Dünyada dile getirilmemiş güzellikler kalmamış. Kalem ile sevdası olanlar güzellikleri iyilikleri paylaşır okurları ile yazarak. Gönüller sultanı Yunus Emre’nin söz konusundaki uyarılarını dikkate alarak yağ ile bal ede sözlerden açarlar sohbeti hep. Ve halkının yüreğinden kopan konuştuğu dile öncelik verirler. Samimi ve sıcak bir halk dilini tercih ederler. ‘Afurcu Üsüyün’ hitabı bu tercihtendir.
Ata vasiyetidir iki şeyde mazeret olmaz demiş büyüklerimiz. Biri cenaze diğeri düğün. Birinde acıları diğerinde sevinçleri paylaşırsınız. Gün geçmiyor ki sevgili dostların ölüm haberleri ile sarsılmayalım. Üç gün üst üste camii avlularında cenaze törenlerindeyiz. Amasya’da yakın bir akrabanın, ertesi gün Uluköy’de muhtar Hüseyin abinin, diğer günde Alpaslan eski Belediye Başkanı Durmuş Özer’in eşinin cenazesine katıldık.
Hayatı paylaştığımız dostlardan kimler kaldı. Çoğu yok şimdi yanımızda. Kimi vakitsiz ölümlerle, kimi kaza kimi hastalık kimi ekmek kavgasında yitirdik dostları birbir.
Bir köyün bütün hikayesini yüreğinde yaşayan adamlar azalıyor. Bize köyleri sevdiren oranın insanlarına duyduğumuz bağlılıktır. Sevdiğimiz insanlar çekilip gittikçe yaşadığımız yerlerde bir yabancı gibi kalıveririz ortada. Onlar olmadığı zaman gönülden bağlı olduğumuz köyler merhaba demez olur artık yüzümüze. Ve o insanları hatırladıkça bir dize mırıldanırsınız; ‘Ağlarım hatıra geldikçe gülüştüklerimiz’.
Köylerimizdeki dağın taşın toprağın tek başına bir kutsallığı olmuyor. Oraya kutsiyet kazandıran toprağa değen ellerdir. Mekanın şerefi içinde yaşayanlardandır.
Küçük kasabaların köyde yaşayan dostlarıyla muhabbetlerini ziyaretlerini yapmalarına kolaylık sağlayan, onları buluşturup görüştüren bir güzelliği var. Bu görüşmelerin yapıldığı yerler yani eski dünyanın dükkanları maddi alışverişten çok dostluğun arkadaşlığın sohbetin koyulaştığı yerlerdi.
Gönül bahçemizi şenlendiren insandı Hüseyin abi. Rahatsızlığı dolayısıyla kullanamadığı Toros arabasını kullanan bir yakını ile iş yerime geldiğinde selam sabahtan sonra doyumsuz sohbetiyle muhabbetin öznesi o olur uzun yıllar tarihine tanıklık etmiş olduğu köyünün serencamını ve orada yaşamış olduğu hatıralarını bize anlatırdı.
Vermeyi almaya, sevdirmeyi sevmeye yeğ tutan, geçmişin güzelliklerini anlatırken sohbeti başka bir lezzete bürünen, görüşmekten zevk aldığım samimi ve candan bir dost idi Hüseyin abi.
Dutların dalları bastığı her mevsim dostlarını bahçesine davet eder, dut meyvesinden nasibimizi alırdık.
Dereli Köyü eski muhtarı rahmetli Ali Atılgan’la çok iyi arkadaşlıkları vardı. Birbirlerini görmeden duramıyorlardı. Hastalıklarında da aynı hastanede aynı serviste yattılar. Birbirlerini uzun süre görmediklerinde Ali abi oğluna; oğlum arabayı çek benim Afurcunun yanına gidek moralim düzelsin, hastalığım gitsin dermiş.
Durucasu Köyü eski muhtarı Dursun Özdemir de’ onun sohbetlerine doyum olmazdı. İyi bir arkadaştı. Görmüş geçirmiş, gezmiş, hayatı yaşamış bir adamdı. Olduğu yeri neşelendiriyordu’ diyordu.
Cenazesi çok kalabalıktı Hüseyin abinin. Alpaslan Köyünde katıldığım cenaze merasiminde yanıma gelen bir Alpaslanlı dost Uluköydeki Hüseyin abinin cenaze töreni için şunları söylüyordu;’ Muhtarlıktan başka bir görev yapmadı emme ne adar dost kazanmış, böyle kalabalık görmedim’.
Günler akıp gidiyor, haftalar birbirine ulanmış, mevsimler görünüp geçiyor ve bize geçmiş günlerin solmuş fotoğrafları kalıyor. Şairin dediği gibi;
‘Günler kısaldı, Kanlıcanın ihtiyarları/Birbir hatırlamakta geçen sonbaharları’
Evet bizim çağımızda yapılacak en güzel iş geçen yılları hatırlamak ve hatırlatmak olacak. Biz doğduğumuz evlerde, büyüdüğümüz sokaklarda yaşama ve oralarda dostlarımızla, anılarımızla yaşlanma şansına sahip bir nesiliz. Yeni yetmeler köylerin macerasını bilemezler. Köylerin güzel insanları azaldıkça biz oradaki insanları bir kere daha aramaya çıkıyoruz kalanları yaşatmak için…
Ve dertlenmeye duruyoruz yazdıklarımızla…
Ruhu şad mekanı cennet olsun…






