KELAMI EHLİNE SÖYLE
Yaşadıklarımdan öğrendiğim;
"Kelâmı, ehline söyle, işitir âr eylemez,
Dört kitabı tefsir etsen, Cahile kâr eylemez” sözü misali gönül okumayı bilmiyorsan, tahsilli değilsin...
Yani ne kadar okursan oku bir insanı anlamıyorsan, bunların hiç bir faydası yok. Cahilede ne kadar şey söylersen söyle tesiri olmaz zaten.
İnsanın ses tonu bile insan olan tesir eder. Sözüne güvenen sesini yükseltme ihtiyacı duymaz yeterki içten olsun, samimi olsun. Kelamla kalem arasında sıkı bir ilişki bulunuyor. Önce kelam vardı. Dil onu söyledi. Kalem onu yazdı. İnsan onu dinledi ve okudu.
Niye böyle bir girizgah yaptınız falan diyeceksiniz şimdi, anlatayım sebebini;
Geçenlerde araçla bir sokağa girdim epey uzunca bir sokak. Tam sokaktan çıkacakken bir araç karşıdan aynı sokağa daldı birden. 5-10 metre daha ilerlesem sokaktan çıkıp gideceğim. Beyefendi yol vermemi arzu eder haliyle hareketler falan derken, camdan kafamı çıkartıp “Beyefendi bir yol versenizde çıksam sokaktan” dememle birlikte, “Kardeşim bu sokak ters, sen yol ver, hastamısın nesin? “ zırvalaması epey celallendirdi benide. Al başına belayı… Geri çıksam 200-250 metre geri gitmem lazım. Üstelik aracı stop edip haydi geç geçebilirsen tafraları. Haliyle sinirlenmenizi önleyemiyor. Olacak iş değil elbette yapılan. Hangi sokağın ters hangisinin düz olabildiğini anlamak zaten imkansız.
Neyse ortalığı bulandırmak istemedim. Geldiğim sokağın sonuna kadar zorda olsa geri geri gittim. Umarım beyefendi mutlu olmuştur.
Nihayetinde sokağın girişine kadar geri geldim yol verdim geçti gitti. Sokağın girişinde ters yön tabelası da yoktu geri geldiğimde. Sokağın sonuna çıktığımda ise en ufak bir trafik tabelası görmedim. Kendi kendime büyük haksızlık deyip kendimi teselli edip yoluma devam ettim.
Velhasıl herkes kendi kabuğuna çekilmiş ve kendi dünyasında yaşıyor günümüzde. Sokakta günlük karşılaştığımız sorunları iki medeni insan gibi çözme imtiyazında bulunamıyor kimse. Birden parlamalar, diklenmeler ve sonucunda ortada fol, yumurta yokken çıkan kavgalar boş gürültüler her gün arttıkça artıyor. Ağızdan çıkan farazi ani sözler küçük kavgalara atışmalara varıyor birden. Ahmakça sözler, küfürler havada uçuşuyor. Sonuca varmayacan hak savunmasının yerini alıyor birden. Kavgalar an meselesi.
Modern dünyada, karşılıklı anlayış, saygı, empati ve çaba olmadan hayatın yürümeyeceğini bilmeyenlerin sokağa çıkmaması lazım…
Sahip olduğumuz; nezaket, anlayış, kusur görmezlik ve sükûnet bazı insanları şımartarak bizlere, hoyratça davranmalarına ve pişkince aynı zarafeti beklemelerine sebep olabiliyor. Görmüyor ve anlamıyor değiliz, şimdilik nezaketi tercih ediyoruz. Bu mahkemede sanık sandalyesindeyiz. Bizi tutuklamak isteyen
anlayışı kendi hastalıklarıyla başbaşa bırakıp gitmekten başkaca çarede göremiyorum zaten.
Anlayış cahilin kibiriyle değil, ehlinin alçakgönüllüğüyle doğar, bunu insanın kendine şiar edinmesi şart.
Hepimiz bu tuhaf anlarda ne tepki vereceğimizi, ayarı bozulan kişiye ne diyeceğimizi bilemeyiz.
Ancak kendine bile tesiri olmayan kişilerden uzak durmak, beladan da uzak durmak anlamına gelir.
Akıl hastalığı konusunda onlardan çok daha fazla şey bildiğimiz için, daha fazla anlayış gösterme ve bağışlama özgürlüğüyle hareket etmemiz gerekir.
Neyse efendim, can sıkıcı bir hikaye ancak hepimizin başına gelebilecek günlük şeyler.
Umarım kimsenin başına gelmez diyerek yazımı sonlandırıyorum.
Gününüz mutlu geçsin, hayatınızın tadını kaçıracak insanları Allah uzak etsin. Gönlü güzel, üslubu zarif, duası makbul insanlara denk gelesiniz..
Sevgi ve saygılaırmla
Allah’a emanet olunuz
Naci Özkan






