Halden şikayet şarkın ezeli dertlerinden ve Kadim zamanların hastalığıdır. Herkesin halden şikayetçi olduğu bir zamanı yaşıyoruz. Bir dokun, bin ah işit. Şair Azmi-i Amidi hastalığın çaresine mısraları ile seslenerek; tavsiyede bulunuyor;
İtiraz ko, bozuldu gülşen-i alem deyu
İşbu bağ-ı bekanın bağbanı sen misin?
Şöyle diyor;
( Bu dünya bozuldu diye itiraz etmeyi, yakınmayı bırak artık. Bu bekasız bahçenin bahçıvanı sen misin? )
Gülşen-i alem - Dünya Bahçesi, Bağban - Bahçıvan.
Dost ve arkadaşlarımızı bir bir kaybettikçe “Gittikçe artıyor yalnızlığımız” dertlenmesi yapanların yüreğine Şair Eşref su serpiyor;
Düşünsek biz, ölümden korkmamak lazım gelir zira
Yerin altında üstünden ziyade akrabamız var.
Şair Latifi; mecanin-i kütüb yani kitap delilerinin mal varlığını açıklamış;
Nitekim eğlencesidir mal ü servet cahilin
Ehl-i irfanın da mal-i bişumardır kitab
( Mal ve servet cahilin eğlencesi iken, kitap da irfan sahiplenmiş sonsuz servetidir,
Mal-i bişümar - Sonsuz servet, sınırsız mal
Şeyh-ül islam Ebussuud Efendi’nin fetvası;
Terket heva-yı şi’ri ki sevda-yı hamdur.
Şihr-i helal olursa da dime haramdur.
( Şiir yazma hevesinden vazgeç çünkü o boş bir hevestir,
Ancak çok güzel söylenmiş şiirler olunca da haramdır deme )
Meşhur bir Şeyhülislam olan Ebu suud Efendi’nin büyüleyen bercesteler yazma konusunda vermiş olduğu bu fetvayı okuyunca Taşova’mızda 11 yıl ilçe milli eğitim müdürlüğü yapan, ilçemizde şiir etkinlikleri tertipleyen, şiirleri bestelenen şair dost Alirıza Atasoy’u hatırladık. İlk mısrada tedirgin olduk. İkinci mısrada Ebu Suud Efendi’nin büyüleyici güzellikteki şiirlere verdiği olumlu fetvayla rahatladık.
Değerli şairimiz Alirıza Atasoy’un daha nice bercestelerini okumak dileğiyle kalemine ve yüreğine sağlık diyorum.
Şair Harputlu Hayri, “İçiyoruz ama sorun bakalım niye içiyoruz” diyerek gerekçesini izah ediyor;
İstekle midir içtiğimiz bade azizim
Dert ateşini zehr ile söndürmek içindir.
Mey, neşeye de zevke de mahsus değildir,
Erbab-ı gamı belki tez öldürmek içindir.
Esad Muhlis Paşa da içkiden başka haramların olduğunu;
haram olan her şey eğer içki gibi sarhoşluk verseydi,
kimin ayık kimin sarhoş olduğunu işte o zaman anlayabilirdik diyor mısralarında;
Mey gibi her bir haramın sekri olsaydı eğer
Ol zaman malum olurdu mest kim huşyar kim
Tıbbın temel kuralıdır; “Aman önce zarar verme” der. Latincesi “Primum Nil nocere!” Divan şairi Fani de insanoğluna sesleniyor;
İnsaf kıl ey hayr ü şerre muktedir adem
Nef’in yok ise kimseye bari zarar etme
( Ey hayra da şerre de muktedir olan insan, birine faydan olmuyorsa insaf et ve zarar da verme.
Nef - fayda
“Sevmeyi bilmiyorsanız eğer neye yarar, güneşin doğması veya batması.” diyor şair. Zaman zaman halinden şikayetçi olduğumuz dünyayı güzellikler kurtaracak ve her şey sevmekle başlayacak. Aşık Veysel’in gözleri görmüyordu ama idi. Lakin yarinin gül nakışlı olduğunu biliyordu.
Yeni mektup aldım gül yüzlü yardan
Bekleme yolları, gel deyi yazmış.
Evet sadece gözle yetmiyor, kalple fikirle de görmek gerek. Kalbiyle konuşan, diliyle konuşandan üstündür. Aşık Veysel gibi kalbiyle konuşanlar daima sevgiyle anılacaklar.
İnsana insanlığa iyiliğe güzelliklere dair söylenmiş sözler unutulmamalıdır, unutursak fakirleşiriz diye korkarım. O itibarla kelamın söylediği, kalemin yazdığı divan edebiyatımızın berceste beyitlerini hatırlatmak istedik. Zira sönmez seher-i haşre kadar şi’r-i kadim elden ele devredilen bir meşaledir. Ve o sözler şairlerden kalan öyle sözlerdir ki, darb-ı mesel atasözü ayarında bir hediye olarak kalmışlardır.
Fiyatın değer olarak sunulduğu günümüz dünyasında bize beyitleriyle edebiyatın bir değer olduğunu öğreten tüm şairlerimize selam olsun…
