak değil. Şoför olarak. Şoförlüğü seviyorum. İlk mesleğimden duyduğum utancı unuttukça şoförlükte ustalaşacağım.

Baki Selam Nihat!

Akademisyenliğinden duyduğu rahatsızlığı dile getiren Nihat kardeşimize içimizden şöyle demek geliyor:

Evet sevgili akademisyenler, ülkemizin içinde bulunduğu şu durumda sizlere çok büyük görevler düşüyor. Sizler bilgi ve birikiminizi toplum çıkarına kullanmazsanız ilmin haysiyetini koruyamazsanız toplumumuz birliği ve dirliği bozulur. Bir kısmınız devletle savaşan terör örgütlerine destek verecek kadar tutarsızlaşırsanız moral değerlerimiz çürür tüm muhalif kesimler ötekileşir.

Oysa akademisyenler ;

  • Her şeyin arka planını aslını araştıran
  • Karşılaştığı her meseleyi yeniden soran
  • Konulara tek cepheden değil, çeşitli cephelerden bakan hakikati bu yolla arayan
  • Gerçeği anlamaya ve anlatmaya çalışan
  • Bilgiyi, bilgi olduğu için üreten onları menfaat, propaganda, mevki içinde kullanmayan onlara sadece gerçek oldukları için bağlanan insanlardır.

Mensup oldukları milletin moral değerlerini temel kabullerini bilen mesuliyet hissi taşıyan ülke sıkıntılarına bigane kalmamış beyni ve yüreğiyle Türkiye’nin iyiliği, gelişmesi ve hayrı için çalışan akademisyenlere ihtiyaç duyduğumuz günler yaşıyoruz.