GÜNCEL
Giriş Tarihi : 30-10-2021 09:47   Güncelleme : 30-10-2021 09:47

TARIM DİBE VURDU, HASAT MASRAFI KARŞILAMIYOR

Amasya ve Taşova ilçemizin arasında vadiye kurulan HES’ler nedeniyle tarım dibe vurdu. Yeşilırmak Çevre Platformu Sözcüsü Kuru: Karadeniz’in sebzesi Taşova Umutlu köyünden giderdi. Ama şimdi böyle bir durum yok Orta Karadeniz’de bulunan Amasya şehri doğal güzelliğinin yanı sıra şehrin içinden geçen Yeşilırmak ile bölgenin önemli tarım şehirlerinden birisi. Fakat şehrin farklı bölgelerinde kurulu madenler ve Hidro Elektrik Santralleri (HES) halkın gelir kaynağı tarımı bitirme noktasına getirdi.

TARIM DİBE VURDU, HASAT MASRAFI KARŞILAMIYOR


Amasya ve Taşova arasında vadiye kurulan HES’ler nedeniyle tarım dibe vurdu. Yeşilırmak Çevre Platformu Sözcüsü Kuru: Karadeniz’in sebzesi Taşova Umutlu (Andıran) köyünden giderdi. Ama şimdi böyle bir durum yok...
Orta Karadeniz’de bulunan Amasya şehri doğal güzelliğinin yanı sıra şehrin içinden geçen Yeşilırmak ile bölgenin önemli tarım şehirlerinden birisi. Fakat şehrin farklı bölgelerinde kurulu madenler ve Hidro Elektrik Santralleri (HES) halkın gelir kaynağı tarımı bitirme noktasına getirdi.

Kentte aktif halde bulunan 21 HES’in 16 tanesi merkez ile Taşova ilçesi arasında tarım yapılan vadi üzerinde kurulu. Yeşilırmak Çevre Platformu Sözcüsü Fazlı Kuru, HES'ler nedeniyle tarımın ve sulara verdiği zararları, köylülerin bu seneki hasatta büyük zarar ettiklerini üreticinin masrafların karşılayamayacak durumda olduğunu dile getirdi.  

SU TOPRAKTAN KOPARILDI 
MA'dan Tolga Güney'e konuşan Fazlı Kuru vadinin mikro klima iklim özelliğine ve HES'lerin tarıma verdiği zarara değinerek “HES’ler suyun kullanım hakkını almak demek, bu suyu istediği zaman satabilmesi anlamına geliyor. Eğer koşullar uygun olursa, bu vadideki sebze üreticilerine suyu parayla satacaklar” dedi.

HES’lerle suyun topraktan koparıldığını dile getiren Kuru, bunun da yer altı ve yer üstü suları arasındaki sirkülasyonun önünün kesilmesine yol açtığını belirtti. “Yer altı sularının daha derine gitmesi toprağın nemini koruyamamasına yol açıyor” diyen Kuru, “Bu durumda da tarım üretimi olamayacaktır. Bundan dolayı bu bölgedeki tarım üretiminin dibe vurması anlamına gelir. Ziraat Odaları ile beraber yaptığımız tespitlere göre bölgede zaten büyük toprak sahipleri yok. Bölgede kendi mülkünde kendi çapında üretim yapıp, pazara sunarak kendi masrafını karşılayabilecek üreticiler var” diye konuştu. 
TARIM DİBE VURDU, HASAT MASRAFI KARŞILAMIYOR
HES’lerle birlikte doğanın talanının yaygınlaştığını ve tarımın önünde bir engel olarak ortaya çıktığına dikkat çeken Kuru, “Şirketler ‘bu tarıma zarar vermiyor ırmaklarda can suyunu bırakıyoruz’ diyor. Oysa tüm canlıların ihtiyacı olan su HES ile engelleniyor. Köylüler ile konuştuğumuzda bu seneki hasatta büyük zarar ettiklerini söylüyorlar. Özellikle sebze üretimi yapanlar masrafların altından kalkacak durumları olmadığını söylüyor. Karadeniz’in sebzesi Taşova Umutlu (Andıran) köyünden giderdi. Ama şimdi böyle bir durum yok. Şimdi üretim olmamış. Hasat, masrafı bile karşılamıyor" diye belirtti.

BANKALAR VERİMLİ TOPRAKLARI ŞİRKETLERE SATACAK
Her sene zarar eden köylünün bankalara borçlu olduğunu sözlerine ekleyen Kuru, Amasya-Taşova arasındaki verimli arazilerin büyük çoğunluğunun özel bankalara ipotekli olduğunu kaydetti. Köylülerin borcu borçla kapatma yoluna gittiğini dile getiren Kuru, “Bankalar ele geçirdiği bu verimli toprakları şirketlere satacak. Bunun altında yatanda endüstriyel tarıma yönelik planlardır” şeklinde konuştu.

İktidarın tarımı bilinçli bir şekilde tasfiye etmeye çalıştığını ifade eden Kuru, bölgedeki yurttaşların artık tarım ile geçinemediğini söyledi. Ulusal bir tarım politikası olması gerektiğin belirten Kuru, şöyle devam etti: “Her üretimin belli bir tüketim oranının hesaplayarak, ne kadar ihracat yapılacağını ya da üretim yapılacağını hesaplayan bir model yok. Herkes kendi bildiği gibi yapıyor, iktidarda bunu teşvik ediyor zaten. Bu yüzden tarım bu bölgede dibe vurdu.” 

Kuru, ayrıca eskiden balık çeşitliğinin olduğu Yeşilırmak’ta, artık balığın yok denecek kadar az olduğunu da dikkat çekti.