Belgesel izliyorsunuz değil mi?
O halde bilirsiniz.
Bazı canlılar vardır.
Yaşamlarının önemli bölümünü doğdukları yerden uzakta geçirirler. Ama zamanı geldiğinde üremek ve yeni bir hayat başlatmak için doğdukları topraklara geri dönerler.
Somon balıkları doğdukları nehri bulur mesela.
Deniz kaplumbağaları dünyaya geldikleri kumsallara döner.
Göçmen kuşlar binlerce kilometre yol aldıktan sonra eski yuvalarına ulaşır.
Bursa’da Yaren leylek güzel örnek aslında.
Bilim buna “yuvaya dönüş” veya “doğum yerine bağlılık / natalphilopatry” diyor.
İnsan için durum biraz farklı elbette.
Ama insanın da doğduğu yere karşı görünmez bir bağı var.
Nereye giderseniz gidin, doğduğunuz yer sizin için başka hiçbir yere benzemez.
Vizontele filmini seyretmişsinizdir.
Nazmi başkan halka hitap ederken şöyle diyor:
Burayı seversen, burası dünyanın en güzel yeridir. Ama dünyanın en güzel yerini sevmezsen, orası dünyanın en güzel yeri değildir.
Benim için dünyanın en güzel yeridir Taşova.
Taşova'da doğdum.
Çocukluğum burada geçti.
Sokaklarında yürüdüm, insanlarını tanıdım, havasını soludum, suyunu içtim.
Yaprakları dökülüyor diye hoyratça budanan o meşe ve çınarların gölgesinde tavla oynadım.Metin Özdamar’la, Metin Pınarla, Selçuk Sayanla.
Yenilince çok çay ısmarladık Metin Pınarla birlikte.
Recep Denizli’ye, Terzi Yusuf’a,rahmetli Abbas Darıcı’ya ve hatırlayamadığım birçok esnafa.
Hayat beni eğitim, meslek ve akademik çalışmalar nedeniyle başka şehirlere götürdü.
Ama Taşova hiçbir zaman geride bıraktığım bir yer olmadı.
Yılda bir kere de olsa berber Metin abiye tıraş olurum.
Ali Rıza Ağış ile Yeşilırmak kenarında yürürüm.
Taşova Belediyesi Park Cafe Restoran Sosyal Tesissisinde yemek yerim.
Yeşilırmak sahil kenarı parkında,Nevres Darıcı ile oturur sohbet ederim.
Çünkü Taşova benim için yalnızca bir ilçe değildir.
Çocukluğumdur. Hatıralarımdır. Memleket duygumdur.
İşte bu nedenle zaman zaman kendime şu soruyu soruyorum:
Başkan olsaydım Taşova için ne yapardım?
Aslında bunun bir bölümünü daha önce yazmıştım.
Taşova'dan ayrılırken yanınızda ne götürürsünüz diye sormuştum.
Elma mı?
Ama bazen bulamazsınız. Bulduğunuzda ise taşıyabileceğiniz miktar bellidir.
Peki neden elmayı sadece elma olarak satalım?
Elma şekeri, elma tatlısı, elmalı lokum, elma çiçeği kolonyası, elma çiçeği balı…
Çoğaltabiliriz.
Yani mesele sadece üretmek değil.
Ürettiğini işlemek, markalaştırmak ve satabilmek.
Tam da burada Taşova'nın geleceği açısından önemli bir tartışma başlıyor.
Çambükü mevkiinde yaklaşık 79,02 hektarlık tarım alanının Taşova OSB olarak planlanması gündemde.
Benim yaklaşımım sanayiye karşı çıkmak değil.
Ama sanayiyi tarımın ve doğal çevrenin karşısına koymak da doğru değil.
Taşova'yı betonlaştırarak değil, doğal ve ekonomik değerlerini koruyarak büyütmeliyiz.
Peki ne yapardım?
Çok şey.
Önce Taşova markasını oluştururdum.
Kent logosu, turizm kimliği, yöresel ürün ambalajları, tabela sistemi, tanıtım filmleri, fotoğraf arşivi, kent rehberi…
Taşova'nın kendine ait bir görsel dili olurdu.
Mesleğim nedeniyle bunu özellikle önemsiyorum.
Çünkü bir kentin sadece nüfusu ve binaları yoktur.
Bir kimliği de vardır.
Sonra üretime bakardım.
Taşova'nın elması var.
Çiçek bamyası var.
Kirazı var.
Tütünüyle ilgili bir geçmişi var.
Boraboy'u var.
Yeşilırmağı var.
Ama bunların kaçı gerçek anlamda Taşova markasına dönüşmüş durumda?
Hiçbiri.
Hatta tescillenen çiçek bamyasında, turizm bölgesi Boraboy’da Taşova’nın adı bile geçmiyor. Elma, zaten Amasya ile anılıyor.
İyi de ne yapılabilir?
Çok şey.
Kooperatifleşmek.
Taşova ürünlerini bir çatı altında toplardım.
Ürünleri işler, paketler, markalaştırır ve e-ticaret üzerinden satardım.
Hatta çevre illerde Taşova ürünlerinin satıldığı kooperatif mağazaları açardım.
Üretici kazanırdı.
Belediye kazanırdı.
Taşova kazanırdı.
Sonra ne olur?
Soğuk hava depoları gerekir.
Paketleme tesisleri gerekir.
Yeni üretim alanları gerekir.
Gençlerin tarıma dönmesi için yeni fırsatlar oluşur.
İşte benim görmek istediğim kalkınma budur.
Tarım mı, sanayi mi?
Neden biri diğerinin alternatifi olsun ki?
Tarım ürünlerini işleyen, paketleyen, depolayan sanayi neden olmasın?
Gıda sanayisi, paketleme, soğuk hava depolama, tarım teknolojileri, tarım makineleri, ahşap ve orman ürünleri, yenilenebilir enerji…
Taşova'nın üretim yapısıyla uyumlu bir sanayi modeli neden kurulmasın?
Peki turizm?
Boraboy'a gelen insan neden Taşova merkezine gelmesin?
Boraboy → Taşova merkez → Yeşilırmak → yöresel ürünler → yerel yemekler → kültürel mekânlar…
Bir turizm rotası oluşturulabilir.
Milyonlarca liralık tesislere her zaman gerek yok.
Bazen iyi bir kent haritası, yönlendirme levhaları, tanıtım filmi, internet sitesi, sosyal medya ve yöresel ürün pazarı bile başlangıç için yeterlidir.
Yeşilırmak?
Taşova'nın içinden geçen Yeşilırmak sadece bakılacak bir nehir değildir.
Yürüyüş yolları…
Bisiklet güzergâhları…
Dinlenme alanları…
Seyir noktaları…
Açık hava etkinlikleri…
Hatta, sandal gezintileri…
Hatta plajlar…
Ama beton değil.
Doğayla uyumlu bir yaşam alanı.
Gençler?
Ben olsam bir Gençlik ve Tasarım Merkezi kurardım.
Gençler bilgisayar kullanabilsin.
Grafik tasarım öğrensin.
Fotoğraf ve video üretsin.
Yapay zekâ uygulamalarını öğrensin.
Ders çalışsın.
Proje geliştirsin.
Yani Taşova'dan dünyaya üretim yapabilsin.
Bu kadar mı?
Elbette hayır.
Kent hafızası.
Bunu da unutmazdım.
Eski Taşova fotoğrafları toplanırdı.
Eski esnaflar, yaşayan hafızalar ile konuşulurdu.
Köylerin geçmişi kayıt altına alınırdı.
Taşova’nın yaşayan hafızalarının anıları videoya alınırdı.
Eski belgeler dijitalleştirilirdi.
Bunların tamamı “Dijital Taşova Arşivi” adı altında toplanabilirdi.
Belki bir gün Taşova Kent Müzesi kurulabilirdi.
Hatta bunun için çaba bile sarfetmiştik.
Şimdiki Pazar alanın üstünde muhteşem bir taş bina vardı.
Evet, eski cezaevi.
O binanın kent müzesine dönüştürülmesi için çok uğraştık ama olmadı.
Şu an o binadan eser yok.
Tıpkı Taşova lisesi, Taşova Hükmet konağı ve daha niceleri gibi.
Yazık oldu.
Çünkü bazı şeyler kaybolduktan sonra geri getirilemiyor.
Neyse…
İyi güzel de…
Para?
Taşova Belediyesi'nin 2025 kesin hesabında yaklaşık 187,3 milyon TL gelir, 168,4 milyon TL gider gerçekleşmiş. 2025'ten 2026'ya yaklaşık 30,2 milyon TL nakit devri söz konusu.
2026 yılı toplam tahmini bütçesi ise yaklaşık 275 milyon TL.
Ama burada önemli bir ayrıntı var.
Bu 275 milyon liranın tamamı yatırım parası değil.
Personel var.
Temizlik var.
Ulaşım var.
Bakım var.
Hizmet alımları var.
Altyapı var.
Yani “275 milyon lira var, tamamını yatırıma harcayalım” demek gerçekçi olmaz.
Ama asıl soru başka:
Bu bütçenin ne kadarı Taşova'nın geleceğini oluşturuyor?
Ben başkan olsaydım önce bunu sorgulardım.
Her harcama kalemini incelerdim.
Tasarruf edilebilecek alanları belirlerdim.
Sonra da parayı 10-15 küçük projeye dağıtmak yerine birkaç temel projeye yoğunlaştırırdım.
Çünkü 10 proje başlayıp hiçbirini bitirememektense, 2-3 projeyi tamamlamak ve Taşova'ya kalıcı eser bırakmak daha anlamlı olabilir.
Benim belediyecilik anlayışımda soru şu olmazdı:
“Ne kadar para harcadık?”
Şu olurdu:
“Harcanan her lira Taşova'ya ne bıraktı?”
Ve bütün bunlar için 5-10 yıllık bir Taşova Kalkınma Planı hazırlardım.
Tarım…
Turizm…
Çevre…
Gençlik…
Kültür…
Kent estetiği…
Dijitalleşme…
Hepsi aynı planın içinde olurdu.
Çünkü Taşova'nın sorunu yalnızca para değil.
Öncelik meselesi.
Neyi öncelediğimiz meselesi.
Nasıl bir Taşova istediğimiz meselesi.
Ben nasıl bir Taşova isterdim?
Üretim yapan…
Ürününü markalaştıran…
Gençlerini kaybetmeyen…
Doğasını koruyan…
Boraboy'uveYeşilırmak’ı ekonomik değere dönüştüren…
Geçmişini unutmayan…
Ama geleceğe de bakan bir Taşova.
Ve en önemlisi…
Taşova'dan gidenlerin geri dönmek isteyeceği, burada kalanların da gitmek zorunda hissetmeyeceği bir Taşova.
Çünkü mesele sadece bir ilçeyi yönetmek değildir.
Tüm başkanlarımız bunu çok iyi yaptı zaten. Onlara her zaman minnet duyacağız elbet.
Mesele, Taşova'nın gelecek kuşaklara nasıl bırakılacağıdır.
275 milyon lira Taşova'yı bir yılda değiştirecek sihirli bir para değildir.
Ama doğru önceliklerle kullanılırsa, Taşova'nın gelecek on yılını değiştirecek ilk adımların kaynağı olabilir.
Mesele bütçenin büyüklüğü değil, o bütçeye hangi gözle baktığınızdır.





